Yeryüzünde zulüm ve vahşetten, akan kan ve gözyaşından; yeryüzünün iktisadi, siyasi ve sosyal düzenin bozulmasından Batı sorumludur. Batı tüm bu halleriyle bütün dünya ülke ve toplumları için bir tehlike ve aynı zamanda bir tehdittir. Milyarlarca nüfusa sahip, yer altı, yer üstü zenginlik ve olanakları elinde bulunduran İslâm coğrafyası ise bu tehlike ve tehdide maruz kalan en başat coğrafyadır.

Batı hem materyalist hem emperyalist amaç ve yöntemleriyle tüm dünyayı kontrol etmeyi başarmış bir durumdadır. Yeryüzündeki tüm karışıklığın müsebbibi olan Batı genelde dünyayı, özelde İslâm coğrafyasını yönetir bir konumdadır. Geçmişten günümüze İslâm coğrafyasında yaşanan iktisadi, siyasi ve sosyal kaos, kriz, iç savaş, anarşi, terörizm gibi haller Batı’nın iğrenç siyasetinin sonuçlarıdır. Burada sormamız gereken soru şu: Batı tüm bunları nasıl başardı?

Batı tarzıyla, tavrıyla, siyasetiyle, değerleriyle kesin bir gerçeklik, eşsiz bir medeniyet, alternatifsiz tek, biricik örnek toplum olarak önümüze konuldu. Bunu önümüze koyanlar da aslında kendileri idi. Bu sadece onların iddiası idi. Bu iddialarını birilerinin üzerinden; kimilerinin ekmeğine yağ sürerek, kimilerinin elini, cebini doldurarak, kimilerinin de gözünü korkutarak yaymayı başardılar. Durumun idrakinden yoksun olan dünya da onlara inandı. Böylece Batı; ülkelerin, halkların sadece coğrafyalarına değil onların gönüllerine sinmeyi başarmış oldu.

Batı Hıristiyan olduğunu hiçbir vakit unutmadı. İster siyasi, ister iktisadi, ister toplumsal bir olay ya da durum olsun tüm bunların içinde Hıristiyan olduğunu bilen ve bunu yaymayı murat eden bir Batı zihniyeti vardır.

Dizilerinde Tanrı’ya bağlı, güvenilir, cömert, yardımsever kılıklı din adamlarının üzerinden Hıristiyanlığı yaydılar ve bu dizileri izleyenleri Hıristiyanlığa davet ettiler. Böylelikle bir dönemin kılıcıyla kan döken, can yakan haçlı ruhunu tekrar ayağa kaldıran kilise, kral ve din adamlarını yeniden gündeme getirdiler. Yine bir dönemlerin ilme ve bilime karşı çıkan skolastik düşüncesiyle kendisinden nefret edilen kiliseyi ve din adamlarını yeniden sevimli gösterdiler. Böylece Hıristiyanlığı tek kutsal din ve tek öğreti olarak halklara sundular. Ülke ülke, ev ev gezerek insanları kiliseye çağırdılar, onlara bedava promosyonlar ile İnciller dağıttılar. Büyük medeniyet ve öğretisi Hıristiyanlığı her yerde inşa etmeye çalıştılar.

Bunlar da yetmedi; kültürel asimilasyon süreçleri ile diğer kültürleri etkisizleştirerek, kendi kültür ve medeniyetlerini tüm dünya ülke ve halklarına aşılamayı başardılar. Yılbaşı geceleri, Noel kutlamaları, içki, kumar, faiz, zina, çıplaklık, tüketim çılgınlığı onların vasıtasıyla başka kültürlere işlendi. Modernleşmek, Batılılaşmak söylemleri ile diğer medeniyetleri yavaş yavaş yok ettiler. Hedefi tek tip batılı insan ve tek tip batılı dünya görüşü üretmek olan küreselleşme yaygarasıyla, her yerde onlara benzeyen, onlar gibi düşünen, onları savunan kişilerle karşılaşmayı mümkün hale getirdiler. Adeta mantar gibi üreyerek her yerde var oldular.

Gariban, yoksul, mağdur bıraktıkları halklara bunları yapanların kendileri olduğunu gizleyen, materyalist ve emperyalist planlarını örtbas eden, sadece korumacı olduklarını ifade eden söylem ve politikalarıyla zayıf kişi ve toplumları kandırmayı başardılar. Güya karın doyuracaklardı güya özgürleştireceklerdi güya adalet getireceklerdi. Bir şeyleri almadan neyi verecekti ki batı!

Batı hiçbir vakit elini dünya üzerinden çekmedi. Materyalist, emperyalist ve Hıristiyan batı isteklerini elde etmek için her yolu denedi. Karşısında duranı da istemedi. Kendini istemeyeni durduran, mukavemet göstereni etkisizleştiren müdahaleci politikalar üretti. Baş kaldıranın başını kesen, diş gösterenin dişini kıran bir tahakküm ile ülke ve halkları ele geçirdi. Ne ile? Silah ile siyasi komplo ile ekonomik sıkıştırma, halk ayaklanmaları, kukla yöneticiler ve münafık muhalefet liderleri ile …

Amaçları ne ise onun üzerinden çeşitli oyunlar kurguladılar hem de en acımasız olanlarından… Bir senaryo yazdılar dünya ülke ve toplumları için. Oyuncuları da izleyecek olanları da kendileri belirlediler. Defalarca aynı oyunu sahnelediler ama finali getiremediler.

Batı tezgâh kurarak bugünlere kadar geldi. Ne var ki batının bu saldırgan ve ezici tutumu, bir yere kadar devam edecektir. İktisadi, siyasi oyun ve manevraları bir yere kadar sürecek, saldırgan tutum ve kokuşmuş politikaları bir yerde son bulacaktır. Her ne kadar zalimane tavırları sürse, dünyanın en süper gücü olarak kendini lansa etse de bu böyle gitmeyecektir.

İnsanlık batının materyalist, emperyalist ve Hıristiyan ideolojisinden çok çekti. Temeli sağlam olmayan uydurma öğretilere sahip, siyasetiyle, politikasıyla, tutum ve davranışlarıyla çevresine pislik atan, çamur sıçratan Batı’yı durduracak tek gerçek, biricik yol; İslâm’dır. Batının karşısında duran, ona meydan okuyan, en büyük rakip ve düşman olarak gördüğü İslâm…

İslâm gücüyle, değerleriyle, geçmişiyle, başarılarıyla, zaferleriyle tüm bunları aşacak güçtedir. Geçmişte cahiliyeyi yenen, haçlı saldırılarını durduran İslâm’dı. Başka bir dinden oldukları için soykırıma uğrattıklarına da sahip çıkan İslâm’dı. Ne çabuk unuttular! Zalimi cezalandıran, mazluma, masuma, yoksula umut olan, insana merhamet eden, düzen kuran, adalet dağıtan da İslâm’dı. İnsanlığı karanlıklara ve zulme gark eden batıyı yok edecek tek çare İslâm’dır, İslâm Ümmetidir.

Henüz perde kapanmadı. Final henüz yapılmadı. Her işte hüküm Allah’ın olduğuna göre bu işte de hüküm Allah’ındır. O ne dilerse o gerçekleşecektir. Allah elbette zalimlerin yaptıklarından haberdardır, sadece onlara biraz zaman tanımaktadır. Hangi zalimi cezalandırmamıştır ki…

Üstünlük, gelişmişlik, büyük medeniyet safsatası sadece Batı’ya ait bir söylem ve onlara ait bir iddiadır. İnsanlık bunun böyle olmadığını anlamıştır, anlamayanların da anlaması yakındır.

Üstünlük imandır, üstünlük İslâm’dır. İslâm Ümmeti yüce değerlerine sarılarak, üzülmeden, gevşemeden, üstünlüğün iman ve İslâm olduğunu bilerek ve bu zeminde yaparak, yaşayarak yol almalıdır. Zafer elbette inananlarındır.