Bir hadiste Resûlullah (s.a.v.), İslam’ın güzel ahlak olduğunu haber verir. İslam da insanın Allah’a teslimiyeti olduğuna göre içinde güzel ahlakın olmadığı bir teslimiyetin arzu edilen bir teslimiyet olduğu söylenemez. Toplumdan ya da fertten ahlakı çekip aldığımızda geriye et ve kemikten müteşekkil bir beden kalır. Bu durumda insanın kendi hayatına bir anlam vermesi çok zordur. Böyle bir insan niçin yaşadığını anlamakta zorlanır.

İslam, insanı en yüce mertebeye ulaştırmaya çalışır. Bunu da güzel ahlakı insana kazandırmakla gerçekleştirir. Ahlakın güzelliklerinin olmadığı yerde yozlaşma, çürüme ve ardından da çöküş başlar. İslam hep bir adım ilerisini emrettiğine göre ahlakta da hep bir adım ileriye gidilmesini ve neticede insanın en yüce mertebeyi elde etmesini arzu eder. Bu hususta en yüce mertebeye ulaşan kimseler peygamberler olmuştur ve bu yüzden bütün insanlığa örnek kimseler olarak sunulmuşlardır.

Ahlaki olmayan alışkanlıklar insana zarar verir. Bu alışkanlıklar küçük ya da büyük olsun tümüyle zararlıdır ve insanın iflası, ahlakın bittiği nokta zuhur eder. Mesela bir insan neden zararlı bir alışkanlığa yeltenir? Neden sigaraya, içkiye, kumara, uyuşturucuya, bedenindeki faydalı besinlerin etkisini yok eden aşırı demli çaya kendisini kaptırır? Bu alışkanlıklarla hangi şeyden kurtulmak istemektedir? Bir tanıdığım, hayatın getirdiği problemlerden kurtulmak için aşırı sigara ve demli çaya yöneldi. Bedenini mahvetti. Daha genç yaşta bu hayata gözlerini yumdu. Neden ve kimden kaçmak istedi? Dünya sıkıntısı ve sorunlarını aşırı sigarayla mı defetmek istedi? Sigarayla rahatlamak mı istedi? Sorunlar karşısında nice insan maalesef kendini ya içkiye ya da uyuşturucuya vermekte. Peki, bu çözüm müdür? İşte bu noktada ahlak devreye girer. Kendi bedenine zarar vermemeye davet eden dini, ahlakı, fıtrata olan imanı şayet buna engel olamazsa sonuçta beden de ruh da helak olur.

Bir insan düşünün, dünyanın bütün zevklerini tatmış, dünyanın bütün kıtalarını gezmiş, istediği her yemeği yemiş, zevklerini tatmin etmiş fakat bu kimsenin içinde bir boşluk var. Bu kimse sadece ölümü tatmamış ve onu tatmak için de kendi canına kıyabilmektedir. Bazen de başkasını öldürebilmektedir. Böyle bir durumda çözüm ne olacaktır? Bazen insan ölüm makinasına dönüşebilmektedir. Bu da çocuğa, gence izlettirilen, beynine zerk edilen görüntüler, fikirler ve seslerle olabilmektedir.

Toplumları ahlaksızlık cehenneminden alıp ahlakın cennetine sevk edecek olan kimdir ve hangi güçtür? Bunun metodu ne olacaktır?
Ahlaki yozlaşma, toplumları yok eder. İçki, kumar, zina, uyuşturucu gibi insan ruh ve bedenini tahrip eden zararlı fiiller bugün İslam düşmanlarının, Müslüman ya da gayrimüslim olsun toplumlarda yaymaya çalıştıkları başlıca gayri ahlaki alışkanlıkladır. Bunu yaymalarının sebebi, bunlara alıştırılmış toplumların çok kolay yönetilebileceği, sömürülebileceği düşüncesidir. Kan emici güçler bunları yaymak için devasa çalışmalar içine girmiş bulunmaktadırlar. Film şirketleri bu alışkanlıkların toplamlarda yayılması için durmadan diziler, filmler üretir. Çünkü çocuklar, gençler, kadınlar, yetişkinler bu zararlı alışkanlıklara diziler vasıtasıyla alıştırılacak ve neticede toplum ahlaki yozlaşmaya doğru sürüklenmiş olacaktır. Ahlakın yerlerde gezdiği bir toplumda, emperyal güçler her istediğini en rahat şekilde yaparlar.

Toplumları Ahlaki Yozlaşmadan Kurtarmak
Bir futbol maçına aşırı derecede bağlanmış olan bir gencin, uluslararası bir maçı seyrederken hastanede son nefesini vermek üzere olan babası için: “Ölse de kurtulsak” şeklindeki sözü ahlaki yozlaşmada dibe vurmuş olmanın bariz bir örneğidir. Bu ve benzeri durumda olan gençlerin yer aldığı bir toplumu Rabbani bir topluma doğru sevk etmenin yolu ve yordamı nedir? İnsan olmanın gerektirdiği hususiyetler bu ve benzeri gençlerin kalbine nasıl işlenir?

Toplumları ahlakın güzellikleriyle tanıştırmanın birçok yolu vardır. Mümin ve güzel ahlak sahibi kimseler, yaşamlarıyla bunu ortaya koyabilecekleri gibi, güzel söz ve öğütlerle de çevrelerinde bulunan gençleri buna sevk edebilirler. Vaaz vermek, hutbe irad etmek, konferans vermek elbette ki faydalı çalışmalardır. Fakat etkili ve kalıcı neticeler; fert fert, yüz yüze yapılan faaliyetler sonucunda alınacaktır. Gence değer verip elinden tuttuğumuz zaman hakikati söyleme fırsatını elde etmiş oluruz. Onu günahların yıpratıcı dünyasından alıp manevi yükselişin merdivenlerine getirip de ilk basamağı atması için destek verdiğimizde genç bu yönelişin tadına varacak ve Allah’ın izniyle kendisi bu yolda mesafeler kat edecektir. Şuurlu müminlere düşen en büyük vazife de bu yola gençleri sevk etmek olacaktır.

Haramlara, bedeni ve ruhu yıpratan davranışlara bulaşmış kimseleri bu karanlık dünyanın içinden çekip almak, ahlaki yozlaşmaya çekilmek istenen topluma dair büyük bir vazife olarak önümüzde durmaktadır. Onlara içlerindeki Rabbani sese kulak vermeleri yolunda yapılacak bir iki telkin elbette ki semeresini verecektir. Bu tür insanlar aslında kendi içlerindeki sese kulak verseler, bu ses onları en yüce olana götürür. Onları Allah’a davet etmek, huzurun Allah’ta olduğunu söylemek, cami ortamının manevi havasını onlara soldurmak ilk etapta yapılacak olan faaliyetlerdir. Sürekli bir irtibat, onların zararlı ortamlardan uzak tutulması için en önemli işimiz olmalıdır. Okulda, ailede, mahalle ortamında gencin sürekli bir bilinçlendirilmeye tabi tutulması güzel neticeler verecektir.
Aile ortamında TV ve cep telefonlarının kontrollü kullanımı önem arz etmektedir. Ailede anne ve baba, çocuklara zaman ayıracak onları zararlı neşriyatın tehlikesine karşı koruyacaktır. Hangi ortamda ve nerede çocukların ne yediğine ve tükettiğine de dikkat edilecektir.

Sonuç olarak haramlara, günahlara karşı korunan bir toplum, güçlü bir toplum olacak ve özlemini duyduğumuz İslam toplumu teşekkül etmiş olacaktır. Gençlerin büyüklere saygılı, harama uzak durduğu, zararlı alışkanlıklarla mücadele ettiği, daha da ileri bir adım olan dini uğrunda mücadele ettiği bir seviyeye gelmesi sabırlı, sürekli ve arzulu bir çalışmanın neticesinde olacaktır.

Ülkemizde şer cephesi sinema filmleriyle kırk yıl boyunca TV kanallarından çirkinlik, hayasızlık, içki, kumar ve çirkeften başka bir şey vermedi. Adına artist denen sanatçı bozuntuları insanımızı ifsad için görevlendirilmiş kimselerdir. Bunların arkasında mason derneklerinden başkası yoktur. Bu filmlerde imamlarla alay edildi ve din adamları sahtekâr kimseler olarak lanse edildi. Bunun etkisini silmek için seksen yıl çalışmak gerekir. Şimdi ise dizi filmlerle ifsat devam etmektedir. İnsanları zararlı neşriyata karşı uyarmak, onları bilinçlendirmek şuurlu Müslümanların önemsemesi gereken bir meseledir. Bulunduğumuz ortamlarda bunu dillendirmek icap etmektedir. Ahlaki yozlaşmadan kurtulmanın bundan başka yolu da yoktur. Şer odakları, aileleri bu dizilere müptela ederek ellerinden geldiği kadar ifsada devam edecektir. Bize düşen vazife ise bilinçli bir şekilde bunlarla mücadele etmektir.

Yazar
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.