Günümüzde İslâm ümmetinin içinde bulunduğu zillet halini tasvir etmeye kelime bulamıyoruz. Kitaplar, makaleler ve sayısız röportajlar bu konuya değiniyor. Bunları yazarken bile birileri bu tartışmalara belki devam etmektedir. Peki, ümmet bu durumdan nasıl kurtulacak?

Mısırlı meşhur âlim Mecdî Hilâli diyor ki; “Ümmetin şu anki durumunu dikkatle incelediğimizde görürüz ki Allah’ın yardımı kesilmiştir(1).” Peki, öyleyse, bunun sebebi nedir? Kur’ân ve sünneti incelediğimizde bunun sebebini daha iyi anlayabiliriz.

Bakara 85. ayette bunun sebebi görünüyor. Allah cc şöyle buyuruyor: “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bu şekilde davranan birinin dünya hayatındaki cezası ancak rezil rüsva olmaktır; kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine itilirler. Allah sizin yapmakta olduğunuzdan habersiz değildir.”

Bu ayet Yahudiler ile ilgili olabilir. Onlar hakkında indiği müfessirlerce sabittir. O zaman şöyle bir soru sormak lazım. Tevrat’ın hükmüne uygun yaşamamanın cezası bu ise, Allah’ın son kitabı olan Kur’ân-ı Kerîm’e göre yaşamamanın cezası nedir acaba? Bunun cevabını söylemek bir yana düşünmek bile tarifsiz derecede ürkütücüdür.

Resûlullah (sav) efendimiz de buna benzer olarak şöyle buyurmuştur: İnsanların hedefleri dünyalık ve sermayeleri dünyalık olduğu zaman Allah onlara bir zillet verecektir. Ve bu zillet Müslümanlar dinlerine dönmedikleri sürece devam edecektir. (Ebû Dâvûd)

İşte Hastalığımız budur.Dünyevileşmenin, dünyayı hedef edinmenin, ahireti unutmanın, Allah’ın dini için gereken fedakârlığı terk etmenin cezası buysa, tedavisi ise bu sebepleri ortadan kaldırmak şeklinde olacaktır.

Allah (c.c) Nahl sûresinde şöyle buyuruyor: “Allah takva ile hareket edip (ihsanda bulunanların) iyiliği seçenlerin yanındadır.”(Nahl, 128)

Biz takvada ve ihsanda bulunursak elbette Allah’ın yardımı gelecektir.Ayetten anlamamız gereken şudur. Müslüman bir ferdin hiçbir zaman ümitsizlik içinde olmaması gerekir. Yine bu ayete göre Müslümanlar olarak iyice dikkat ettiğimizde Allah’ın yardımının geleceğini görebileceğiz.

Peygamber efendimizin bir müjdesi de mucize şeklinde olup, mesajı da bu yöndedir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Yahudilerle savaşmadığınız sürece kıyamet kopmayacaktır. Ve bunun sonunda ümmetim galip gelecektir.” (Müslim, Fiten, 82)

Bu mucizeyi görüyoruz. Çünkü Yahudiler İslâm ümmeti ile savaş halindedir. Dolayısıyla efendimizin müjdelediği zaferin yarısı gerçekleşmiştir. Diğer yarısı olan ümmetin galip gelmesi de gerçekleşecektir inşallah.

Tarihe dikkatli bir şekilde bakarsak efendimizin belirtmiş olduğu Müjde’nin ayak seslerini işitiriz. Hicri 4. asrın sonları ile 5. asrın ortalarında İslâm âlemi neredeyse bütünüyle sünnete muhalif kişilerin kontrolü altına girmişti. Kuzey Afrika, Mısır, Yemen ve Şam Fatımilerin kontrolü altındaydı. Irak ve İran Buveyhiler’in kontrolündeydi. Yaşadığımız Topraklar ise Hamdaniler’ in kontrolündeydi. Bütün bu devletlerin ortak noktası ise hepsinin sünnete muhalif devletler olmalarıydı. Dolayısıyla ümmet bölünmüş ve paramparça olmuştu. Ayrıca bunlarla beraber haçlıların da saldırıları başlamıştı. Yani durum çok kötüydü ve bu yüzden de Müslümanlar büyük bir ümitsizlik içindeydi. Ama Allah Müslümanlara yardım etti. Peki, bu nasıl oldu?

Nizamiye medreselerinin kurulması ile İslâm ümmetinin her yerinde büyük ilim hareketleri başladı. Bu ilim hareketleri bidatlerden uzak ve sünnete dayalı bir çizgideydi. İşte bu ilim hareketleri ve medreseler aracılığıyla binlerce İslâmî terbiye almış gençler, mücahitler ve komutanlar yetişti. Bu komutanlardan biri de Selahaddin’i Eyyubi idi.

Bu ilim hareketinin devamlılığı bir asırdan fazla sürdü. Yani büyük komutan Selahattin Eyyubi ve onun nesli bir asırdan sonra ortaya çıktı. İşte Filistin’i ve Kudüs’ü kurtaran ordu, medreselerde yetişen ve dünyevileşmekten uzak olan mücahitler ordusuydu.

Peki, bu ordunun vasıfları nasıldı?

Bir asırdan fazla süren medrese ve ilmi hareketlerden sonra oluşan bu mücahitler ordusu nasıl amellere sahipti?

Komutan Selahattin Eyyubi gecenin ilerleyen vakitlerinde ordusunu teftiş ederken bazı çadırlarda askerlerin teheccüd namazı kıldığını görür ve şöyle der:

İşte zafer böylesi işlerden gelir. Selahaddin bu duruma sevinip Allah’a hamd eder. Bir çadırın önünden geçerken de bir askerin uyuyup horladığını ve horlama sesinin dışarıya kadar geldiğini işitir ve şöyle der; işte hezimet böylesi işlerden gelir.

Öyleyse Müslüman yattığında hezimet meydana gelir. Büyük âlim Seyda Molla Salih Turgut hocamız bir sohbetinde ifade ettiği gibi; “Geceleyin alacağımız bir şeyimiz yoksa gündüz de insanlara verecek bir şeyimiz olamaz.”

Sonuç olarak; Allah (c.c), inanan ve inandığı ile amel eden Müslümanlara zaferi muhakkak verecektir. Bu zaferi bir ayet ile hatırlayalım. Rabbimiz İbrahim sûresinde şöyle buyuruyor;

“İnkârcılar peygamberlerine, “And olsun ya dinimize dönersiniz ya da sizi kesinlikle yurdumuzdan çıkarırız!” dediler. Bunun üzerine Rableri onlara; o zalimleri elbette helâk edeceğiz ve onlardan sonra sizi mutlaka o yeryüzüne yerleştireceğiz. Bu lütuf, huzuruma çıkmanın kaygısını taşıyan ve tehdidimden çekinenler içindir.”(İbrahim, 13-14)Bu zafer kimler içindir? Bazıları bu ayetin geçmiş milletler ile ilgili olduğunu söyleyebilir. Fakat ayetin son kısmının bizimle ilgili olduğu ve bizden sonra kıyamete kadar gelecek olan bütün müminlerle ilgili olduğu aslında çok açıktır.

Halil KARADAŞ