Haram çok şey ifade eder. Meşhur fıkradır: Halkın üstesinden gelmek için onlara haram yediren bir kral varmış. Yaptığı bir toplantıya insanların birer yumurta alarak gelmelerini istermiş. Toplantı sonunda yumurtalar birbirine karışmış, insanların birbirlerine hakları geçmiş “senin yumurta büyüktü, benimki küçüktü” derken o günden sonra yaptıkları dualar da tutmamaya başlamış. Çünkü ufak da olsa işin içine bir haram girmişti.

Dua tutmayınca kral yapacağını yapmış. Zulme devam. Bilge bir adam bu insanları bir araya toplayıp herkesin birbirine hakkını helal etmesini istemiş. Bu helallikle insanları temize çıkarmış. Gönüller birbirinden razı olmuş. O günden sonra dualar tutmaya başlamış hatta zalim kral bile devrilmiş. Hani bir hadîs vardır: “Bir kimse uzun sefere çıkar, saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir hâlde ellerini semâya uzatarak: “Yâ Rabbî, yâ Rabbî!” diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram (hâsılı) kendisi haramla beslenmiş olursa, böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?”1
Ey çalışmadıkları halde havadan kazananlar, ey çalışmadığı halde maaş alanlar, ey yan gelip de yattığı yerden kazanmaya çalışanlar… Kazansanız dahi onun bereketi olmaz. Karşılığında alın teri dökmediğin kazanç sana nasıl fayda sağlar ki? İmamsın ezan okumuyorsun, camide değilsin, öğretmensin derse girmedin, memursun işten kaytardın, hamalsın taşımadın, temizlikçisin kirli bıraktın, bunun karşılığında aldığın meblağ nasıl helal olur ki? Müslümanlar olarak bunları iyi düşünmemiz gerekir. Haksız kazanç kime yarar? Bırakın yaramayı mü’mini mahfeder. İmanını zedeler. Karşılığı olmayan kazanç ateş gibidir. Seni Allah görmekte, yapmadığının karşılığını alman demek, başta kendini kandırman demektir. Başkası seni görmez bile. Ama Allah (c.c) görüyor ve biliyor.
Haramla beslenen bir mü’min duası nasıl kabul olsun ki? Bir defa beden kirlenmiştir. Kirli bedendeki bir ruh nasıl huzurlu olsun ki? Mü’min böyle bir durumda imanından da bir şey anlamaz. Çünkü ortada bir kir, bir haram var. O yüzden mü’min yediğine içtiğine dikkat eder. Yediğinin içtiğinin içinde ne olduğunu anlamaya çalışır.
Ehl-i küfür bu haram meselini çok iyi biliyor. Mü’mini vurmak için piyasaya hep haram sumakta. Yediklerimizi içtiklerimizi kim üretiyor? Nereden ne geliyor? Kim, neye, neyi katmakta? Hangi yiyecekte ne var? Bunlar bilinmediği müddetçe mü’minin harama düşme tehlikesi kesin gibidir. Kullandığımız diş macunundan diş fırçasına, yiyecekten içeceğe her sahada Müslümanların üretmesi gerekir. Helalinden üretmesi gerekir.
Emin ellerden beslenmek gerekir. Bunu yapma imkânı var. Kimin neyi nerede ürettiğini sıkı bir şekilde denetlemek, takip etmek ve neticede toplumun helalle beslenmesini sağlamak bir bilinç meselesidir. Mesela cola gibi bir içeceği daha küçük yaşlardan itibaren çoklarımıza bunun tehlikesini, kime yaradığını, nerden geldiğini öğretsek bilinç gelişecek ve çocuk ne olduğu belli olmayan bu içecekten uzak duracaktır. Bu şekilde kimin nasıl ürettiği belli olmayan, içinde hangi maddelerin bulunduğunu bilmediğimiz yiyecekler kimyamızı bozmayacak, şüpheli şeylerden uzak durmakla iyi bir mesafe kat etmiş olacağız. Buna gıdanın her türlüsünü dahil ediniz.
Bir diğer mesele helal para meselesidir. Faiz parayı kirletir. Az da olsa çok da olsa paranın bereketini, içindeki hayrı yok eder. Çünkü işin içine haram girmiştir. Artık o para bulanıktır. Sahibine fayda sağlamaz. Nice faize bulaşanlar vardır ki, onlardan “İki yakam bir araya gelmedi” sözünü duyarız. Elbette ki gelmez. Helal varken harama yeltenirsen, nasıl iflah olursun ki? Kaldı ki böyle bir davranış Allah ve Resûlüne savaş açmaktır. Domuz eti, açlıktan ölmek üzereysek helal olur. Haram, ölüm söz konusu olunca geçici olarak işlenebilir. Böyle bir şey yoksa mü’min neden harama yelensin ki? İşte bu konuda da bilinç lazım. Kumarın, fuhşun, içkinin ve adam öldürmenin büyük günah olduğunu bilen mü’min, maalesef faiz konusunda aynı hassasiyeti taşımamakta. Buna aldırış etmemekte. Nice Müslümanlar gördüm ki faiz üzerinden vurulmuşlar. Arabalarına, evlerine, traktörlerine, tarlalarına, binalarına haciz gelmiş, faiz merkezlerinde, yani faizli bankaların kucağına rahatça girip faiz belasına bulaştıkları için mal varlılarına haciz gelmiş ve perişan olmuşlardır. Günümüzde insanların rahatça bulaştığı en yaygın haram faiz haramıdır. İnsanlar faizle vurulmakta. Yine şuur lazım. Yine ciddi bilinç lazım.
Bir haram daha: Yetim malı yemek, böyle bir mal, bir eve girse, o evdeki herkesi adeta zehirler. Allah (c.c) mü’mini bu konuda ciddi şekilde uyarmakta. Kimsesiz, öksüz, yetim kalmışların mallarını yemek demek, ateş yemek demektir. “Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.” (Nisa, 10) İşte bu haram zehir mesabesindedir. Girdiği bedeni harabeye çevirir.
Bir haram daha: Mirasta kadının hakkı. Bazı çevreler kadını miras hususunda dışladığında, malına göz diktiğinde harama düşmüş olmuyor mu? Malın miras olması, bir manada emanettir. Ha kız kardeşinin elinden malını almışsın ha miras hakkını vermemişsin, aynı kapıya çıkar.
Dualarımızın kabul olmasını istiyorsak, bize zulmedenlere karşı Rabbimizin yardımını almak istiyorsak başta helalle beslenmeye dikkat edeceğiz. Evimize giren gıdanın nereden geldiğini, haram yolla mı yoksa helal yolla mı geldiğini çok iyi takip etmemiz kaçınılmazdır.
Haram yeme sıfatı, Kur’ân’da Yahudi ve münafıkların sıfatı olarak geçer: “Onlar, yalana kulak tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever.” (Mâide, 42) Bunların yaptığı bir haram da rüşvettir. Resûlullah bunu alanın da verenin de ateşte olduğunu belirtmiştir.
İşte Yahudilerin konumuzla ilgili bir özelliği daha: “Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yiyicilikte çabalarına hız kattıklarını görürsün. Yapmakta oldukları ne kötüdür” (Mâide, 62) İşte bu Yahudiler, bugün haramları bu ümmet içinde yaymak için yüzlerce TV kanalını devreye sokmuş durumdalar. Haram gıdadan haram içeceğe, haram giysiden haram oyunlara her türlü haramın reklamını bu ümmetin fertlerine servis etmekteler.
Ey mü’minler topluluğu, güçlü, sağlam ve temiz bir İslâm toplumu için helalle beslenip helalle yaşamadıkça Rabbimizden yardımı beklemeyelim. O temiz olanları sever. Allah temizlenenleri sever. Bedene temiz olan girmeli ki ruh rahat edebilsin. Rahat bir ruh yücelir ve büyük işler yapar. İşte peygamberlerin ruhu böyleydi. İşte büyük İslâm öncülerinin ruhları böyleydi. İşte Rabbani alimlerin ruhu böyledir. “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.” (Ârâf, 157)
Evet, haram ne ifade eder? Haram, imanın sahadaki tesiri önünde en büyük engeldir.

Kaynakça

1) Müslim, Zekât, 19

Yazar
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.