“İslam, toplumu, teberrücün doğuracağı felaketlerden korumak, cemiyeti fitne unsurlarından ve sapıklığa sürükleyen sebeplerden uzaklaştırıp temizlemek, bunların yerine İslam’ın edebini, hikmetini, şuurunu ve zevkini yerleştirmek istedi.”

İslam yeryüzünü teşrif edince hayatınher sahasında bir zihniyet değişikliğine gitti. Ne Yahudilere ne de Hristiyanlara benzemek doğru olmayacaktı. Çünkü yanı başlarında tahrif edilmiş dinlerin mensupları vardı ve bunları taklit etmek ya da onlar gibi yaşamak yaraşmayacaktı. Hayatın her alanında değişikliğe giden İslam bunu tesettür konusunda da yaptı. Allah (c.c.) mü’min kadının nasıl ibadet edeceğini belirlediği gibi nasıl örtüneceğini de kayıt altına almıştır. Vahiyle gelen emirler mü’minlerin annelerini muhatap aldığı gibi diğer bütün mümin kadınları da muhatap alıyordu. Zihniyet değişti. Her türlü cahili adete ve geleneğe karşı savaş açıldı. Nasıl içki ve zina haram kılındı ise açıklık-saçıklık da haram kılındı. Hayatın her alanı İslam’ın eşsiz ilkeleriyle donatıldı. Emir açık ve kesindi. O da şuydu: “Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı
gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”1 Cahiliye döneminde kadınlar açık-saçık idiler ve bu da onların rahatsız edilmelerine yol açıyordu. Bunun önüne geçmek icab ediyordu. Resûlullah (s.a.s)’in eşleri ihtiyaçlarını gidermek için geceleyin dışarı çıkarlardı ve o sırada münafıklar onlarla karşılaşır ve eziyet ederlerdi. Onlar da bundan şikâyetçi oldular.2 Münafıklara bu durum hatırlatılınca “Şüphesiz ki biz bunu cariyelere yapıyoruz” dediler. Bunun üzerine şu ayet indi: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur.”3 Görüldüğü üzere Medine’deki cariyelerin rahatsız edilmeleri, sefihlerin onlarla karşılaşıp kendilerine eziyet vermeleri şeklinde idi. Hür kimseler dışarı çıktığında, cariye zannedilip eziyete uğrarlardı. Bunun üzerine Allah onlara dış örtülerini üstlerine almalarını emretti.4 Çünkü Cahiliye hali, teberrüc haliydi. İslam’ın sunduğu hal ise tesettür hali oldu. Tesettür bu manasıyla değer vermek anlamına geliyordu, korumak demekti. İffet ve ahlakı muhafaza altına almak demekti. Ayet-i kerime açılıp saçılmayı bir cahiliye adeti olarak göstermektedir. Ayet her ne kadar müminlerin annelerine hitap etmekte ise de bütün mümin anne ve kızları da ihtiva etmektedir. Bize ulaşan rivayetlerde, kadınların erkekler arasına çıkıp gezdiği, kırıtan, dikkati çeken bir yürüyüşlerinin olduğu şeklindedir. Ayette geçen teberrüc ifadesinden maksadın, kadınların örtüyü başına atıp onu bağlamadan bıraktığı, gerdanlık, küpe boyun ve boğazını açık bulundurduğu ve bunun cahiliye döneminin teberrücü olduğu belirtilmiştir.5 Seyyid Kutup bu konuda şunu söyler: “İslam, toplumu, teberrücün doğuracağı felaketlerden korumak, cemiyeti fitne unsurlarından ve sapıklığa sürükleyen sebeplerden uzaklaştırıp temizlemek, bunların yerine İslam’ın edebini, hikmetini, şuurunu ve zevkini yerleştirmek istedi”.6 “Cahiliyet kirlerinden arınmayan bir cemiyette temizlik, nezahet ve bereket gibi faziletlerden bahsetmek abes ve fuzulidir.”7 O halde teberrücden uzak durmak bütün müminlerin şiarı olmalıydı.
Teberrüc, süslenip bunu, başkalarına göstermek üzere dışarı çıkmak şeklinde de açıklanmıştır.8 İslam bunu ilelebet men etmiştir. Teberrüc, bir şeyin gözler için açığa çıkıp belli olmasıdır, görünmesi demektir. Bu kelime hakkında söyle denmiştir: “Büyük ve açık gemi, yani üzerinde örtü bulunmayan açık gemi”9 Dini literatürdeki anlamı şudur: Kadının ister bedeninin bir parçası ya da herhangi bir organının hareketi ile olsun, yürüme ve konuşmasındaki üslubu, kendisiyle süslendiği veya giydiği bir süsü eşyası vb. şeyler gibi yabancı erkeklere karşı gizlenmesi gereken zinet ve alımlı hareketleri açığa vurmayı kasd edip buna gayret etmesidir.10 Cahiliye devri kadını, göğsünü açarak, bazen boğazını, saçlarının ucunu, küpelerini de açık bulundurarak erkekler arasında gezer dolaşırdı. Bunun üzerine Allah, mümin kadınlara giyim-kuşam hususunda örtülü olmalarını emretti. Bütün mümin anneler ve kızlar, Allah’ın kendilerine has kıldığı bu emri hayatlarında gösterdiler. Resûlullah’ın Medine’sinde bir Yahudi, Müslüman kadının bedenine karşı bir saldırı ve saygısızlık yaptığında bunun bedelini hayatıyla ödemişti. Buna müdahale eden Müslüman da şehit düşmüştü. İffet, izzet ve şeref kavramlarının mümin kadının varlığında değer kazanması bu açıdan önemliydi. Bu konuda herhangi bir saldırıda bulunan bu konuda yanlış yapan bedelini öderdi. 28 şubat döneminde Müslüman kadının örtüsüne el uzatıldı. Kimisi yerlerde sürüldü. Kimisi ikna odalarında teberrücün ilk adımı olan tesettürsüzlüğe ikna edilmeye çalışıldı. Rablerinin emrini işittik ve itaat ettik ilkesiyle karşılayan ve imanlarından güç alan mümin kızlar dayatmalara ve fetvacıların fetvalarına aldırış etmediler. İmanlı kızlarımız bir tavizin, peşinden onlarca tavizi getireceğini iyi biliyorlardı. Uzun zaman sonra Allah (c.c.) onlara mücadelelerinin mükafatını en güzel şekilde verdi. Sırf tesettürleri yüzünden işlerinden olanlar yıllar sonra Allah tarafından en güzel mükafatla karşılandılar. Hem işlerine geri döndüler hem de imtihanı kaybetmemiş olmanın tadına vardılar. En büyük kazanç da bu değil miydi? Allah samimi kulunu hiç yalnız bırakır mıydı?
“İslam, toplumu, teberrücün doğuracağı felaketlerden korumak, cemiyeti fitne unsurlarından ve sapıklığa sürükleyen sebeplerden uzaklaştırıp temizlemek, bunların yerine İslam’ın edebini, hikmetini, şuurunu ve zevkini yerleştirmek istedi.”
İlk Asrın Cahiliyesinden Yirminci Asrın Cahiliyesine “Bu asrın cahiliyeti teberrücün öyle çeşitli ve değişik şekillerini karşımıza çıkardı ki ilk dönem cahiliyetinin teberrücü bunların yanında bir çeşit utanma ve şeref sayılır.”11 Tesettür, örtünmek, kuşanmak, başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarına gelir. Terim olarak ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelime Arapça setr kökünden türemiştir. Setr, örtmek, gizlemek ve perdelemek anlamlarına gelir. Sitr ise gizlenmeye yarayan engel ve perde için kullanılır. Mecazen de çekinme, korku, haya anlamlarını ifade eder.12 Sahabeden Abdullah b. Mesud, “Resûlullah (s.a.s) şu on şeyi sevmezdi” derken bunlar arasında kadınların süs için kullandıkları boya ve zineti, yani “süsü uygun olmayan yerde açmak” şeklindeki hususları da saymıştır.13 Bu ve daha başka naslar, kadının açılıp saçılmasını kötülemekte ve bundan şiddetle sakındırarak tehdit etmektedir. Dışarıda çalışan kadınlar örtülerine çok dikkat etmelidirler. Müslüman kadının bedeni kendisine bir emanettir, onu muhafaza etmelidir, müslüman kadın iffetini korumakla İslam’ın iffetini korumuş olur. İffetine dikkat etmemekle inancına/İslam’a zarar verir. Müslüman kadın kendi tesettürünü düşündüğü gibi kız çocuklarının da tesettürünü düşünür. Çocuklarına İslam’ın bu konudaki emir ve tavsiyelerini hatırlatır, onlarda tesettür bilincini güçlü hale getirir. Belki de Müslüman kadının İslam’a yapacağı en büyük hizmet tesettürü muhafaza etmesidir. İslam’ın toplumsal hayattaki saygınlığını üzerindeki örtüsüyle, iffetiyle yüceltecek olan Müslüman kadınlardır.
“Resûlullah Bana İzarı Emretti” Diyen Hanım Sahabi Resûlullah (s.a.s)’in karşılaştığı hanım sahabilere çeşitli tavsiyeleri olmuştur. Bu hanım sahabilerden biri de ilk fetihler esnasında Sûriye’de bulunduğunu bildiğimiz Fâtıma bint Velid b. Muğire’dir. Bu hanım sahabi Hz. Peygamber (s.a.s)’den öğrendikleriyle amel etmiş ve bu hususta insanlara örnek olmuştur. Sûriye’de bulunduğu esnada giydiği izar hakkında kendisine soru soranlara, “Ben Hz. Peygamber (s.a.s)’in izarı emrettiğini duydum” demişti.14 O, Resûlullah (s.a.s)’e biat etmiş bir hanımdır.15 İffet sahibi Müslüman kadınların hayat hikayelerini okumak, onların Allah ve Resulünün emirlerine ne ölçüde riayet ettiklerini sürekli incelemek gerekir. Hz. Aişe validemiz, Resûlullah (s.a.s)’in terbiye ettiği bu Rabbani neslin kadınları hakkında şöyle buyuruyor: İlk muhacir kadınlara Allah merhamet etsin. Yüce Allah “… Başörtülerini yakalarının üstüne (kapatacak şekilde) koysunlar…”16 ayetini indirdiği zaman onlar, kuşaklarının kenarını ayırdılar ve onlarla başlarını örttüler.17 Resul-i Ekrem’in eşlerinden Ümmü Seleme şöyle demektedir: “Dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle…”18 ayeti indiği zaman ensar kadınları dışarı çıktıklarında elbiselerindeki siyahlık sebebiyle sanki başlarında karga varmış gibiydiler.19 Rivayete göre ensar kadınları tesettür işinde daha acele davranmışlardır. “Müslüman kadın evden çıkarken Allah’ın kitabında ve Resûlullah (s.a.s)’in sünnetinde kesin delillerin sınır ve işaretlerini belirlediği İslami kıyafet olan şer’i başörtüsünü (hicab) takar, koku sürünmüş ve süslenmiş olarak evinden çıkmaz, mahremi olmayan erkeklere görünmez. Zira bunların Kur’ân’ın kesin delili ile haram olduğunu bilir.”20 Şuurlu Müslüman kadın, çağdaş toplumların kendileriyle dolu olduğu “giyinik çıplak” yani ya çok dar elbise giyinen ya da ince giyinip vücudunu belli eden kadınlardan değildir. O, dini bir emir olan başörtüsünü ninelerden kalan bir gelenek olarak da takmaz. Bilakis onun Yüce Allah’ın emri olduğunu bilir ve bu şuurla takar.21 Safiyye bt. Şeybe, ensar hanımlarının tesettür emrine sarılmasını şu sözleriyle dile getirmiştir: “Ensar kadınları ne kadar da şuurluydular. Allah’ın emri gelince hiç tereddüt etmeden sarıldılar ve örtüleriyle Resûlullah (s.a.s)’in arkasında namaza durdular.”22 Burada Şam üniversitesinde yaşanan bir durumu aktarmakta fayda var. Bir gazeteci Müslüman bir genç kıza, yazın sıcaklığında taktığı başörtüsüne kendisini neyin zorladığını sorduğunda bu şuurlu genç kızdan şu manidar cevabı alır: “Deki, cehennemin sıcaklığı daha şiddetlidir.”23 İşte bu, muhacir ve ensar hanımlarının tavrına benzer bir tavırdır. Zira bu tür gençler Allah’ın emirlerini ve yasaklarını her şeyden üstün tutmuşlardır. Açılıp saçılmak bir sapmanın, Allah yolundan uzaklaşmanın bir göstergesidir. Bugün her türlü basın-yayın aletiyle ve reklamın her türlüsüyle bu hayasızlık teşvik edilmekte, Allah’ın emir olarak buyurduğu örtüye adeta savaş açılmaktadır. Batılılar bunu teşvik ederlerken Müslümanlar, Rablerinin sağlam, sabit, değişmez olan Kitabına daha sıkı sarılacaklar, Allah’ın emirlerinin toplumda yayılması için çaba sarf edeceklerdir.

KAYNAKLAR

1. Ahzab 33. 2. İbn Sa’d, Tabakat. 3. Ahzâb 33/59. 4. İbn Sa’d, Tabakat. 5. Bk. Seyyid Kutub, Fi Zilali’l-Kur’ân, XII, s. 26. 6. Kutub, XII, 27. 7. Kutub, XII, 28. 8. Yunus Apaydın, “Tesettür”, DİA, XL, 542. 9. Seyyid Muhammed Nuh, Davet Yolunda Nebevi Nurlar, II, 74. 10. Muhammed Nuh, Nebevi Nurlar, s. 74. 11. Muhammed Nuh, s. 76.
12. Bk. H. Yunus Apaydın, “Tesettür”, DİA, XL, 538. 13. Ebu Davud, yüzük/hatem babında rivayet etmiştir. 14. Bk. İbn Asâkir, LXX, 42; İbnü’l-Esir, Üsdülgâbe, VII, 232. 15. İbn Sa’d, Tabakat, X, 283. 16. Ahzab 59. 17. Ebu Davud, Libas. 18. Ayet 59. 19. Ebu Davud Libas, dış örtülerini başlarına alsınlar. 20. M. Ali Haşimi, Kur’ân ve Sünnete Göre Müslüman Kadının Şahsiyeti, s. 56.21. Haşimi, a.y. s. 57.22. İbnü’l-Esir, Üsdülgabe, VII, 170; İbn Hacer, el-İsabe, s. 1720. .23. Tevbe 81; Haşimi. s. 53

Yazar
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.