“Ben ancak bir öğretmen olarak gönderildim” buyuran Resulullâh (sav), bu sözleriyle kendisini bir öğretmen/muallim olarak tanıtmıştır. Yine Ebû Ümâme’nin rivayet ettiği bir hadiste Hz. Âdem’in peygamber olup olmadığını soran birisine verdiği: “Evet, o öğretmen ve mükellem (Allâh’ın kendisiyle vasıtasız konuştuğu kimse) idi.” cevabıyla aslında bütün peygamberlerin birer öğretmen olduklarını belirtmektedir. Böylece peygamberlik müessesesinin esas gayesinin ve en önemli görevinin eğitim olduğunu izah etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c) şöyle buyurur: “Ümmîlere kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyacak, onları arındıracak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek bir elçi gönderen O’dur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.” (Cuma, 2)
Bir gün evinden çıkıp mescide giden Hz. Peygamber (sav), orada halka olmuş iki toplulukla karşılaşmıştı. Bu halkaların birinde sahabeler Kur’ân okuyorlar ve Allah’a dua ediyorlardı, diğerinde ise ilim öğreniyor ve öğretiyorlardı. Sevgi ve rahmet dolu bakışlarıyla onlara ilgi gösteren Resûl-i Ekrem: “Her biri hayır üzeredir. Şunlar Kur’ân okuyor ve Allah’a dua ediyorlar; Allah dilerse onlara verir, dilerse vermez. Bunlar ise ilim öğreniyor ve ilim öğretiyorlar. Ben de muallim olarak gönderildim.” buyurdu ve onların halkasına katıldı.1 Evet, Allah onu ancak bir muallim olarak göndermiştir. O; beşeriyette ondan daha büyüğü bulunmayan büyük bir eğitimci, terbiyeci, hidayete götüren ümmi, basiretli bir insan ve beşeriyetin önünü aydınlatan bir tebliğci, bir elçidir. Okuma yazma bilmemesine rağmen Allah ona öyle bir ilim vermiştir ki insanlık içerisinde hiç kimse onun seviyesine ulaşamaz. Allah ihsan ettiği benzersiz mükemmeliyetteki şahsiyeti ile ona olan nimetini tamamlayıp ikmal etmiştir. Rabbimiz ona olan büyük nimetini şu şekilde hatırlatmaktadır: “(Allah) sana bilmediğini öğretmiştir. Allah’ın sana olan nimeti ne büyüktür.” (Nisâ, 113)
Resulullah (sav) nübüvvetle birlikte insanlar arasında ilmi yaymaya ve onları karanlıklardan aydınlığa davet etmeye başladı. Açıklamalarının güzelliği, konuşmasının fasihliği, kelamının netliği, üslubunun tatlılığı, ikazlarının nezaketi, ruhunun aydınlığı, açık kalpliliği, yüreğinin inceliği, son derece müşfik oluşu, kızgınlığında bile hikmetli davranışı, son derece dikkatli ve uyanık oluşu, zekasının yüksekliği, insanlara aşırı ilgisi ve merhametiyle o gerçekten de bu dünyada hayrı gösteren ilk muallimdi. Ayette de belirtildiği gibi: “Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnekler vardır.” (Ahzâp, 21)
“Nitekim biz, size ayetlerimizi okuması, sizi arındırması, size hem Kur’ân’ın mana ve mesajını hem de bu mesajın hayata nasıl taşınacağını öğretmesi ve yine (doğru) bilgi sahibi olmadığınız hususlarda sizi yetiştirmesi için içinizden bir peygamber gönderdik.” (Bakara, 151)
Bu ayetleriyle Allah (c.c), Hz. Peygamber’in (sav) bir eğitimci olarak görevlerini “tebliğ (ayetleri bildirme), tilavet (ayetleri okuma), ta’lim (ayetleri öğretip hayata geçirme), tebyin (ayetleri açıklama) ve tezkiye (muhatapları her yönden arındırma)” olarak ortaya koymakta, onun rolünü “eğitici ve öğretici” olarak belirlemekte, yaptığı işin bir eğitim öğretim faaliyeti olduğunu açıklamaktadır.
Hz. Peygamber (sav), bizzat kendi diliyle de eğitici ve öğretici olarak gönderildiğini ifade etmiş, zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı bir eğitici olduğunu özellikle vurgulamıştır.
Hz. Muhammed’in (sav) eğitici ve öğretici bir peygamber olmasına bağlı olarak kendisine indirilen ilahi bilgileri insanlara ulaştırmak, onları vahyin öğretilerine davet etmek ve vahyin mesajlarını insanlara öğretmenin yanında, her konuda model davranışlar sergileyen örnek bir şahsiyet olmak gibi uygulamaya dayalı sorumlulukları da vardır. Başka bir deyişle öğrettiği bilgileri kişisel yaşantısıyla desteklemesi, bunların tutum ve kalıcı davranışa dönüşmesini sağlaması onun temel görevleri arasındadır. Nitekim Hz. Peygamber’in (sav) bütün faaliyet ve uygulamalarında “muallim” vasfının etkilerini görmek mümkündür. Muallim, bilen öğreten, etkileyen ve örnek olan insandır. O; vahiyle bilgilenmiş, bildiklerine inanıp onları içselleştirmiş, bizzat yaşamış olduğu muhtevayı eğitim-öğretim konusu yapmıştır. Buna bağlı olarak o, mihrabta, minberde, evde, çarşı-pazarda vb. her yerde, herkesi, her zaman ve her vesileyle eğiten bir eğitimci olarak bütün yönleriyle hayatın içinde, canlı bir şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hz. Peygamber’in (sav) Eğitim-Öğretim Faaliyetleri Esnasında Bağlı Kaldığı İlkeler ve Uyguladığı Metotlar
Hz. Peygamber’in (sav) eğitim ve öğretime dair faaliyetlerini geniş bir çerçevede düşünmek gerekir. Çünkü o, sadece belirli kişilere veya özel bir gruba ders veren klasik bir eğitimci değildir. Bunun çok ötesinde toplumda her yaştan, her kesiminden insanla muhatap olmuştur. Eğitimde şu ilkeleri kullanmıştır:
Ferdi Farklılıklar İlkesi: Allah (c.c), bütün insanları aynı kabiliyette, aynı psikolojik yapıda yaratmamıştır. İnsanların birçok açıdan farklılık göstermeleri eğitim yöntemlerinin de farklılaşmasını beraberinde getirir.
Eğitimde ferdi farklılıklar ilkesi, muhatapların zihinsel kapasitelerini, yetenek ve eğilimlerini, içinde bulundukları hali dikkate almaya dayanır. Dinleyicilerin ve soru soranların anlayışına ve seviyesine göre hitap etmiş, yeni başlayanların durumlarını göz önünde tutmuş, herkesin sorusuna onu ilgilendiren kadarıyla ve durumuna uygun cevaplar vermiştir. Hz. Peygamber’in, oruçluyken eşini öpebilme hususunda genç bir sahabeye izin vermeyip yaşlı bir sahabeye izin vermesi; cihad için izin isteyen bir sahabeye anne-babasıyla ilgilenmesini tavsiye etmesi; kendisinden öğüt isteyen sahabelerden kimine “Allah’tan kork!”; kimine “kızma”; kimine “Allah’ı anmaya devam et!”; kimine de “Allah’a iman et ve istikamet üzere ol!” şeklinde farklı nasihatlerde bulunmuştur.
Tedricilik İlkesi: Birçok bilginin bir anda verilmesi psikolojik ve pedagojik prensiplere aykırıdır. Bu nedenle Hz. Peygamber’in (sav) eğitim-öğretim faaliyetlerinde tedriç esastır. O, her şeyi bir anda öğretmemiş, gerekli bilgileri ihtiyaca göre adım adım muhataplarına aktarmış, daha iyi alınıp zihinlere yerleşmesi adına bilgileri öğretirken önem sırası gözetmiş, parça parça, bölüm bölüm öğretmiştir. Ashabın, Kur’ân’ı öğrenmeden önce imanı öğrendiklerini, daha sonra Kur’ân’ı öğrendiklerini dile getirmeleri, Kur’ân’dan on ayeti, bu ayetteki bilgileri ve amelleri öğrenmeden diğer on ayete geçmediklerini haber vermeleri, Hz. Peygamber’in (sav) Yemen’e gönderdiği Muaz b. Cebel’e oradaki insanlara sırayla Allah’ın varlığını ve birliğini, kendisinin peygamberliğini, beş vakit namazı ve zekatı öğretmesini emretmesi, kendisine gelen bir bedeviye İslâm’ın esaslarını adım adım beş vakit namaz, Ramazan orucu ve zekat olarak tanıtıp anlatması, tedricilik ilkesinin esas alındığı eğitici uygulamalara örnek olarak gösterilebilir.
Zamanlama İlkesi: Hz. Peygamber (sav), vaaz ve ilim sohbetlerinde ashabının uygun vakitlerini gözetmiş, ashabı sıkmamak, psikolojik olarak bilgiyi almaya daha elverişli olmaları adına her gün değil ara ara nasihatlerde bulunmuştur. Bu sayede ashabın öğrenme ihtiyacı ve dikkatini canlı tutarak, dengeli bir yol takip etmiş, öğrenmenin zamana yayılıp daha kalıcı olmasını sağlamıştır.
Sevgi İlkesi: Hz. Peygamber’in (sav) eğitime dair bütün söz ve uygulamalarında temelde duran en asli ilkelerden biri sevgidir. O, hakiki imanın ancak karşılıklı sevgiyle elde edilebileceğini özellikle vurgulamış, kendisinin ümmeti için çocuğuna karşı sevgi ve şefkat dolu bir baba gibi olduğunu hatırlatmış, birbirini sevmekte mü’minleri tek bir vücuda benzetmiş, sürekli ve karşılıklı sevgiye dayalı bir toplum oluşturmaya çabalamıştır. Hz. Peygamber’in (sav) eğitiminde bir ilke olarak sevgi, sadece kalplerde saklı bir duygu değil her davranışta kendisini gösteren bir değerdir. Bu durum bazen bir tebessümle bazen de davranışlar yoluyla ortaya konur. Sevgi ilkesi üzerine bina edilmiş nebevi eğitimden geçen sahabe de Resulullah’ı (sav) canlarından aziz bilip sevmiş, bu sayede onun verdiği eğitimden en yüksek düzeyde istifade etmişlerdir.
Hz. Peygamber’in (sav) eğitim-öğretim uygulamaları bütünüyle incelendiği zaman onun muhataplarını eğitirken bazı eğitim metotlarından istifade ettiği görülür. Bunlardan biri de anlatım metodudur.
Anlatım metodu: Hz. Peygamber (sav) konuşmalarında kısa ve özlü mesajlar vermeye özen göstermiş; sözü uzatıp abartmayı tenkit etmiş, kendisini az ve öz söz söyleyen (cevâmiu’l kelîm) birisi olarak tarif etmiştir. Konuşması her zaman açık ve akıcı olmuş, yapmacıklıktan uzak ve samimi olup edebe aykırı unsurlardan arınmıştır. Hz. Peygamber (sav), insanlara akli seviyelerine uygun hitap etmiş; sözüne yeminle başlamak, dolaylı anlatma gibi anlatıma dair unsurları sıklıkla kullanmıştır. Anlatım esnasında ses tonunu ve bakışlarını ayarlamaya özellikle dikkat etmiş, konuşurken tek bir kişiye veya noktaya bakmamış, jest ve mimiklerini yerli yerinde kullanarak beden diliyle de muhataplarını eğitmiş, dinleyicilerin sayısının çokluğuna göre durumunu değiştirip oturarak, ayakta ya da yüksek bir yere çıkarak insanlara hitap etmiştir.
Soru-Cevap Metodu: Soru-cevap metodu, bilme ve öğrenme ihtiyacını uyandırmak, öğretilecek konuya muhatabın dikkatini toplamak üzere önce sorular sorup sonra cevaplar vererek eğitme, öğretme metodudur. Hz. Peygamber (sav), kimi zaman da başkalarına bir şeyler öğretmek amacıyla bilen birisine sorular yöneltmiş, bazen de hükmü tam olarak ifade etmek için soru sorandan sorusunu tekrarlamasını istemiş; sorduğu sorulara doğru cevaplar veren ashabı övmeyi de ihmal etmemiştir. Sorduğu sorularla peygamberin övgüsünü kazanan sahabelerden biri de Esma binti Yezid’dir. Bir gün yine kadınların temsilcisi olarak Resulullah’ın (sav) huzuruna gelerek, “Anam babam size feda olsun, ey Allah’ın Resûlü!” diyerek ona olan hürmet ve muhabbetini ifade ettikten sonra, sözlerine şöyle devam etti: “Ben, bazı kadınların size gönderdiği temsilciyim. Şüphe yok ki, Cenâb-ı Hak sizi erkek ve kadınların hepsine peygamber göndermiş, biz de sana ve senin Rabb’ine iman etmişizdir. Biz kadınlar evlerimizde oturmakta, beylerimizin meşru isteklerini yerine getirmekteyiz. Erkekler ise cuma namazı kılmak ve cemaate devam etmek, hastaları ziyaret ve cenazelere katılmak suretiyle, tekrar tekrar hac.ca gitmekle bizden üstün kılındılar. Bu sayılanlardan daha faziletlisi de Allah yolunda cihat etmektir. Bir erkek hac veya umre için yahut cihat maksadıyla yola çıktığı vakit, biz onların mallarını korur, elbiselerini temizler ve dikeriz. Çocuklarını büyütürüz. Bütün bu hizmetlerimizle biz, erkeklerin kazandığı hayra ortak olacak mıyız?” Peygamberimiz (sav), Esmâ’nın konuşmasını dinledikten sonra yanındaki sahabelere, “Siz dinî bir sual soran kadınlar içerisinde bundan daha güzel konu¬şan birini işittiniz mi?” buyurarak, onun zekâsını ve açık ifadesini takdir etti. Sonra da onun şahsında bütün mümin kadınlara şu müjdeyi verdi: Ey kadın, dinle ve temsilci olarak geldiğin kadınlara da anlat! Eğer bir kadın, kocasıyla iyi geçinir ve onun rızasını kazanırsa, bu saydığın faziletli amellerin hepsinde aynı sevabı elde eder.”
Tartışma (İstişare) Metodu: Tartışma metodu, birden fazla insanın karşılıklı fikirler ileri sürmek suretiyle yaptıkları sesli bir düşünme eylemidir. Hz. Peygamber (sav), kendisine vahiyle bildirilmemiş olan konularda kendi görüşünü mutlak doğru olarak görmemiş, meseleleri daima ashabıyla tartışıp fikir paylaşımında bulunmuştur. Nitekim Allah (c.c), Hz. Peygamber’e (sav) sorunları çözmede ashabıyla istişare etmesini, kesin karar verdiğinde de Allah’a güvenmesini emretmiş (Âl-i İmran, 159), iman edenlerin, sorunlarını birbirleriyle müzakere ederek çözdüklerini özellikle vurgulamıştır (Şura, 38). Hz. Peygamber (sav), Kur’an-ı Kerim’in istişare emrine uygun olarak ashabını eğitirken sık sık tartışma metodunu kullanmış, bu metodun uygulanışı esnasında kaba sözlere, ayıplama, alay, eğlenme, karşı tarafı küçük görme gibi davranışlara kesinlikle izin vermemiş, tartışmalarda geçerli, sağlam ikna metotlarını benimsemiştir. Bedir savaşında savaş konumuyla ilgili olarak konuyu ashabıyla tartışıp sonunda Hubab b. Münzir’in (r.a) görüşünü uygulaması; yine Bedir esirlerine yapılacak muameleyi ashabıyla görüşüp tartışması onun, tartışma metoduyla ilgili uygulamalarına örnek gösterilebilir.
Örnek Verme (Temsil) Metodu: Temsil metodu, “düşüncelerin daha iyi anlatılması için bazı kavram ve fikirlerin örneklerle anlatılması” metodudur. Temsil metodu, Hz. Peygamber’in (sav) eğitim-öğretim modelinde önemli bir konumdadır. Resulullah (sav), anlatımlarında çoğu zaman doğrudan ifadeler kullanmış, bunun yanında insanların gördükleri, tattıkları, hissedip tutabildikleri şeyleri örnek getirerek misallerin çoğunu yakın çevreden seçmiştir. Bu sayede muhatapların meseleleri anlamaları daha kolay hale gelmiştir. Hz. Peygamber (sav) anlatımlarında çok çeşitli temsillerden yararlanmıştır. Kur’ân okuyan mü’mini kokusu ve tadı olan portakala, okumayanı sadece tadı olan hurmaya benzetmiş; Kur’ân okuyan münafığı kokusu güzel tadı acı olan fesleğene, okumayanı ise kokusu ve tadı acı olan Ebu Cehil karpuzuna benzetmiştir. Toplumsal hayatta bir arada yaşamayı bir geminin alt ve üst katlarında yolculuk eden bir gruba, iyi arkadaşı misk taşıyan kimseye, kötü arkadaşı ise körük üfüren kişiye; kendi durumuyla diğer peygamberlerin durumunu bir bina inşa edip bir kiremidini yerleştirmeyen bir adamın haline benzetmiş, kendisinin peygamber olarak gönderilmesini son kerpicin yerleştirilmesiyle ilişkilendirip açıklayarak temsil metodunu kullanmıştır.
Kıssa Metodu: İnsan fıtratına en uygun eğitim-öğretim metotlarından biri de kıssa metodudur. Kıssa metodu; anlatım kolaylığı sağlaması, edebî tasvire imkân vermesi, akla, duyulara ve duygulara aynı anda hitap edebilmesi, muhatabın alâkasını uyanık tutması gibi birçok özelliğiyle İslâm eğitiminin vazgeçilmez metotlarından olup hem ayetlerde hem de Hz. Peygamber’in (sav) uygulamalarında yerini almıştır. Hz. Peygamber (sav) birçok olay, olgu ve değeri anlatırken kıssa metodundan yararlanmıştır. Salih amelin önemini ortaya koyarken ağzını büyük bir kayanın kapattığı bir mağaraya sığınan ve yaptıkları salih amellerle Allah’a (c.c) dua edip mağaranın açılmasını sağlayan üç kişinin kıssası; nimete şükür ve yardıma teşvikle ilgili İsrailoğulları’ndan alaca hastası, kel ve kör üç kişinin kıssasını; iyi niyetle yardım etme konusunda bir fahişeye infakta bulunan adamın kıssası; Hz. Peygamber’in (sav) ashabıyla paylaştığı önemli kıssalardır.
Model Sunma (Yaşayarak Öğretme) Metodu: Hz. Peygamber’in (sav) eğitim-öğretim metotlarının en önde gelenlerinden birisi de yaşamı, iyi halleri, model davranışları yoluyla yaparak ve yaşayarak/uygulamalı öğretmek olmuştur. O, bir şey emrettiğinde bunu ilk önce kendisi yapar, ardından insanlar bunu örnek alır ve O’nda gördükleri gibi yaparlardı. Yasakladığı bir şeyi de ilk kendisi terk ederdi. Sahabe, yüksek bir motivasyonla Hz. Peygamber’den (sav) uygulamak ve başkalarına öğretmek için sürekli bilgi talep etmiş, Hz. Peygamber de (sav) öğrettiği hususların mümkün olduğu ölçüde yerine getirilmesini istemiş, öğrettiği şeyler uygulandığında memnuniyetini belli etmiştir. Hudeybiye Antlaşması imzalandığında önce sahabeden ihramdan çıkıp kurbanlarını kesmelerini ve saçlarını tıraş etmelerini istemiş, hiç kimsede bir hareket olmayınca bizzat kalkıp ihramdan çıkmış, kurbanını kesmiş ve tıraş olmuştur. Bunu gören sahabe de aynı şeyi yapmıştır. Koyunun derisinin nasıl yüzüleceği, abdestin nasıl alınacağı gibi konuları da uygulamalı olarak gösteren Hz. Peygamber (sav), hayatın her alanında birçok konuda model olma yoluyla öğretmenin örneklerini göstermiştir.
Özendirme-Sakındırma Metodu: Hz. Peygamber (sav), yapılmasını istediği hayırlı şeylere teşvik için özel gayret sarf etmiş, yapılmasını yasakladığı şeylerle ilgili de ashabını korkutacak derecede ve özellikle sakındırmıştır. Bunu yaparken hayırlı işlerin sevabını zikredip sağlayacağı faydalara dikkat çekmiş, yasaklarla ilgili olarak da azabı ve kötü neticeyi hatırlatıp ikazlarda bulunmuştur. Teşvik ve sakındırma arasında daima dengeli bir yol izleyip itidali gözeten Hz. Peygamber (sav), muhataplarını sadece korkutarak nefret ettirip uzaklaştırmadığı gibi sadece teşvik ederek tembelliğe de sevk etmemiştir. Konuşmalarında “cahillik, ilim öğrenmede gevşeklik, faydasız ilim, elbiseyi kibirle yerde sürüme, iyiliği başa kakma, yalan yere yeminle malın fiyatını yükseltme” gibi konularda ashabı sakındırmış; “köle azad etme, onlara güzel muamelede bulunma, insanlara ikramda bulunma, selam verme” gibi birçok konuda da teşvik edici sözlere yer vermiştir.
Öğütle İkna Metodu: Öğüt, birine nasihat edip kalbini yumuşatacak ve Allah’ın (c.c) azabından korkutacak şeyleri hatırlatmaktır. Hz. Peygamber (sav), öğüt verirken muhataplarına son derece nazik davranmış, tatlı bir dil, yumuşak bir üslûp kullanmıştır. Yeni Müslüman olduğu için namazda konuşulmaması gerektiğini bilmeyen sahabeyi şefkatle uyarıp öğüt vererek ve işin doğrusunu anlatarak ikna etmiş, yine hurma ağaçlarını taşlayan bir çocuğa yaptığının yanlışlığını öğüt vererek anlatıp onu ikna etmiş, sonra onun için bereket duası etmiştir. Konuyla ilgili en çarpıcı örneklerden biri de zina yapma isteğiyle izin isteyen bir gence Hz. Peygamber’in (sav) yaptığı ikna edici konuşmadır. Rasulullah (sav), bu istekle gelen gence annesi, teyzesi, kız kardeşi, kızı veya halasının bu işi yapmasına razı olup olmadığını sormuş, her seferinde hayır cevabını alınca hiç kimsenin kendi yakınları için böyle bir durumu kabul etmeyeceğini belirterek ikna edici bir yol izlemiş, gence empati kurdurarak ona öğüt verip hayır duada bulunmuştur.
Rabbim bizleri, Resulllah’ı her konuda örnek alan, O’nun yolunu takip eden İslâm’ı doğru anlayarak yaşayan, davet eden, ona göre eğiten ve onu uygulayan kullarından eylesin.

1) İbn Mâce, Sünnet, 17 2) Abdulfettah Ebu Gudde, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metodları 3) Ramazan Gürel, Hz. Peygamber’in (sav) Eğitim-Öğretim Modelinde Belli Başlı İlke ve Metotlar, Yakın Doğu Üniversitesi İslâm Tetkikleri Merkezi Dergisi, Yıl 1, Cilt 1, Sayı 2, 2015

Önceki İçerikKur’ân’dan Kadınlara ve Çocuklara Sesleniş
Sonraki İçerikNebevi İklimde Aile