Hz. Ali (r.a)’ya nispet edilen önemli bir söz şöyledir: “Bir zaman gelecek. İnsanlar, camileri fizikî olarak yapacaklar. Ancak manevi olarak yıkacaklar.” İmamın dediği zaman bu zaman değilse ne zamandır? İnsanların, camilerin nakış, çini ve süslerine servetler döktüğü, ama maalesef, taat ve ibadet konusunda boş bırakmak suretiyle yıktığı bir dönemdeyiz… Hâlbuki camilerin manevi imarı, maddî ve fizikî yapısından çok daha önemli ve önceliklidir.

Camilerimizin sadece fizikî yapısıyla ilgilenirsek, görevimiz eksik kalır. Başta İslâm’ın ihyasında mescitlerin rolünü kavramalı ve mescitlere en başta yüklenmiş olan fonksiyonların büyük bir kısmını kazandırabilmek için çalışmalıyız. Bu fonksiyonlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz: İbadetgâh, karargâh, hükümet konağı, adliye sarayı, itikâf yeri, tekke, zaviye, düğün salonu, eğitim alanı, sevinç ve tasaların paylaşım meydanı… Evet tüm bu fonksiyonlar, Resulullah (sav) ve ashabı döneminde Mescidi Nebevî’de bizzat yaşanmıştır.

Güzel bir Arap atasözü vardır: “Fadlü’l-mekân bi’l-mekîn” yani bir mekânın değeri, o mekânda oturanlar, sakinleriyledir. Dolayısıyla camilerin değeri de cemaatleriyledir.

“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe 9/18)

“Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse) ancak korka korka girebilmelidirler. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.” (Bakara 2/114)

Birbirini tamamlayan bu ayetlerden çok dersler alınabilir. Biz kısaca bir kısmını özetleyelim.

  • Mescitler Allah’ındır. Bizi oralara götüren her adım, İlahî rahmete yaklaştıran bir adımdır.
  • Mescitlerin imarı, iman ve ahiret bilincini gerektirir.
  • Ahirete sermaye biriktirmek, cami merkezli bir hayat gerektirir.
  • Cami merkezli hayat, Allah (c.c) korkusu ve cesaret kaynağıdır.
  • Doğru yol, cami yoludur. Cami yolculuğu, doğruya götürür.
  • Cami inşası sadece duvarını ve damını yapmak değildir. Manevi inşa, fizikî inşadan daha önemli ve önceliklidir.
  • Camilerin yıkılması da iki yönlüdür; maddi ve manevi…
  • Mescitleri manen yıkmak sadece oralarda Allah’a (c.c) ibadeti engellemek değildir. Asıl tehlikeli olan, camilerin Müslümanlarca boş bırakılmak suretiyle manen yıkılmasıdır.
  • Mescitleri kaybedenler, cami merkezli hayatı da kaybetmiş olurlar. Böylesi bir toplum için dünyada zillet ve rezalet, ahirette büyük azap mukadderdir.

Aslında diyebiliriz ki, özellikle manevi yönüyle olmak üzere mescit bina etmek, İslâm toplumunu, hatta İslâm devletini bina etmektir. Mescitleri boşaltarak manen yıkmak da İslâm toplumunu ve dolayısıyla ümmeti yıkmaktır.

Artık Cami Merkezli Bir Hayat

Camiler konusunda asıl üzerinde durmamız gereken konu budur. Evet, her Müslüman bu ruh ve şuuru kuşanarak her biri önce kendi hayatını, sonra çevrelerini cami merkezli/İslâmî hayata dönüştürürse ümmetin dönüşümü de uzak değildir.

Cami Merkezli Okul, Üniversite ve Diğer Kurumlar

Resulullah (sav) Mescidi Nebevî’yi sadece ibadetgâh olarak inşa etmedi. Bu mescidin bünyesinde Suffe medresesini, yani İslâm orta öğretim okulu ve üniversitesini de inşa etti. Bu, cami merkezli orta öğretim okulları, her seviye ve branştan üniversitelere açık örnektir. Resulullah (sav) aynı mescidi, ordu karargâhı, hükümet konağı ve İslâm devletinin her bir dairesinin işlevini gören bir mekân olarak da kullanıyordu. Ayrıca her tür sevinç ve tasanın yaşandığı sosyal faaliyetlerin de merkeziydi Mescidi Nebevî idi…

Yetişmiş Bir Toplum İçin Medrese

Camilerin fonksiyonlarıyla birlikte hayatın diğer tüm safhalarında İslâmî hayatı ihya ve inşa etmek için medreselerin rolü tartışılmazdır. Zira İslâm’ın iki temel ve ana kaynağı olan Kur’ân ve Sünnet Arapçadır. Bu iki kaynağı gereği gibi anlayıp anlatacak ve yaşanmasını sağlamak için çalışacak âlim kadrolar, ancak bu vazifeyi önemseyecek eğitim kurumlarının yanında medreselerle mümkündür. Ayrıca ulemanın önderliğinde İslâmî hayatı yaşayacak nesillerin yetişmesinde de medreseler önemlidir.

Toplumun huzurunda medreselerin gücü…

Resulullah’ın (sav) bi’setinden önce başta Arap yarımadası olmak üzere insanlığın tümünün ne büyük huzursuzluklar içerisinde olduğu malumdur. O vahyin öğretileriyle insanlığı aydınlatmaya başladığında tüm kötülükler zamanla iyiliklere evirildi. Zulmün yerini adalet, bencilliğin yerini paylaşım, düşmanlığın yerini kardeşlik, dayanışma, yardımlaşma aldı. Birbirlerinin canlarına kıymak için fırsat kollayan vahşi insanlar, birbirleri uğrunda can vermeyi, cana minnet bilen sahabeye dönüştüler. Birbirlerinin mallarını talan etmek için bahane arayan eşkıya, birbirlerinin yoluna servetlerini seren evliyalara dönüştü. İşte bütün bunlar, Nebevî medresenin yani ilk İslâm üniversitesinin gücüyle oldu. Medreselerin faydalarını sayacak olursa genel olarak şu hususlardan bahsedebiliriz.

  1. Yeniden Medreseye Dönüş

Şu an insanlık yeniden Avrupa’daki Ortaçağ karanlığına geri dönmüşse İslâmî rotayı terk ettiğindendir. İnsanlığı İslâm’dan uzaklaştırmakla karanlığa gömenler, cürümlerini İslâm’a iftiralarla örtmeye çalıştılar… Ama artık insanlık uyanıyor. İlmin ve medresenin gücü, yeniden Peygamber varisliğini kuşanarak Asrı Saadet İslâm’ını insanlığa ulaştırma yolundadır.

“Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.” (Bakara 2/257)

İnsanlık, çağdaş cahiliye karanlığından yeniden İslâm’ın aydınlığıyla kurtulacaktır. Bunu da Resulullah (sav)’ın varisi davetçi âlimler yapacaktır. Bu âlimler bu mübarek davaya odaklanmış İslâm medreselerinden yetişecektir.

  1. Medreselerin Toplumsal Barışa Katkısı

İnsan ekmeksiz susuz yaşayabilir, ama huzur, güven ve barışsız yaşayamaz. Ümmet birliğini kaybedeli, huzur ve barışı da kaybettik. Bir asra yakındır dışardan ve içerden müdahalelerle ve her vesileyle ümmet arasında fitne ve fesat yayılıyor, ihtilaflar körükleniyor, iftiraklar ihdas ediliyor. Tüm bunlar da toplumsal barışı yok ediyor. Barışın yerini, husumetler, nefretler, düşmanlık, çatışmalar hatta savaşlar alıyor.

Cehalet her kötülüğün kaynağı olduğu gibi her iyiliğin de en önemli engelidir. Cahil toplumlarda bireyler, kendilerine, ailelerine, topluma, ümmete, insanlığa ve hatta çevreye karşı sorumluluklarını yerine getiremezler. İnsanlar sorumluluklarını bilmeden nasıl yerine getirsinler ki. Çünkü cahildirler. Medreseler bu cehaleti ortadan kaldırma yolunda büyük bir boşluğu doldurabilir.

  1. Cehalet Ancak İlimle İzale Edilir

Genelde İslâm âleminin, özelde ülkemizin yakın geçmişte atlattığı badireler malumdur… Tevhidi Tedrisat adı altında medreseler neredeyse yok edilmiş. Uzun bir zaman elifba bulundurmak dahi büyük suçlardan sayılmış. Sırf ilme hizmetleri sebebiyle idam edilen, sürgün edilen, faili meçhullerle infaz edilen ulemanın sayısı bilinmemektedir. Bu çorak dönem ülkemizde ilmin kaynağını kurutma derekesine varmıştır. Tabi âlimlerin olmadığı yerde de cehaletin yayılıp kuşatması tabiidir.

Seksenli yıllarda medreseler açısından yeniden filizlenmeler başlamıştır. Bu gelişmeler toplumsal barışa, cehaletin kısmen izalesine ve daha birçok hayırlara vesile olmaya başlamışken 28 Şubat sürecinde yeniden geriye gidişler olmuştur. Kur’ân kursları, medreseler gibi hayır kurumları gibi onlarca medrese de eğitim ve öğretimine ara vermiş, böylece toplumsal barışın büyük bir tehditle karşı karşıya kalmıştır.

  1. Anarşi ve Terör Cehaleti Sever

Resulullah (sav) sahih hadisinde, 99 adam öldürüp sonra bunu yüze tamamlayan, israiloğullarından bir adamı anlatır. Bu tür insanların suç makinalarına dönüşmelerinin en büyük sebebi yine cehalettir. Bu yüz cinayet işleyecek kadar gaddar olan adamın doğruya yönlendirilmesinde yine ilmin ve âlimin etkisini görürüz. Hadiste ayrıca “yarım hoca, dinden eder” gerçeğini de net olarak görmekteyiz. Nitekim işinin ehli olmayan ilk âlim hem kendi canından olmuş hem de bu suç makinasını durduramamıştır.

Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ilmin toplumsal barışa katkısı çok daha net anlaşılır. Çoğu kere yıllar süren kan davaları, etnik ayırımcılık vb. husumetler sebebiyle neş’et eden düşmanlıklar, yıllarca insanlara hayatı zehir etmiştir. İşte böylesi zemin ve zamanlarda ilmin ve ulemanın toplumsal barışa katkısı ilaç gibi yetişir.

  1. Âlimsiz Toplum, Pusulasız Gemi

Pusulasız gemi hedefine hiç varamaz veya çok geç varır. Belli bir rotası yoktur. Kayalıklara çarpıp parçalanma veya Tih Çölü misali yıllarca yerinde sayma tehlikesi vardır. Tıpkı bunun gibi âlimsiz toplum da öyledir. Dünyada huzur, barış ve izzete, ahirette ebedi saadete ya varamaz ya da nice badirelerden sonra çok gecikmeli olarak varır.

Önceki İçerikMüslümanın İhtilaf Kültürü
Sonraki İçerikLütfunda Bir Zerre