Katar Ablukasının Kaldırılması

Geçen ayki yazımızda Suudi Arabistan’ın Katar ablukasını kaldırma niyetinde olduğunu ancak Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) buna itiraz ettiğini dile getirmiştik. Sonuçta BAE, Yemen konusunda istediklerini, aşağıda sözünü edeceğimiz şekilde aldı. Buna karşılık Katar üzerindeki ablukanın kaldırılması konusundaki itirazından da vazgeçti. Böylece “diktatörler çetesi” olarak nitelendirdiğimiz dörtlü çetenin 5 Haziran 2017’de Katar’ı sıkıştırmak amacıyla başlatmış olduğu abluka 4 Ocak 2021 tarihinde sonlandırıldı.

Suudi Arabistan, ablukanın kaldırılması kararı verince 5 Ocak 2021 tarihinde El-Ula şehrinde düzenlenen 41. Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi’ne Katar emirini de davet etti. Katar Emiri Temim bin Hamed Âl-i Sani de bir heyetle birlikte söz konusu zirveye katıldı.

Zirve sonrasında yayınlanan ortak bildiride Katar üzerindeki ablukanın sonlandırıldığı ve ilişkilerin normalleştirildiği de resmen duyuruldu. Bunun üzerine Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır’dan oluşan ablukacı ülkeler kademeli bir şekilde diplomatik ve ekonomik ilişkilerini yeniden başlattılar.

Not: Katar ablukasının başlatılması süreci, ablukanın başarılı olamamasının nedenleri, kaldırılmasıyla ilgili gündeme getirilen spekülasyonlar ve iddialar hakkında ayrıntılı bilgileri Allah’ın izniyle Vuslat dergisinin Şubat 2021 sayısı için hazırladığımız dosyada vermeye çalıştık. Konunun tafsilatı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere bu dosyamızı okumalarını tavsiye ederiz.

Yemen’de İttifak Hükümeti

Yemen’de bir yandan Husi örgütünün San’a’da oluşturmuş olduğu otorite ile Aden’de Abdurabbih Mansur Hadi liderliğinde oluşturulmuş olan yönetim arasında hakimiyet savaşı sürerken diğer yandan BAE’nin desteklediği ve Güney Yemen’in yeniden ayrılmasını, burada ayrı bir devlet kurulmasını isteyen Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) gerçekleştirdiği saldırılardan kaynaklanan sıkıntılar yaşanıyordu. BAE aynı zamanda bu GGK vasıtasıyla Yemen üzerindeki siyasi inisiyatifini ve etki gücünü de artırmaya çalışıyordu.

GGK zaman zaman Aden’de Hadi’ye bağlı hükümetin kontrol altına aldığı bölgelere saldırarak buraları ele geçiriyordu. Bazen Suudi Arabistan’ın devreye girmesiyle ateşkes  sağlanıyor ve GGK kontrol altına aldığı bölgelerden çekiliyor, ama çok geçmeden yine ortalığı karıştırarak Aden hükümetinin elini kolunu bağlıyordu.

Aslında Hadi yönetimiyle GGK arasında 5 Kasım 2019 tarihli bir anlaşma imzalanmıştı. Ama ayrılıkçı GGK anlaşmaya uymayarak saldırılarına devam etti.

Sonuçta 18 Aralık 2020 tarihinde, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da 5 Kasım 2019 Riyad Anlaşması’na dayalı olarak bir ittifak hükümeti oluşturuldu. Bu hükümette GGK bazı önemli ve stratejik bakanlıkları alarak Aden’deki siyasi iktidarın güçlü ortağı haline geldi.

Böylece BAE, Yemen konusunda istediklerini elde etti ve karşılığında da Suudi Arabistan’ın Katar üzerindeki ablukanın kaldırılması talebinin yerine getirilmesine razı oldu.

Filistin’de Yahudi Yerleşim Merkezlerinin Genişletilmesi

ABD’nin eski cumhurbaşkanı Trump’ın, işgal rejiminin Filistin’in Batı Yaka bölgesinde ve işgal altındaki Kudüs’te kurduğu yahudi yerleşim merkezlerini “meşru” kabul ettiğini açıklamasından cesaret alan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu bu yerleşim merkezlerinin genişletilmesi için yeni projeleri onayladı.

Netanyahu aslında bu projeleri onaylarken sinsi bir “yahudi oyunu” oynadı. ABD Başkanlığına seçilen Biden’ın ABD politikasında değişiklik yapacağı söylentilerini değerlendirerek, Trump’ın son zamanlarının fırsata çevrilmesi gerektiği intibaı vermeye çalıştı ve onun koltuğu devretmesinden önce söz konusu projeleri jet hızıyla onayladı. Oysa dediğimiz gibi bu tamamen bir taktik ve sinsi bir oyundur. Çünkü kendini yahudi olmayan siyonist olarak nitelendiren Biden’ın ABD’nin İsrail ve Filistin konusundaki politikasını değiştireceği iddiası gerçekçi değildir. Ancak Netanyahu’nun yapmak istediği yangından mal kurtarıyormuş havasına girerek yağmacılık yapmaktı.

Not: Allah’ın izniyle Ribat dergisinin Şubat 2021 sayısı için hazırladığımız dosyada Filistin topraklarındaki yahudi yerleşiminin geçmişi, yahudi yerleşim merkezleriyle nelerin kastedildiği, BM ve onun kararlarını esas alan ülkelerin neye karşı çıktığı, kısacası Filistin topraklarındaki yahudi yerleşiminin tarihi, diplomatik ve hukuki boyutu hakkında ayrıntılı bir şekilde bilgi vermeye çalıştık. Bu konu hakkında tafsilatlı bilgi sahibi olmak isteyenlere bu dosyamızı okumalarını öneririz.

Filistin’de Seçim Kararnamesi

Filistin’de en son başkanlık seçimi 2005 yılının Aralık ayında, parlamento seçimleri ise 25 Ocak 2006 tarihinde gerçekleştirilmişti. Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) başkanlık seçimlerine katılmamış ve bu seçimleri Fetih hareketinin lideri Mahmud Abbas kazanmış; parlamento seçimlerinden ise Hamas önemli bir farkla birinci çıkarak hükümeti kurmak için yeterli çoğunluğu elde etmişti. Buna rağmen Hamas, Fetih’le koalisyon hükümeti kurmak istedi. Fetih ise başta olumlu yanaşırken sonra ABD ve İsrail’in baskılarına boyun eğerek hükümete ortak olma fikrinden vazgeçti. Üstelik Hamas’ın kurduğu hükümeti de kabullenmek istemedi. Bu durum karışıklığa ve bölünmeye neden oldu. Fetih hareketi, Ramallah’ta parlamento onayına ve hukuki temele dayanmaya gerek duymadan ikinci bir hükümet kurdu.

Normalde başkanın süresi 2009’da doluyordu. Ama seçim yapılmadı ve Abbas’ın başkanlığı anayasaya aykırı bir şekilde olsa da fiili olarak devam etti. Parlamentonun Batı Yaka bölgesinde bulunan üyeleri de faaliyetleri engellenerek, tamamen devre dışı bırakıldılar.  Yeni bir parlamento oluşturulması için de seçim yapılmadı.

Sonuçta uzun bir aradan sonra Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, 15 Ocak 2021 tarihinde seçim kararnamesini imzaladı. Kararnameye göre seçimler üç aşamalı olacak. 22 Mayıs tarihinde Yasama Meclisi, 31 Temmuz tarihinde başkanlık, 31 Ağustos tarihinde de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) bir şura meclisi niteliği taşıyan Filistin Ulusal Konseyi için seçimler yapılacak.

Hamas, seçim kararnamesini memnuniyetle karşıladığını ancak seçimlerin dürüst olması için denetlemelerin yapılması ve sonuçlarının da kabul edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Mescidi Aksa’da Tehlikeli Ölçümler

İsrail işgal rejimi Müslümanların harem mescitlerinden biri ve ilk kıbleleri olan Mescidi Aksa’yı ortadan kaldırmak için çeşitli oyunlara başvurdu. Ancak Müslümanlar bu kutsal mabedi ayakta tutmak için bütün güçleriyle mücadele ettiler. İşgal rejimi bu kez bu mabedi tıpkı El-Halil’deki Hz. İbrahim Camisi’nde yaptığı şekilde Müslümanlarla yahudiler arasında paylaştırmak için planlar kurmaya başladı. Hatta bunun için bir yasa tasarısı da hazırladı. İslam dünyasından gelen tepkiler üzerine bu tasarısını geçici olarak rafa kaldırdıysa da planından vazgeçmiş değil.

13 Ocak 2021 Çarşamba günü, koronavirüs gerekçesiyle Mescidi Aksa’nın ibadete kapalı tutulduğu sırada işgal yönetiminin mühendisleri işgalci askerlerin himayesi altında Mescidi Aksa’ya girerek içeride teknik ölçümler ve incelemeler yaptılar. Onların bu hareketi doğal olarak Mescidi Aksa’nın paylaştırılması planının hayata geçirilmesi için hazırlık olarak değerlendirildi. Çünkü daha önce Hz. İbrahim Camisi’ni paylaştırma oyunlarında da bu caminin kapalı olduğu bir zamanı değerlendirmişlerdi.

Mescidi Aksa’nın hatipleri, Kudüs’teki İslami kurumların yöneticileri ve Filistin’deki direniş hareketlerinin ileri gelenleri bu girişimin ciddi bir tehlikeye işaret ettiğine dikkat çekerek İslam aleminin bu tehlike karşısında dikkatli olmasını, işgal rejiminin Mescidi Aksa’yla ilgili tehlikeli planını hayata geçirmesine fırsat verilmemesini istediler. Bu çağrılar İslam dünyasında yankı buldu ve değişik çevrelerden tepkiler oldu.

Ancak işgal rejiminin bu kutsal mabedi hedef alan planlarının her zaman pusuda bekletildiğinin unutulmaması ve siyonist işgal karşısında her zaman dikkatli olunması, Mescidi Aksa’nın savunuculuğunu yapan halka ve direnişe de tam destek verilmesi zorunludur.

Bağdat’ta Yine Bombalı Saldırılar

Küresel emperyalizmin uyguladığı abluka, uluslararası emperyalist güçlerle İran gibi bölgesel ihanet güçlerinin işbirliği sonucu gerçekleşen işgal ve bu işgale karşı verilen bağımsızlık mücadelesinin ifsat edilmesi amacıyla ortaya çıkarılan karanlık örgütlerin sebep olduğu iç çatışmalar ile uzun yıllardan beri çalkalanan Irak’ta bir toparlanma sürecinin başlaması ve şiddet olaylarına son verilmesi ümidinin oluşmasıyla birlikte 21 Ocak 2021 tarihinde Bağdat’ta yine eş zamanla iki bombalama eylemi gerçekleştirildi. Eylemlerde 30’dan fazla insan hayatını kaybederken 100’den fazla insan da yaralandı.

Eylemleri, gerek Irak’ta gerekse Suriye’de işgale ve zulme karşı verilen mücadeleyi hep arkasından vurmasıyla, emperyalist güçlerin ve bölgedeki fitne saltanatlarının işine yarayacak eylemler gerçekleştirmesiyle, İslam adını kullanarak İslam’a zarar vermesiyle öne çıkan ve kısa adıyla bazen IŞİD bazen DAİŞ diye anılan karanlık örgüt üstlendi.

Bazılarına göre bu eylemlerin tam da ABD’de yeni başkanın görevi devralmasından sonra gerçekleştirilmesi güya Amerika’ya mesaj amacı taşıyordu. Bağdat’ta zavallı sivil insanları katlederek ABD’nin yeni başkanına mesaj göndermeye kalkışan bir zihniyetin yaptıklarını İslam adına yaptığını söylemesinden daha büyük bir arsızlık olamaz.

Fransa’ya Göre Cezayir’deki Katliamların Fazla Bir Önemi Yok

Fransa, Cezayir’i 1830-1962 yılları arasında tam 132 yıl işgal altında tuttu. Bu süre içinde Cezayir halkına sürekli zulmetti. 1954-62 arasında gerçekleşen sekiz yıllık bağımsızlık savaşı sürecinde ise bir buçuk milyon insanı hunharca katletti.

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun geçtiğimiz ay Fransa’nın sömürge dönemiyle ilgili arşivleri açması, hukuki sürece fırsat vermesi, tazminat ödemesi ve özür dilemesi gerektiğini bu ülkenin yöneticilerine hatırlattı. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın sömürge geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini dile getirmekle birlikte herhangi bir özür veya af dilemenin de söz konusu olmayacağını söyledi. Çünkü Emmanuel Macron’a göre Cezayir’de yapılan katliamların, zulüm uygulamalarının öyle af veya özür dilemeye değer bir yanı yoktu.

Bu zihniyet aslında Batı emperyalizminin kendilerinden olmayanlara nasıl baktığını göstermesi açısından da ibret vericidir. Onlar için sömürgeleştirilen ülkelerin halklarını öldürmek sinek öldürmek gibi bir şeydir, öyle özür veya af dilemeye değecek bir tarafı yoktur.

Mali’de Yine Fransız Katliamı

İşin gerçeğinde dün Cezayir’de bir buçuk milyon insanı katleden Fransa’ya hükmeden zihniyetle bugünkü Fransa’ya hükmeden zihniyet aynıdır. Kişiler değişmiştir ama zihniyet kesinlikle değişmemiştir. 3 Ocak 2021 Pazar gecesi Mali’de gerçekleştirilen katliam da bunu gözler önüne serdi. Bu katliamda Fransa helikopterleri bir düğün törenini vurarak en az yüz kişinin hayatını kaybetmesine çok sayıda insanın da yaralanmasına neden oldu.

Mali’deki kaynaklar bunu dile getirdiklerinde Fransız ordusu suçunu kabul etmek istemedi. Ama Fransa medyası da olayın üzerine gidince terör örgütlerini hedef aldıklarını ileri sürdüler. Oysa hedef alınan yer bir gerilla eğitim kampı değil bir düğün bahçesiydi.

İşin gerçeğinde Fransız işgal güçleri kendi askerlerine yönelik bir eylemin intikamını almak için bu saldırıyı gerçekleştirmişlerdi. Ancak kendilerine saldıran gerilla güçlerini hedef almaları durumunda belki sadece birkaç kişiye zarar verebileceklerdi ve bunun da muhtemelen kendi açılarından da bir bedeli olacaktı. İntikamın acı verici olması için böyle savunmasız bir kalabalığı hedef alarak büyük bir katliama sebep olmuşlardı.

 

Yazar
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.
Yazara Yaz
×
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.