İşgal Güçleri Yine Gazze’ye Saldırdı
İsrail işgal rejiminin 1 Kasım 2022 tarihinde yeni bir erken genel seçim gerçekleştirme kararı alması ne yazık ki Filistin halkına yönelik vahşet damarlarının yeniden kabarmasına neden oldu. Çünkü siyonist partilerin hitap ettiği kitle ırkçı vahşete ve saldırganlığa prim vermektedir. Bu durum Filistin topraklarında sadece işgalci siyonist rejimin değil bu rejimi ayakta tutan kitlesel tabanın da saldırgan bir ruha sahip olduğunun çok açık bir göstergesidir.

İşgal rejiminde mevcut koalisyonun başını çeken partiler oyların Netanyahu’nun Likud Partisi’ne kaymasını durdurmak için geçtiğimiz ayın başlarında yeniden Gazze’ye saldırı düzenlediler. İşgal rejimi, saldırının gerekçesini de kendisi oluşturdu ve Filistin tarafına mümkün olduğu kadar kısa süre içinde mümkün olduğu kadar çok zarar verebilmek için özellikle sivil hedefleri vurdu. Bu yüzden öldürülenlerin ve yaralananların çoğunu siviller, üçte birini de çocuklar oluşturuyordu. İşgal rejiminin saldırılarında ayrıca iki bin civarında ev ya tamamen yıkıldı ya da kısmen zarar gördü.

İşgal Rejimiyle Normalleşme
İşgal rejiminin Gazze’ye yönelik saldırısının üzerinden iki hafta bile geçmeden, katledilen çocukların cesetleri soğumadan, evleri yıkılan insanların gözyaşları dinmeden Türkiye’nin İsrail işgal rejimiyle karşılıklı büyükelçiler tayin etme kararı alması tepkilere neden oldu. Bu tavır, işgal güçlerinin Gazze’ye yönelik saldırılarının devam ettiği günlerde yapılan açıklamalara ve sergilenen tavra da tamamen ters düşüyordu.

Türkiye’den önce de Fas, siyonist işgal rejimiyle diplomatik temsilcilik düzeyini büyükelçi düzeyine çıkaracağını açıklamıştı. Fas’ın bu açıklamayı yapması işgal rejiminin Gazze’ye saldırısından hemen önce olmuştu. Fas’ın açıklaması İsrail’e Gazze saldırısı için bir gaz, Türkiye’nin kararı ise adeta mükafat gibi oldu.
Not: İşgal rejiminin Gazze’ye son saldırısını ve işgal yönetimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi konusunu Vuslat dergisinin Eylül sayısı için hazırladığımız dosyada ayrıntılı olarak ele almaya çalıştık. Daha geniş bilgi sahibi olmak isteyenlere bu yazımızı okumalarını öneriyoruz.

Tunus’ta Arayasa Referandumu Oyunu
Tunus’ta 25 Temmuz 2022 tarihinde göstermelik olarak bir anayasa referandumu gerçekleştirildi. Referandumun amacı ülkede yeniden hakim kılınması istenen tek adam diktatörlüğünün anayasal çerçevesini oluşturmaktı. Referandumun tarihi de özellikle Kays Said’in sivil darbe gerçekleştirdiği 25 Temmuz 2021 tarihinin birinci yıl dönümüne denk getirildi.

Ülkedeki muhalif partiler ve oluşumlar halktan, referandumu boykot etmek, sandık başına gitmemek suretiyle tavır koymasını istedi. Çünkü dikta yönetiminin gözetiminde gerçekleştirilecek bir referandumda vatandaşların tercihlerinin sonuçlara yansımayacağını biliyorlardı. O yüzden halkın red oyunu en azından oy kullanmayı reddetmek suretiyle göstermesini istediler.

Muhalefetin çağrısı etkisini gösterdi ve referandumda oy kullanma oranı çok düşük oldu. Resmi açıklamalarda oy kullanma oranının %27.5 olduğu iddia edildi, ancak gerçek katılımın bunun çok daha altında olduğu tahmin edilmektedir. Çünkü gündüz verilen rakamlar çok düşüktü. Akşam saatlerinde biri birden yükseldi. Bu da gündüz oy kullananların akşam saatlerinde tekrar gidip mükerrer oy kullanmış olmaları ihtimalini akla getirdi. Buna rağmen resmi rakamların esas alınması durumunda bile sonuçlar halkın %72’den fazlasının anayasayı reddettiğini ortaya koyuyordu.

Tabii dikta rejimlerinde bu tür referandumlar ve seçimler tamamen göstermelik olduğu için sandıklardan çıkan sonuçlar önceden tahmin edildiği gibi oldu ve oy kullananların %92’den fazlasının kabul oyu verdiği ileri sürüldü.
Muhalefet oy kullanma oranının çok düşük olmasını gerekçe göstererek referandumun iptal edilmesini talep etti. Ancak diktatör burnunun istikametine doğru gitme konusundaki ısrarından vazgeçmeyerek sonuçların anayasanın onaylandığını gösterdiğini ileri sürerek, dediğimiz gibi tek adam diktatörlüğünü sistemleştiren yeni anayasanın yürürlüğe girdiğini açıkladı. Tabii onun bu kadar cüretkar davranmasında Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin ve Avrupa’daki sözde demokrasi yanlısı rejimlerin desteklerinin önemli payı olmuştur. Bu konuda Arap dünyasının diktatörleriyle Avrupa’nın demokratlarının aynı yerde buluşması da düşündürücüdür.

Kays Said, tek adam diktatörlüğünü yeniden hakim kılmak amacıyla gerçekleştirdiği darbede ve sonrasında attığı her adımda anayasanın kendisine verdiği yetkileri kullandığını iddia ederken yalan söylüyor ve anayasayı çarpıtıyordu. Hukukçular da onun anayasayı çarpıtmasını bütün delilleriyle ispat ediyorlardı. Şimdi artık anayasayı çarpıtmasına gerek kalmayacak. Çünkü kafasına göre bir anayasayı yürürlüğe sokmayı başarmış oldu.

Eymen Zevahiri’nin Öldürülmesi
Usame bin Ladin’den sonra El-Kaide olarak bilinen örgütün başına geçen Eymen Zevahiri’nin, 31 Temmuz 2022 tarihinde ABD’ye ait bir insansız hava aracıyla öldürüldüğü açıklandı. Tabii terör eylemi bir örgüt adına gerçekleştirildiğinde çirkin ve kötü ama devlet adına özellikle de küresel güçler ve bilhassa ABD adına gerçekleştirildiği zaman büyük bir fazilet olarak nitelendiriliyor. Yani çağdaş emperyalizmin yönlendirdiği medya nazarında teröre ve terör eylemlerine yaklaşım ve bakış hep çifte standartçı.


Aslen Mısırlı olan Eymen Zevahiri bir doktordu. Afganistan’da henüz Sovyet işgalinin devam ettiği dönemde, insani yardım faaliyetlerine katılmak amacıyla Pakistan’a girmişti. Sonrasında Usame bin Ladin’in liderliğindeki El-Kaide örgütünün içinde yer aldı. Onun öldürülmesinden sonra da örgütün liderliğini üstlenmişti.”

Kosova ile Sırbistan Arasında Gerginlik
Kosova, bağımsızlığını oturtma konusunda, ülke içinde yaşayan Sırp nüfustan dolayı uzun süreden beri sıkıntı yaşıyor. Bunların büyük çoğunluğu Yugoslavya’nın hüküm sürdüğü ve Kosova’nın Sırbistan’a bağlı olduğu dönemlerde yerleştirilmişlerdir. Bunlar Kosova sınırları içinde yaşamalarına ve Kosova’nın sunduğu tüm imkanlardan yararlanmak için bu ülkenin vatandaşlığını kabul etmiş olmalarına rağmen kendilerini bir bakıma Sırbistan vatandaşı olarak lanse eden ve Kosova egemenliğini tanımayan tescilleri kullanıyorlar. Bunu kimliklerinde, araç plakalarında ve daha başka resmi tescillerde ibraz ediyorlar. Kosova buna son vererek, Kosova yönetiminin bağımsızlığını esas alan kimliklerin, plakaların ve daha başka resmi kayıtların kullanılması yönünde kararlar aldı. Ancak Sırbistan buna hemen karşı çıktı ve bu yüzden Kosova’ya savaş açabileceği yönünde tehditlerde bile bulundu. Bu tehditler karşısında Kosova aldığı kararları uygulamaya geçirme işini erteledi. Ama Sırbistan, Kosova’nın kararlarını uygulamaya geçirmeye kalkışmasını engellemek için baskı yapmaya devam ediyor.

Irak’ta Hükümet Krizi Aşılamadı
Irak’ta parlamentodaki mensuplarının istifa etmesini isteyerek hükümet kurma konusunda sahayı İran yanlısı Şii oluşumlara ve partilere bırakan Mukteda Es-Sadr hükümet konusunda oluşturulan formüle razı olmayarak bu kez parlamentoya dışarıdan müdahale etti. Sadr’ın Türkçeye “Koordinasyon Çerçevesi” diye tercüme edilen Arapçada “el-İtaru’t-Tensiki” adıyla kendini isimlendiren bir Şii ittifakın kurmak istediği hükümetin başına Muhammed Şiya Es-Sudani’yi geçirmek istemesine itiraz etmesi sebebiyle adamlarının parlamento binasını basmaları üzerine geniş çaplı tartışmalar ve olaylar çıktı.

Sonrasında Sadr parlamentonun feshedilmesini ve erken seçimlere gidilmesini istedi. Anayasa Mahkemesi kendisinin parlamentoyu feshetme yetkisinin olmadığını açıkladı. Daha sonra parlamentoda üyesi olan bazı siyasi partiler erken seçimlerin önünü açacak birtakım prensip kararları aldı. Ama Sadr onların kararlarını gerçekçi ve samimi bulmadı. İhtilafların gittikçe büyümesi sebebiyle hükümet krizi de aşılamadı.

Türkiye-Suriye Yakınlaşması
Türkiye ile Suriye arasında son dönemde bir yakınlaşma olması yıllardan beri Türkiye’de Esed propagandası yapanlar tarafından Esed’in bir zaferi, Türkiye’nin de tükürdüğünü yalamak zorunda kalması olarak lanse edilmeye çalışılıyor.
En başta şunu belirtelim ki, resmi politikalardaki tavır değişikleri hakikatleri değiştirmez. Esed rejiminin zalimliği tarihe geçmiş bir gerçektir ve hakikati konuşma hassasiyeti gösterenler tarafından gelecekte her zaman gündeme getirilecektir. Onun zulmüne ve katliamlarına karşı koymak bir politika değil insana ve insani değerlere saygının gereğidir.
Ülkelerin resmi politikalarında değişiklikler ise tarihte de vuku bulmuştur. Bu konuda karar verenler yönetimde olanlardır. Onların kararları, siyasetten bağımsız bir şekilde tavırlarını belirleyenlerin duruşlarını etkilemez.


Suriye’deki hadiselere Esed’in penceresinden bakanlar, onun zulmüne karşı tavır koyanları mahkum etmek için “yenilmiş” gibi göstermenin mutluluğunu yaşıyor olabilirler. Şunu özellikle belirtelim ki Suriye’de savaş çıkmasını biz hiçbir zaman istemedik ve bitmesini de başladığı günden beri istiyorduk. Ama savaşla birlikte zulmün de son bulmasını istedik. Birileri de, zulmün, zulüm rejiminin sürmesini isteyerek kendilerince savaşa karşı çıkıyormuş gibi göründüler. Zulmün sürmesini isteyenler o zulme ortaktır. Mazlumun yanında durup zulme karşı çıkanlar ise ise en büyük mutluluğu mutlak adaletin tecelli ettiğini gördükleri gün yaşayacaklardır. Mutlak adalet ise her zaman galiptir.

Afganistan’da Taliban’ın Bir Yılı
Afganistan’da Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinin üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıllık süre içinde yeni yönetim Afganistan’da yeni bir sistem kurmaya ve bunu hem kendi toplumuna hem de uluslararası topluma kabul ettirmeye çalıştı. Küresel güçlerin, kurulan yeni yönetime karşı ortak bir tavır sergilemesi sebebiyle yeni yönetim “tanınma” konusunda bu bir yıl içinde bir başarı elde edemedi. 40 yıldan fazla süren bir savaşın ardından ve tam da dünya çapında salgın yaşanmasından dolayı küresel çapta ekonomik krizlerin sürdüğü dönemde ekonomiyi geliştirmek de kolay değildi. Özellikle “tanınma” problemi ekonomik sorunların çözülmesi önünde de engel oluşturdu. Bununla birlikte ülkenin güvene kavuşturulması ve siyasi istikrar sağlanması açısından önemli bir ilerleme kaydedildiği söylenebilir.


Not: Ribat dergisinin Eylül sayısı için yazdığımız dosyada Taliban’ın bir yıllık yönetimini ayrıntılı olarak değerlendirmeye çalıştık.

Yazar
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.
Yazara Yaz
×
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.