“Sekinete eresiniz diye size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda meveddet ve rahmet meydana getirmesi O’nun varlığının delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen bir kavim için ders alınacak çok şey vardır.” (Rum, 21).

İslâm’ın aile içi ilişkilerde esas aldığı temel kavramlar rahmet ve merhamettir. Ayeti kerimede aile ile ilgili sekine, meveddet ve rahmet kavramları öne çıkmaktadır. Bu kavramlar gereği gibi anlaşılıp yaşanabilirse ailede huzur ve mutluluğa ulaşılabilir.

Huzur, korku ve kaygıdan uzak güven ortamıdır ve huzur bulmak, sükûna ermek anlamındadır. Ayeti kerimede: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette sükûn bulun” (Bakara, 35) denilmektedir. Âdem ile Havva da birbirleriyle sükûn ve teselli bulmuştu. Eşler ancak birbirleriyle sükûn bulur. Çünkü kadın ve erkek birbirinin yoldaşı ve sırdaşıdır.

Aile içinde huzur ortamını sağlamak eşlerin birbirlerinden şüphe ve korku uyandıracak tutum ve davranışlardan uzak durmaları ve birbirlerine güven duymaları ile mümkün olur. Eşler, evlilik sayesinde birbirleri ile sükûn bulmakta, huzur ve doyuma ulaşmaktadırlar. “Allah evlerinizi huzur bulacağınız mekânlar yaptı” (Nahl, 80). Huzur, ailenin devamını sağlayan, hayatta başarıyı getiren bir enerjidir. İnsan için mekânın güzel olmasından çok, oranın insanın kalbindeki yeri ve orada neyi arayıp neyi bulduğu önemlidir.

Ayette, eşler arasındaki sevgiden bahsedilirken meveddet kelimesinin tercih edilmesi ayrı bir önem taşır. Sevginin kalpte yerleşmiş olanına muhabbet, davranışa yansımasına ise meveddet denir. Meveddet, sevginin söz ve eylemler ile somutlaşmış halidir. Ümmete örnek olarak gösterilen Allah Resûlünün (sav) hayatında meveddeti şöyle görmekteyiz. Hz. Ayşe validemize hitaben “Ya Hümeyra, konuş benimle, konuş da gönlüm açılsın” buyurarak eşi ile geçirdiği saatleri ibadet gibi yaşamıştır.

Meveddet, el-Vedûd esmasının tezahürüdür. Yüce Allah’ın güzel isimlerinden olan vedûd, Arapça vedd ve meveddet kökünden elde edilmiş “seven ve sevilen” anlamında Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Meveddet, aynı zamanda insan için enerji kaynağıdır. İnsanı harekete, eyleme, özveriye ve fedakârlığa hazırlar. Meveddetin meyvesi sadakattir. Sadakat, kalplerin sevgi ile birleşip kaynaşmasından sonra eşlerin bu yolla birbirlerine bağlılığını ifade eder. Bir hadiste “Erkek, hanımına sevgi ve şefkat ile bakar, hanımı da ona sevgi ve şefkat ile bakar ise yüce Allah da onlara rahmeti ile bakar. Erkek, hanımının elini tuttuğunda parmaklarının arasından günahları dökülür” denilmektedir.

Huzurlu bir aile kurmanın yolu, doğru bir eş seçimi ile başlar. Eşler arasındaki uyum, beraberinde huzuru getirir. Bu noktada Kur’ân-ı Kerîm’in üzerinde durduğu rahmet, merhamet, huzur ve sekîne kavramları, aile ortamının olmazsa olmazlarıdır ve “Kaynaşıp huzura kavuşmanız için size kendi cinsinizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun varlığının delillerindendir” denilerek bu kavramların eşler arasındaki ilişkideki önemi vurgulanmaktadır. Ayetler, ailede huzur ve mutluluğa giden yolun eşler arasındaki uyum ve sevgiye dayalı bir iletişimden geçtiğini ifade etmektedir.

Ailede huzur ve mutluluğu tamamlayan, Allah rızası esas alınarak kurulan yuvayı şenlendiren önemli bir unsur çocuklardır. Allah (c.c), Kehf 46. ayette “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür” buyurmaktadır. Bunun yanında Enfâl 28. ayette de “İyi bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer imtihandır” denilmektedir. Dolayısıyla çocuklar bizim için göz aydınlığı ve nimet oldukları gibi emanet ve imtihan aracıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’e bakıldığında anne ve baba olarak ilk imtihanımızın çocuk isteme duamızla başladığını görürüz. A’râf suresinin 189. ayetinde Hz. Âdem ve Havva ile ilgili olarak “Sizi bir tek candan yaratan, kendisiyle mutlu olsun diye ondan da eşini yaratan O’dur. Erkek eşiyle beraber olunca kadın hafif bir yük yüklenir, onu bir süre taşır; hamileliği ağırlaşınca Rableri olan Allah’a şu sözlerle yakarırlar: ‘Andolsun, bize salih (iyi, sağlıklı, kusursuz) bir çocuk verirsen kesinlikle şükredenlerden olacağız!” denilmektedir. Burada Hz. Âdem ve Havva’nın doğacak çocukları için dua ettiklerini görmekteyiz.

Yine Hz. Zekeriya da evlat isterken “Ya Rabbi, bana kendi katından çok temiz bir nesil (çocuk) bahşet” (Âl-i İmrân, 38) şeklinde dua etmektedir. Hz. Zekeriya’nın evlat istemekteki amacı, Allah’ın razı olduğu, dinini devam ettirecek salih bir kul nasip etmesidir. Bu konuda, Kur’ân-ı Kerîm’de örnek almamız için Hz. İbrahim ve Hz. Meryem’in annesinin dualarına da yer verildiğini görmekteyiz. Allah’tan çocuk isterken yapacağımız dualarda çocuğun niteliklerini de belirtmeli, Allah’ın razı olacağı, dini devam ettirecek, tertemiz salih evlatlar istemeliyiz.

Müslüman için en önemli makamlardan biri salih olma makamıdır. Kur’ân-ı Kerîmde salih, özel isim olarak geçtiği gibi, ameli salih, sulh gibi aynı kökten kelimeler de kullanılmıştır. Hz. İbrahim de hem kendisi hem de evladı adına salihlik makamında olmak için dua etmiştir. “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.” Müslümanın eşi ve evlatları için, onların hayırlı işlerle uğraşan kimseler, dünya ve ahirette saadet kaynağı, başkalarını da düzeltici salih insanlar olmaları için dua etmesi gerekliliği gözden kaçırılmaması gereken mühim bir noktadır.

Anne baba olarak çocuklarımız için hayırlı bir dua ile başlayan sorumluluklarımız, doğacak çocuğumuzla ilgili kız veya erkek olması sebebiyle ayırım yapmadan onlara hayat hakkı tanımak, her çocuğun Allah’ın ayeti ve emaneti olduğunu kabul etmek ve onları yaratılış gayelerine uygun bir şekilde yetiştirmekle devam eder.

Çocuklara dini ve ahlaki değerlerin öğretilmesi ilk olarak ailede başlar. Çocukların bu değerlerle yetiştirilmesinde aile içinde sevgi ve saygıya dayanan sağlıklı bir iletişimin önemli bir rolü vardır. Ancak, günümüzde ailenin değişen formunda annenin babayla, çalışma hayatında yer alması, ebeveyn ile çocuklar arasındaki iletişimi olumsuz etkilemektedir. Anne ve babası ile yeterli iletişim kuramayan ve etkileşimde bulunamayan çocukların psiko-sosyal gelişimlerinin yanı sıra dini ve ahlaki gelişimlerinde de olumsuzluklar ortaya çıkmaktadır.

Huzurlu bir aile ortamı, çocuğun içindeki olası saldırgan ve aşırı duyguların dengelenmesine yardımcı olur. Ebeveynlerin sert üslubu ve öfkeli oluşu, çocukların olumsuz ve saldırgan tutum ve davranışlar göstermesine neden olur. Kur’ân-ı Kerîm’de, en zor ve olumsuz durumlar karşısında dahi peygamberlerin çocuklarıyla konuşurken kullandıkları “oğulcuğum, yavrucuğum” gibi ifadeler, ebeveyn ile çocuk iletişiminde olumlu bir ortam oluşturulması bakımından önemlidir.

Çocukları dindar ve ahlaklı yetiştirmek, anne ve babanın ortak sorumlu oldukları bir alandır. Nitekim Resûlullah (sav), “Bir anne baba, çocuğuna güzel terbiye/güzel ahlaktan daha güzel bir şey bağışlamamıştır” demiştir. Başka bir hadiste de “Çocuklarınıza güzel ikramda bulunun ve terbiyelerini güzel verin” denilerek çocuk eğitiminde anne babalara mesaj verilmiştir.

Çocuk, annenin gösterdiği şefkat ve babanın verdiği güven duygusu ile sağlam bir şekilde hayata tutunur. İslâm, Kur’ân ve sünnetin verileri ışığında kulluğun özünü ve ahlakın temelini Allah’ın emir ve yasaklarına saygı, insanlığa şefkat olarak belirlemiştir. Allah’ın kullarına ve Resûlullah’ın (sav) ümmetine olan yaklaşımı hep şefkat ve merhamet kavramlarıyla ifade edilmiştir.

Tevbe 128. ayette “And olsun ki, size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametli olan bir elçi gelmiştir.” Şefkat, Allah’ın annelere verdiği çok değerli bir ayrıcalıktır. Anneliği öne çıkaran şefkat, sevginin en ileri boyutudur ve anne ile anılmaktadır. Bir annenin topluma kazandıracağı en temel değer, şefkatli ellerinde yetiştireceği ahlaklı ve erdemli çocuklar olacaktır. Şair Hafız İbrahim bunu ne güzel dile getirmiştir: “Anne, okuldur. Onun iyi yetiştirdiğinizde temiz, ahlaklı bir toplum yetiştirmiş olursunuz.”

Kaynakça

1) TDV İslâm Ansiklopedisi. 2) Diyanet Kur’ân Meali. 3) Feyzü’l-Furkân Meali. 4) Saffet Köse, Genetiğiyle Oynanmış Kavramlar ve Aile Medeniyetinin Sonu.