Davet Mektebi: Muhterem Hocam, dergimizin “Geçmişten Günümüze Medreseler” konulu sayısı için bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Öncelikle bize kendinizden ve medrese tahsilinizden biraz bahseder misiniz?

Dr. Maruf Çelik: Bismillahirrahmanirrahim.
Ben de teşekkür ediyorum. 1974’te Mardin’in Dargeçit ilçesinin bir köyünde doğdum. 7-8 yaşlarında iken, babam beni Dargeçit merkezde merhum Seyda Mele Abdullah’ın medresesine götürdü. Yaşıtlarımın ilkokula gittiklerini, onlara önlükler, çantalar, kitaplar alındığını görünce bu, bende bir özenti oluşturuyordu ve “Okula niye gönderilmiyorum?” diye üzüldüğümü hatırlıyorum. Medresede okumam hususunda annem ve babam ısrarlı idi. Benim hem medreseyle hem de çağdaş eğitimle ilgili birer hikâyem var. “Bu medrese hikâyesini başlatan ana unsur nedir?” dendiğinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Anne ve babamın medreseye yönelik ciddi sevgileri vardı. Onların yanında benim medreseli olmam öğretmen, doktor, mühendis veya başka bir meslekten olmamdan daha önemli idi. Bir köyde hoca olmam, âlim olmam en büyük özlemlerinden biriydi.

Küçüklüğümde insanlar çocuklarını okula göndermediklerinde köylere baskınlar yapılır, jandarmalar gelir tek tek sayım yapardı. Okul yaşında çocuğu var mı yok mu, okula gönderiyor mu göndermiyor mu, diye? Bu baskılara rağmen babam beni medreseye göndermişti. Medresenin ikinci senesinde, Siirt-Kurtalan ilçesinin “Ayniki” köyünde okurken Seyda Mele Necmeddin -Allah rahmet etsin- bir gün medreseye geldi. Bana bir çanta, okul önlüğü, yakalık vd. okul malzemelerini verdi ve “Ben öğretmenle konuştum yarın sen de medrese ile birlikte okula da gideceksin” dedi. Böylece seydamızın kızıyla beraber üç gün ilkokul okudum. Anlaşılan ne jandarma baskısı ne de Medrese hocası seydamın arzusu bana okul okutturamadı. Medresenin son yıllarında ilkokul ve ortaokul diplomasını açıktan bitirme sınavlarıyla aldım. Sonra İmam-hatip lisesini örgün okudum. Sonra Allah nasip etti tıp fakültesini kazandım. Daha sonra çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığını okudum.

Davet Mektebi: Hocam İmam-hatip okurken tekrar imkân bulabildiniz mi medrese tahsilini yürütmeye? Medreseyi bir yerde mı okudunuz yoksa farklı yerlerde okuma fırsatınız oldu mu?

Maruf Çelik: Medrese okuduğum yerleri bir ara saymaya çalıştım. Baktım ki 25-30 farklı yerde okumuşum. Bir hafta okuduğum yerler de var, 1,5-2 yıl okuduğum yerler de oldu. Medrese sürecim 8-9 sene devam etti. Medreseyi bitirdikten sonra imam-hatip lisesine başladım. İkisini beraber okumadım. Medreseden çıktığım günden bugüne kadar Arapça ve İslami ilimlerden hiç uzak kalmadım. Hep bir uğraş içerisinde oldum. Şu an bile Türkçe kitap okuduğumdan daha fazla Arapça kitap okuyorum, diyebilirim.

Davet Mektebi: Hocam, bu medreselerde takdir ve tenkit ettiğiniz yönler nelerdi? İmam-hatip’e başladığınızda daha önce aldığınız medrese tahsilinin nasıl bir faydasını gördünüz, orada olmayıp da İmam-hatip’te olan, İmam-hatip’te olmayıp da medresede olan şeyler nelerdi sizce?

Dr. Maruf Çelik: Medreselerin çalışma usullerini ve ortamlarını gördükten sonra İHL ile tanışmam, bana iki kurumu karşılaştırmalı olarak değerlendirme imkânını sağladı. Medreselerde temel unsur gönüllülüktür. Talebe de hoca da medreseye ekonomik katkı yapan hayır sahibi de gönüllüdür. Gönüllülüğün sağladığı ruhu istisnalar hariç, İHL’de göremedim. Buna karşın, İHL’lerin sahip olduğu kuramsal yapı, sistem ve muhteşem imkânlar medreselerde yoktu. Medreseler bir hocanın kontrolündedir. Bir sistemden veya bir denetleme mekanizmasından söz etmek zor. Benim okuduğum dönem için egemen olan husus şuydu: Bir hoca bulunduğu ortamın şartlarına uygun olarak, 5-10 talebe kabul eder ve ne kadar ders verebiliyorsa, hangi ilimleri iyi biliyorsa onları öğretir. Bu husus tamamen gönüllülük esası çerçevesinde cereyan eder. Hoca isterse eğitime-öğretime çok emek verir, yani bir talebesine 3 saat zaman ayırır, isterse de çok yüzeysel bir ders verir. Örnek vermek gerekirse hocamız Seyda Mele Reşid, hiçbir zaman altıdan fazla öğrenci kabul etmezdi. Genel de 4 veya 5 talebesi olurdu. Çünkü her bir talebeye en az 1.5-2 saat zaman ayırırdı, çok emek verirdi. Ve biz sonraki yıllarda hep bu hocamızı minnetle ve duayla hatırladık. Saatlerce bize ders verdiğini, emek verdiğini, bizim için kendisini yorduğunu, tüm zamanını bize ayırdığını görürdük. Maalesef, bazı hocalarımızın da çok yüzeysel 3-5 dakika zaman ayırıp “Hadi, dersini verdim, gidebilirsin” dediği oluyordu. Bir medrese hocası sizin ahlakınızı çok önemser, davranışlarınızı kontrol etmeye çalışır ama başka bir hocanın umurunda olmayabilirsiniz.

Çağdaş eğitimde başta İmam-hatip olmak üzere kurumsal bir yapıyla karşı karşıyasınız. Oranın müdürü ve yardımcıları var, öğretmenleri var, her bir dersin öğretmeni var; birisi coğrafya veriyor, diğeri fizik veriyor. Ders saatleri belli. Daha genel bir ifadeyle söylersek, medreselerimizde gönüllülüğün olması, onların kişiye bağlı kurumlar olmaları, bazen işe sahip çıkmayı, canlılığı ve hareketliliği getirebilir. Ancak çağdaş kurumlarda öğretmen derse girer, 40 dakikayı, iyi veya kötü, bir şekilde doldurur. İki kurumun kendine göre eksileri ve artıları var.

Burada şunu da ifade etmek isterim ki çağdaş eğitim kurumlarının medreselere göre bir avantajı da kişinin yazması, eser bırakması hususudur, bu önemli bir artıdır. Bakıyoruz, yıllarca ilimle, tedrisatla meşgul olmuş bir medrese hocasının yazdığı bir ilmî makale, bir kitap yok. Ama onun eşdeğeri olan bir üniversite hocasının, ilmî açıdan zayıf olan bir profesörün çok sayıda makalesi ve kitapları vardır. Neden? Çünkü çağdaş eğitim bu konuda sizi zorluyor. Diyelim ki siz yüksek lisans yaptınız, tez yazmak zorundasınız. Sonra doktora yapıyorsunuz aynı süreç işliyor. Doçentlik ve diğer süreçlere gelindiğinde makale hazırlama, bilimsel toplantılara, sempozyumlara katılma gibi konular sizi zorluyor ve eser yazmaya mecbur ediyor.

Davet Mektebi: Hocam medresede aldığınız eğitim, İmam-hatipte sizi nasıl etkiledi? Neyin eksi veya artı olduğunu gördünüz?

Dr. Maruf Çelik: Medreselerde ciddi bir fedakârlık vardır. İnsanın kendini yoğurması vardır. Mesela bir medrese hocasının “Şu kitabı okudum” demesiyle bir akademisyenin demesi arasında büyük fark vardır. Aynı şey öğrenciler için de geçerlidir. Mesela bir ilahiyat talebesine diyorsunuz ki “Şu kitabı okudunuz mu? “Evet” okudum diyor. “Peki, içeriği hatırlıyor musun?” Hiçbir şey hatırlamıyor. Çağdaş eğitim kurumlarındaki öğrencilerin nazarında okumak nedir? Bir kitabı baştan sona bir defa okumaktır. Ama medrese kültüründe bu okuma olarak kabul edilmiyor. Daha derinlikli bir okuma vardır. Bu süreç zorlu bir süreçtir, dolayısıyla medreseden çağdaş eğitime geçenlerin çoğu başarı sağlar. Medreseyi bitirmiş veya medrese kültürü ile tanışmış bir kişinin şu ana kadar okul hayatında veya üniversite hayatında bir zorluk yaşadığını görmüyoruz. Neden? Zor bir süreçten, nispeten daha kolay bir sürece geçiş yaptı. Örneğin, bugün tıp, hukuk gibi bir fakülteyi başarılı bir şekilde okumak günlük ortalama 3-4 saat çalışmayı gerektirir. Oysaki medresede bir talebe günlük bundan çok daha fazla çalışıyor. Medresede kişi yatılı olarak kalıyor. Aynı yerde okuyor, yemek yiyor, yatıyor, namaz kılıyor, 24 saati aynı yerde geçiyor. Medresedeki azim ve çalışkanlık çağdaş eğitimde de devam ettiği zaman büyük bir başarı gerçekleşir. Medreselerde daha derinlikli bir eğitim varken, çağdaş eğitim kurumlarında kurumsallığa rağmen yüzeysel bir eğitim anlayışı egemen.

Davet Mektebi: O zaman medresede uygulanan eğitim sistemi kişinin öğrendiği ilmi derinlikli bir şekilde zihnine nakşetmesini sağlayan bir yöntemken, modern eğitimin bu konudaki dezavantajı her şeyin yüzeysel olarak, üstünkörü öğrenilmesidir, diyebiliriz sanırım.

Dr. Maruf Çelik: Bunun somut bir örneğini söyleyeyim. Biz medresede nahiv yani Arapça gramer dersini gördük. Biz ders kitaplarını ezberliyorduk. Medreseden mezun olduktan yaklaşık sekiz sene sonra bile Muhammed b. Malik’in bin beyitlik “Elfiyye”si ezberimde idi. Genelde talebeler gramer kitaplarını ezberliyorlar. Şimdi bunu bir ilahiyatta düşünün. Mümkün değil. Hoca geliyor, dersi anlatıyor kitaptan bağımsız olarak; siz eğer hocanın o anlattıklarını kitaptan 2-3 defa okursanız iyi bir öğrenci olursunuz. Ama medrese bunu kabul etmiyor. O kitabı hocayla okuyorsun, daha sonra o kitabı kendinden büyük talebelerle müzakere ediyorsun, sonra onun metnini ezberliyorsun. Medrese eğitimi sürecinde de kendinden aşağıdaki talebelerle onu tekrar müzakere ediyorsun.

Davet Mektebi: Hocam, sizce medreselerimizin plan ve programı hususunda neler yapılmalıdır?

Dr. Maruf Çelik: İki kurumu yani çağdaş eğitim kurumları ve medreseleri karşılaştırdığımız zaman onlarca farklı alanlarda artı ve eksi yönler sayılabilir. Mesela eskiden medrese dediğimiz şey, bir caminin içerisinde veya bitişiğinde bir odalık yerdi. Mutfağı, banyosu var ya da yok. Ama bir liseye gidiyorsun 3-5 katlı, avlusu olan, sınıfları, bir düzeni olan ve çeşitli imkânları bulunan bir kurum. İmkânlar kıyaslandığında keşke bu imkânlar medresede de olsaydı diyor insan.

Medresede, eğitimde kitap esas alınıyor ve konu ihmal ediliyor, çağdaş eğitim kurumlarında ise konu esas alınıp belli bir kitap çoğu defa takip edilmiyor veya ihmal ediliyor. İkisinin birleştirilmesi kanaatimce ciddi bir ilerleme sağlar.

Çağdaş eğitimde eğitim araçları kullanılıyor; tahta, projeksiyon, videolar, laboratuvar imkânları vs. Medreselerde de bu gibi imkânlardan istifade edilmelidir. Siz dersi soyut anlatmakla talebeyi iyi bir şekilde yetiştiremezsiniz. Bir tahta işi kolaylaştırır. Bir hoca dersi verirken kitapla birlikte defter ve kalem de kullansa, çizse, anlatsa, diagramlar, algoritmalar kullansa…

Burada şunu söylemek isteriz: Medrese program ve eğitim yönteminin güncellenmesi ve bir bakıma mevcut şartlardan ne kadar istifade edilebileceğinin araştırılması için çalıştaylar ve istişareler yapılmalıdır. Medreseleri çağdaş eğitim kurumlarına karşı öne geçiren en önemli husus bire bir ders verilmesidir. Bire bir ders vermek çok özel bir sistemdir, fakat zor ve çok pahalıdır. Şöyle düşünün çocuğunuzu okula gönderiyorsunuz, bir öğretmen ona fizik, kimya, tarih, coğrafya vd. dersleri öğretiyor. Medresede hoca talebelere tek tek ders veriyor. Bu da neyi getiriyor? Evet, çok kaliteli çok asil bir yöntem ama bu da imkânsızlıkları ve mahrumiyetleri beraberinde getiriyor. Medreselerde bazı derslerin okutulmamasına sebep oluyor. Bazı derslerin gerçekten birebir sistem ile verilmesi gerekiyor ama siz rahatlıkla 8-10 talebeyi bir sınıf ortamında buluşturup bir fıkıh dersini, İslam tarihi dersini verebilirsiniz. Bazı dersler birebir verilmeli, bazıları ise sınıf ortamında verilebilir. Hatta bazı dersler toplu verilmeye daha uygundur. Çünkü burada görseller kullanacaksınız, videolardan, çizimlerden istifade edeceksiniz, bunları da göz önünde bulundurmak gerekir.

Davet Mektebi: Hocam, ilahiyat fakültesi ile beraber medrese programı ne kadar yürütülebilir, ikisi bir arada okunabilir mi sizce?

Dr. Maruf Çelik: zerinde durulması gereken iki husus var: Birincisi, klasik medrese sisteminin korunmasıdır. İkinci bir husus da şudur: Klasik medrese usulü çağımızdaki tüm öğrencilere hitap etmiyor. Bu nedenle alternatifler oluşturmamız gerekiyor. Şöyle ki siz ilahiyatı söylediniz ama ben biraz daha aşağılara inmek istiyorum; bugün Türkiye’nin ihtiyaçlarından birisi de İmam-hatip ortaokul medresesinin, İmam-hatip lise medresesinin ve İlahiyat medresesinin açılmasıdır. Düşünün ki bir medrese açtınız ve bu medreseye imam hatip ortaokulu öğrencisini aldınız. Gündüz okuluna gider, okuldaki eğitimini görür, akşam da medresesine gelir, orada yatar, akşam ve hafta sonunda, onu destekleyen ve klasik medreseye nazaran daha hafifletilmiş bir medrese eğitimi görmüş olur. Aynısı lise ve ilahiyat için de uygulanabilir. Böylece medrese ve İHL/ilahiyat buluşması gerçekleşmiş olur.

Davet Mektebi: Hocam, Türkiye’de medreseler deyince hep akla erkek medreseleri geliyor. Fakat Türkiye’de az da olsa kızlarımız için eğitim imkânı sunmuş olan medreseler var. Bu medreselerle ilgili olarak kızlarımıza ne tavsiye edersiniz?

Dr. Maruf Çelik: İnancımız gereği biz biliyoruz ki ilim her Müslümanın üzerine farzdır. Dolayısıyla nasıl ki erkek talebeler için medrese ve benzeri kurumları kurmakla ve geliştirmekle yükümlüysek aynı zamanda kız öğrencilerimiz için de bu çabayı sürdürmemiz gerekiyor. Şu an vakfımızın desteklediği, sahip çıktığı kız medreseleri vardır. Türkiye’de çeşitli vakıf ve kurumların da benzer yerleri vardır. Şunu da ifade etmekte fayda var, kız öğrenciler eğitime daha ilgili oluyorlar. Bunu da göz önünde bulundurduğumuz zaman aslında onların bu konuda daha da başarılı olabileceğini söyleyebiliriz. Ortaokulu bitiren bir kızın anne-babasının medrese seçeneğini ciddi bir şekilde düşünmesini tavsiye ediyorum.

Davet Mektebi: Hocam farklı bir hususa değinmek istiyorum. İlahiyat çevresinden bazı akademisyenlerin, medreseleri çok sert bir dille eleştirmesi, hor görmesi ve medreselerin kapatılması için elinden geleni yapmaya çalışması üzücü bir durum. Aynı şekilde medrese kesiminden de diğer kesime yönelik çok sert eleştiriler yöneltenler var. Bu şekilde bir tavır takınan hocalarımıza nasıl bir mesaj vermek gerekir?

Dr. Maruf Çelik: Bu durum, ilmî tedrisatla uğraşan hocaların önemli bir yarasıdır. Medreseliler arasında da ilahiyatı, imam-hatibi ve bu alandaki öğrenci ve hocaları küçümseyenler vardır, bu da bir yanlıştır. Her iki kesimin de bu kötü bakışları gerçekten bizleri üzmektedir. Her iki tarafın da karşıyı bir nimet olarak bilmeleri gerekmektedir.

İşin içinde kıskançlık var mıdır, vardır. İşin içinde imtiyazları kullanmak ve başkalarıyla paylaşmamak da vardır. Sanki dünyevi bir konuymuş gibi “Benim alternatifim olmasın, benim rakibim olmasın” düşüncesi de vardır maalesef. Birisi bir şeyi kendi tekeline almak istiyor gibi de düşünebiliriz. Biliyorsunuz yakın zamanda bir tane şanssız ve nasipsiz bir hoca bir televizyon programında, “Ben insanlara diyorum ki, eğer çocuğunu okula göndereceksen aman ha imam-hatibe gönderme, düz liseye gönder” dedi. Liseyi imam-hatipten üstün kılan ne ki? Senin imam hatipte şikâyet ettiğin tüm kusurların en alası lisede vardır. Kaldı ki en kötü imam-hatibin bile liseye göre birçok üstünlükleri vardır. Tüm bunları görmemek şu anlama geliyor: “Benden başka hoca olmasın, bu pastayı ben kimseyle paylaşmıyorum.” Özetle hem imam-hatip ve ilahiyat hocalarının hem de medrese ehlinin birbirlerini bir nimet olarak görmeleri gerekir. Eğer diğerini bir nimet olarak, desteklenmesi gereken bir kurum veya şahsiyet olarak görmüyorsa, hele de aleyhine çalışıyorsa bunun ilmî ve mantıklı bir açıklaması yoktur. Orada manevi bir hastalık vardır, kıskançlık vardır, kibir vardır, “benden başka hoca olmasın, benden başka alkışlanan olmasın.” gibi bir durum vardır.

Davet Mektebi: Bir başka hususa değinmek istiyorum. Özellikle İslami çalışmaları, ilim tahsilini desteklemek isteyen duyarlı Müslümanlara neler tavsiye edersiniz? Mesela bazı hayırseverler var, hayatı boyunca hedefi, cami vb. yerler yaptırmak oluyor. Öncelik ibadethaneler mi yoksa eğitim kurumları, medreseler, Kur’ân kursu, imam-hatip, ilahiyat vb. eğitim kurumları mı olmalıdır?

Dr. Maruf Çelik: İslam’daki infak ve sadaka kültürümüzün perspektifi çok geniştir. Belki burada şu hususu söylemek lazım: Bazı iyilikler vardır ki toplumun ezici çoğunluğu bunun farkındadır. Mesela camiye yardım edilmesinin büyük bir hayır oluşu, toplumun az veya çok dinle ilişkisi olan her kesiminde bilinen bir hakikattir. Ama bazı alanlar vardır ki tamamen unutulmuştur. Medreseye yardım ermek bu kapsamdadır. Dolayısıyla bilinçli Müslümanlara, imkân sahibi olan kişilere düşen bir husus şudur: İhmal edilen ve İslam için katkısı büyük olan yerlere daha fazla ağırlık vermek gerekir. Nispeten ihmal edilen nispeten değerinin farkına varılmayan medrese gibi kurumların bu konuda desteklenmesi, onlara öncelik verilmesi ve aynı zamanda medrese talebelerinin de desteklenmesi çok önemli bir infak alanıdır.

Davet Mektebi: Hocam hem medrese hem de çağdaş eğitim almış birisi olarak medrese mezunlarının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Medreselerin yetiştireceği âlim nasıl olmalı?

Dr. Maruf Çelik: Hem medrese hem de de modern eğitim almış birisi olarak şunu ifade etmek isterim: Bugün eğer bana, “Allah şu iki nimetten birisini senden alacak, hangisinin sen de kalmasını istiyorsun?” denilse ben hiç tereddüt etmeden “Medrese tahsili nimeti kalsın diğeri alınsın” derim. Bunu söylerken medresenin ne denli büyük bir nimet olduğunu ifade etmek istiyorum. Medrese hocalarının ve talebelerinin büyük bir özgüvene sahip olmaları gerekir. Fakat özeleştiriyi, muhasebeyi de unutmamalıyız. Eksikliklerimiz nelerdir? Çağın ihtiyaçlarını karşılayabiliyor muyuz? Bu çağdaki Müslümanların ihtiyacını karşılayan bir âlim yetiştirebiliyor muyuz? Medrese program ve usulümüz yeterli mi? Gerekli güncellemeleri yapıyor muyuz? Bu ve benzeri soruları soğukkanlılıkla cevaplamalıyız.

Medreseleri mutlaka güncellememiz, çağın ihtiyacını karşılayabilecek hale getirmemiz lazım. “Böyle gelmiş böyle devam edecek”ten vazgeçmemiz gerekiyor. Medrese talebelerini üç yönde yetiştirmemiz gerekiyor: Birinci yön, Arapça ve şer’i ilimlere vakıf olmaktır. İkincisi, çağını bilen, çevresinde olup bitenlerin farkında olan kişi olmaktır. Üçüncü ise davetçi kişiliğidir. Bugün medreselerimiz bu üç özelliğe sahip âlimler yetiştirmelidir. Eğer medreselerimiz Arapça ve şer’i ilimlere vakıf, davetçi donanımı bulunan ve çağını anlayan âlimler yetiştirirlerse temel vazifelerini yerine getirmiş sayılırlar.

Peki, bunu nasıl sağlayabiliriz? Özgün ve kaliteli bir medrese müfredatımız olmalı. Ders usulü ve yöntemine dair de güncellemeleri yapmalıyız. Böylece birinci hedefimiz gerçekleşir. Talebelerin medrese eğitimi ile beraber açık öğretim yoluyla lise/üniversite okumaları ile ikinci hedefimiz nispeten gerçekleşir. Medrese müfredatıyla uyumlu bir davet programı yapılarak üçüncü hedef de gerçekleşecektir. Mezkûr üç noktayı eğer beraber oluşturursak o zaman medreseler çağın ihtiyacını karşılayacaktır, hiç kimse de “Bu medreseler demode olmuşlar, çağın gerisinde kalmışlar, artık bunlara ihtiyaç yoktur” diyemez.

Davet Mektebi: Değerli hocam hâlihazırda farklı yerlerde medrese tahsilini sürdüren gençlere ne gibi mesajlar vermek istersiniz, neler tavsiye edersiniz?

Dr. Maruf Çelik: Medreseleri ve talebeleri ziyaret ettiğim zaman en çok söylediğim husus şudur: Medrese talebesinin, ne yaptığının farkında olması, “Ben ilim yolcusuyum. İlim ehliyim” demesi gerekir. Bunun farkında olduğu zaman gerçekten büyük bir özgüven, büyük bir onur ve şeref sahibi olur. Kendi değerinin farkında olur, kendini küçümsemez. Bazılarının medreseye yönelik önyargı ve su-i zanları talebelerde aşağılık kompleksi, umutsuzluk, kendini değersiz görme gibi nahoş duygulara sebep olabilir. Birilerinin “Bu genç okul okuyamadı, sanayiye gönderildi, orada da başarılı olmadı, mecburen medreseye gönderildi” algısını kırmalıyız. Şu ruh haline sahip olmalıyız: “Hayır! Ailem bunları tercih etmedi, benim ilim yoluna gitmemi tavsiye etti.” Dolayısıyla bir medrese talebesinin, sahip olduğu konumun, seviyenin veya ortamın farkında olması, bu nimetin bilincinde olması çok önemlidir. Bu şekilde düşünen bir medrese talebesinin özgüveni ve umudu çok yüksek seviyelerde olur ve başarıya ulaşır.

Davet Mektebi: Demek ki hocalarımızın da öğrencilerimizin de dikkatle üzerinde durmaları gereken önemli bir husus, motivasyonu düzeltmek, morali ve özgüveni yükseltmektir.

Dr. Maruf Çelik: Medrese talebesinin derse ihtiyacı olduğu kadar teşvike, onurlandırılmaya ihtiyacı vardır. Bu konuda hocaların duyarlı olmaları gerekir.

Davet Mektebi: Hocam, zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Dr. Maruf Çelik: Ben de bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Davet Mektebi Editör
Önceki İçerikDIMALDEBE
Sonraki İçerikÜmmetin İhyasında Medresenin Gücü