Başını elleri arasına almış, düşünüyordu. Ne dışarıda yağan yağmur ne de masasındaki ders kitapları onu düşünmekten alıkoymuyordu. Sahi düşünmek neydi? Neyi düşünüyorum, niye düşünüyorum, dedi kendi kendine. Belki de ilk defa böylesine düşünüyordu. İşin ucunda ne not vardı ne ceza. Üstelik ödev de değildi. Niye düşünüyorum, dedi tekrar kendi kendine. Ama hâlâ aklını soru yüklü gemilerin işgalinden kurtaramamıştı.

Her şey derste bir soruyla başlamıştı. İnsan nedir? Sınıftaki bu soru ilkin dikkatini çekmemişti. Şimdi neden aklıma soru yüklü gemiler demir atıyor, diye söyleniyordu kendi kendine. Odasında biraz dolaştı. Kitaplığın önünde durdu, kitaplarına bakarken yine daldı sorular deryasına. Zihni onu yine sınıftaki tartışmaya götürmüştü.

Arkadaşının, “İnsan hayvandır hocam!” sözü aklına geldi, biraz ferahlamış gibi oldu. “Tabi ki de!” dedi kendi kendine, “Bunu bilmeyecek ne var, üstelik tüm dünya Darwin teorisini biliyor. Biz maymundan geldik!” dedi. Birden demir aldı aklındaki soru yüklü gemiler, rahatlamıştı. Yatağına uzandı. Gözleri penceredeki kuşa takıldı. Hay Allah, tam ferahlamıştı, derken yine sorular, sorular… “Ben hayvan mıyım?” diye düşünmeye başladı. “Hayır!” dedi, “Ben hayvan olamam, bu kadar mı acizim!” diye düşündü. “Hayvanlarla tek benzer yanım, yemek yemek mi? Niçin yiyip içiyoruz? Bedenimizi güçlü kılmak için. Buldum.” diye heyecanla bağırdı, “Benim birinci parçam bedenim.” Kalemini aldı, bir kale fetheden komutan edasıyla duvardaki panonun önüne geldi ve yazmaya başladı büyük harflerle: İnsan=Beden. Biraz olsun rahatlamıştı.

Odasından salona doğru gitti, salonda kardeşlerini izledi bir süre. Kardeşleri yap-boz oynuyordu. Kardeşlerinin yapboz parçalarını uygun yerlere koyuşlarını bir süre sessizce izledi. Kardeşleri insan suretinin parçalarını özenle yerine koyarken birden aklına dank etti ve kendi içinden akıl, dedi. “Evet, evet, akıl” diyerek soluğu odasındaki panonun yanında aldı.

Kalemi eline alarak daha önceden büyük harflerle yazmış olduğu İnsan=Beden’in yanına bir artı koyarak yine büyük harflerle İnsan=Beden+Akıl yazdı. Tam arkasını dönüp odasından çıkacaktı ki, vitrindeki tabloya takıldı gözleri, hüzünlü adımlarla vitrine yaklaştı. Tabloya bakarken dudaklarından gayri ihtiyari Sezai Karakoç’un “Bir mumun ardında bekleyen rüzgâr / Işıksız ruhumu sallar da durur” mısraları döküldü.

Canı yanıyordu, canım neden acıyor, dedi. Kendi kendine “Ey ruh, sen misin canımı yakan?” diye söylenirken tekrar odadaki panoya yöneldi, panonun önünde durdu, yazmaya başladı. Nihayet aklını işgal eden soru yüklü gemilerden kurtulmuş olmanın ferahlığı içinde panodaki yazıyı tekrarlıyordu: İnsan=Beden+Akıl+Ruh.

Nedim BAŞKAN