Hemen hemen tüm dünyaya yayılan, insanları çok zor durumda bırakan covid-19 virüsünün kaynağı hakkında farklı görüşler olsa da genel olarak kabul gören görüş Çin’in Wuhan kentindeki canlı hayvan pazarından çıktığıdır. Başta Çin olmak üzere bazı ülkelerde insanlar; yarasa, fare, yılan gibi -İslâm’da yenilmeleri haram olan- hayvanları yedikleri için türlü hastalıklara düçar olmaktadırlar.

Hâlbuki İslâm asırlar öncesinden uyarılarda bulunmuş, bu tür hayvanların yenilmesini haram kılmış, yeri geldiğinde eti yenebilen hayvanlar tek tek zikredilmiştir. Bu tür olayların yaşanması İslâm’ın helal kıldığında huzur, bereket, şifa vb. güzellikler; haram kıldığı şeylerde ise rahatsızlık, bereketsizlik, hastalık vb. sıkıntılar olduğunu gün yüzüne çıkarmaktadır. İnsanlık er veya geç, İslâm’ın hakikat olduğunun idrakine varacaktır. Bu idrakle birlikte teslim olanlar kurtulacak, inat edip direnenler ise hem bu dünyada hem de ahirette türlü azaplara uğratılacaktır.
“İnsan yediğinin ve içtiğinin toplamıdır” derler, ne kadar da yerinde bir ifade… Gerçekten de insanın tüm hayatına doğrudan etki eden bir eylemdir yemek ve içmek. Kendisini, ailesini ve toplumu düzeltmek isteyen bir kişi, ilk adım olarak gıdalandığı şeylerin doğru seçiminden başlamalıdır. Bu meyanda kişiye rehberlik edecek en önemli kaynak, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan Kur’ân’dır. Kur’ân-ı Kerîm de insanın neleri yiyip nelerden kaçınması gerektiği bildirilmiştir. Bu konuda takip edilecek ilkeleri belirlemiş ve insanların bu ilkelere göre hareket etmesi emredilmiştir. Kur’ân’ın belirlediği prensiplerin başında ise yenilecek/içilecek şeyin helal/temiz olması gelir. Bu konudaki emri bildiren ayeti kerimede mealen şöyle buyurulmuştur: “Eğer sadece ona (Allah’a) ibadet ediyorsanız size verilen rızıklardan helal, hoş olarak yiyin ve ona şükredin.” (Nahl, 114)
Bu ve benzeri ayetlerde helal ve temiz kelimeleri birlikte kullanılmıştır. Helal kelimesinden sonra temiz kelimesinin kullanılması helal olan şeylerden hoşunuza gidenleri yiyiniz şeklinde bir mana kastedilmiş olabilir. Çünkü helal olan bazı şeyler insanın hoşuna giderken bazıları ise hoşuna gitmeyebilir.
Ayette helal ve temiz olan şeyleri yiyin buyurulduktan sonra “Eğer yalnızca Allah’a inanıyorsanız ona şükredin” buyrulmaktadır. Buradan her nimetin bir şükrü gerektirdiği anlaşılmaktadır. Allah teâlâ insana bir nimet verdiğinde, beraberinde birçok ihsanda bulunmaktadır. Mesela herhangi bir gıda bir nimet olarak düşünüldüğünde, bu nimetin beraberinde o gıdayı rahat bir şekilde yemek ve ondan tat almak çok büyük bir ihsandır. Hastaların yemek yerken zorlanmaları, tat almamaları da düşünülürse yemeğin yalnız başına bir nimet olmadığı anlaşılır. Yenilen/içilen şeyin her parçasının vücudun ihtiyaç duyduğu yerlere gitmesi ayrı bir nimet, o yemeğin fazlalıklarının atılması ise ayrı bir nimettir.
Başka bir örnek verecek olursak, ilim tahsili için yurdundan ayrılmış bir talebeyi düşünelim; bu talebe için ilim, nimettir fakat yalnız başına bir nimet değildir. Bununla birlikte kendisine ilim tahsilinde devam edebilmesini sağlayan ortamı, hocaları ve arkadaşları her biri ayrı bir nimettir. Dahası anne-babasına veya ailesinden herhangi birisine bakmak zorunda kalmamış olması ve ilim tahsiline zaman ayırabilmesi de ilimle birlikte verilen nimetlerdendir. İnsanın nail olduğu tüm bu ihsanların karşısında iki seçeneği vardır: Şükretmek – nankörlük etmek. Bu seçeneklerden hangisini tercih ederse ona göre bir karşılık alacaktır. “Şükrederseniz size (nimetlerimi) artırırım, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım şiddetlidir!” (İbrahim, 7)

Kaynakça

1) Ebû Mansûr Muahmmed b. Mahmûd el-Mâtûrîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân, (Thk. Ahmed Vanlıoğlu, Bekir Topaloğlu), Dârü’l-Mizân, İstanbul, 2005, VIII, s. 206.