Kamu malını harcayan devlet görevlileri hakkında bizler için en güzel örneklerin bulunduğu Asr-ı Saâdet döneminde yaşanmış şu üç hadiseyi hatırlatmakta fayda vardır: Hz. Ömer ve mum hassasiyeti, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’ın (r.a) rüyası ve Hayber Gazvesi sonrasında şahit olunan ibretlik vaka.

Hz. Ömer’in halife olduğu dönemde gece odasında çalışırken sahâbeden biri ziyaretine gelir ve selam verir. Sahâbenin selamı alınmamış, yüzüne bile bakılmamıştır. Sahabe bir kenara oturur. Hz. Ömer (r.a) işiyle meşguldür. Sahâbe bekler. Hz. Ömer (r.a) çalışmaya devam eder. İş biter. Hz. Ömer (r.a) mumu söndürür. Bir başka mumu yakar. O anda selamını alır. Konuşmaya başlar. Sahâbe sorar: “Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın ve ondan sonra benimle konuşmaya başladın?”

Hz. Ömer (r.a): “Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle meşgul olmaya başladım.”

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a), babasını ölümünden tam bir sene sonra rüyasında benzi sararmış olarak görüp “Babacığım, senin benzin kızıl idi. Ne oldu da bu kadar sarardın?” diye sorunca, Hz. Ömer (r.a) “Oğlum bir seneden beri Allah’a hesap veriyordum, daha yeni çıktım. Benzim ondan sararmıştır.” diye cevap vermiş. Bunun üzerine, Abdullah b. Ömer (r.a) “Babacığım, hesap nasıl geçti?” diye sorunca da: “Oğlum hesapların biri bitip biri başladı. Eğer kefenimin içine koydurduğum mektup yanımda olmasaydı işim çok zor olacaktı. O mektubun bana çok faydası oldu. Hele sadaka develerden Şirin’in yuları iyice eskimişti de birkaç yerinden bağladıktan sonra kullanılamaz olunca atmıştık. Onun hesabını verirken Hak Teâla: “O yuları atıp Müslümanların malını zayi ettin.” diye azarlayınca cevap verecek bir şey bulamadım. Ancak işte o mektubun yüzü suyu hürmetine af olunarak kurtuldum.” demiştir.

Hz. Ömer anlatıyor: Hayber günü, Hz. Peygamber’in (sav) arkadaşlarından bazı kimseler, “Falanca şehit oldu, filanca şehit oldu.” derken diğer (öldürülmüş) bir adama rastladılar onun için de “Falanca adam şehit oldu.” dediler. Ancak Hz. Peygamber (sav) buna itiraz etti ve “Hayır; onun çaldığı bir hırka veya bir aba yüzünden ateşte olduğunu gördüm.” diye buyurdu ve “Ey Hattab’ın oğlu! Çık insanlara şunu ilan et ki, ‘Müminlerin dışında kimse cennete girmez.’ dedi. Ben de çıkıp ‘Şunu iyi bilin ki, müminlerin dışında kimse cennete girmez.’ diyerek -insanlara- seslendim.”1

Bu olaylardan anlaşılıyor ki, devlet malı, kul hakkıdır. Görüntü olarak şehit de olsa bir kimse kul hakkının karşılığını ödemek zorundadır. Allah -kul hakkı da olsa- sahibini razı etmek suretiyle bazılarını bağışlayabilir. Fakat bu hadis rivayetinde belirtildiği gibi bazılarını da cezalandırabilir.

Devlete ait bir malı, eşyayı veya parayı zimmete geçirmek haramdır. İnsanların malını çalmak nasıl haram ise devlet malını çalmak da haramdır. Devlet kurumlarının her kademesinde çalışanlar veya devletle iş yapanlar, devlet malının bir emanet olduğunu bilmeli, bu malı kullanırken kendi malından daha titiz davranmalıdır.Devlet parasının harcanmasında da milletin menfaati gözetilmeli, bir kuruşun bile zayi edilmesine fırsat verilmemelidir. Bunda başında henüz tüyü bitmemiş yetimler de dâhil olmak üzere milyonlarca insanın hakkı vardır. Herkesin devlet-millet malıkonusunda son derece dikkatli olması, çok basit bir şey veya çok az miktarda bir metanın bile haksız olarak kendi zimmetine geçmesinden kesinlikle sakınması gerekir.

Hırsızlık, rüşvet ve yolsuzluk dinimizin çirkin gördüğü en büyük günahlardandır. Şahsın malına zarar vermek haram olduğu gibi halkın ortak malı olan kamu malına zarar vermek de kul hakkına tecavüzdür ve haramdır. Haram yemenin en tehlikeli şekli, kamu malı yeme veya kamu malından çalmadır. Çünkü diğer kul haklarının sahipleri bellidir. Yenen hakkın, milyonlarca kitleden kimin payına düşen bir hak olduğu bilinemez. Bu demektir ki, bu haklar bizi toplumun tüm fertlerine karşı günah işlemiş bir duruma getirir. Her Müslümanın, kamu malını kendi malı gibi koruması, zarar vermekten ve zarara yol açacak fiil ve davranışlardan kesinlikle sakınması gerekmektedir. Devlet malının milletin malı olması nedeniyle o mala haksız yere yapılacak her türlü eylem kul hakkına girmektedir.

Çünkü böyle bir suçu işleyenler kıyamet günü devlet malından çaldıkları şeyler boyunlarına asılı olarak gelecek ve mahşer halkının huzurunda rezil olacaktır. Peygamber Efendimiz, devlet malı yiyenlerle ilgili olarak şu uyarıda bulunmuştur: “(Ey İnsanlar!) Sizden kimi bir iş için görevlendirdiğimizde o bizden bir iğneyi veya iğneden daha değersiz bir şeyi gizlerse bu bir hıyanettir ve kıyamet günü onunla gelecektir.”

Kamu malına musallat olmak, büyük kısmıyla kamu hizmeti verenlerin girdiği bir günahtır. Yönetim, yargı, denetim, icra vs. gibi muhtelif kesimlerde çalışanlar bir yığın kamu malı ve servetinin emanetçisi durumundadır.

Abdullah b. Amr ibni Âs’ın (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Resûlullâh’ın (sav)seferde eşyasına bakan Kirkire adında biri vardı, günün birinde öldü. Resûlullâh (sav) onun için: ‘Bu adam cehennemliktir!’ buyurdu. Ashap: ‘Acaba neden ki?’ diye bakmaya gittiler. Ganimet malından aşırmış bir abayı yanında buldular.” 2

Başka bir hadîs-i şerîfte Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, Müslümanların ganimetinden (devlet malından) olan bir hayvana, zayıf düşürüp de öyle geri verecek şekilde binmesi helâl değildir. Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin bir elbise eskitip de öyle geri verecek şekilde giymesi helâl değildir.” 3

Rüşveti Alan da Veren de Cehennemdedir

Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuştur: “Rüşveti alana, verene ve aracı olana Allah lanet etsin. Allah’ın laneti özellikle cemiyet haklarını çiğne­mek; muhakemede haklıyı mağdur etmek için rüşveti ve­ren ve alanlar üzerine olsun. Çok iyi biliniz ki, rüşveti alan da veren de cehennemdedir.”

Ebû Hureyre’nin rivayet ettiği bir hadise göre Resûlullâh, hükümde rüşvet alan ve rüşvet veren ve aracılık eden kimseyi lanetlemiştir.4Bir başka hadise göreyse rüşvet alan hırsızlık yapmış demektir. Muaz b. Cebel şöyle anlatıyor: “Resûlullâh (sav) beni Yemen’e göndermişti. (Hareket edip) yürüdüğüm zaman arkamdan birini göndererek geri çağırdı. (Yanına varınca): “Sana niye adam gönderip (geri çağırdığımı) biliyor musun?” buyurdular ve ilave ettiler: “Benim iznim olmadan hiçbir şey almayacaksın. Zira bu gulüldür (hırsızlık). Kim gulül yaparsa aldığı şeyle kıyamet günü (Allah’ın huzuruna gelir). İşte bu (hususu tenbih etmek için) seni çağırdım, artık işine gidebilirsin.”5

Evinde Otursaydın Bu Mallar Hediye Edilir miydi?

Süleymoğulları kabilesine zekât tahsildarı olarak gönderilen İbn Lutbiyye, vazifesini bitirip Medine’ye döndüğünde hesabını Resûlullâh’a verirken şöyle der: “Ey Allah’ın Resûlü! Şu sizin zekât mallarınız, bunlar da bana verilen hediyelerdir.” Hz. Peygamber (sav) hayretle sorar: “Tuhaf şey! Sen doğru adamsan söyle bakalım, ananın babanın evinde otursaydın bu mallar sana hediye edilir miydi? Bunu bir dene bakalım!” Sonra âmillerin hediye almalarını kesinlikle yasaklar.6

İslâm hukukuna göre hangi ad altında olursa olsun bir şahsın kamu görevi sebebiyle bir başka şahıstan hediye alması yasaktır. Her bir kamu görevlisinin, görevinden dolayı kendisine bir hediye verilmesi durumunda bu hediyeyi de hazineye bağışlamakla mükelleftir.

Ey kızım yoksulların ve yetimlerin durumu daha kötü…

El değirmeniyle buğday öğütmekten, kuyudan su çekerek taşımaktan elleri nasırlaşan, halsiz düşen sevgili kızı Hz. Fatıma devlet hazinesinden istekte bulundu. Hz. Muhammed (sav) “Kızım! Yoksulların ve yetimlerin durumu daha kötü, onların senden daha fazla hakkı var.” diyerek bu talebi uygun bulmadı. İslâm hukukunda devlet idarecilerinin kamu malından kendi aileleri lehine tasarrufta bulunması meşru olmadığı gibi, bu bir hırsızlık olarak telakki edilir.

Devlet Malını Çalanların Cenaze Namazı Kılınmaz!..

Zeyd b. Halid el-Cühenî’den (r.a) rivayet edildiğine göre Hayber Savaşında bir zat vefat etmiş, ölüm haberi Hz. Peygambere iletilince şöyle buyurmuştur: “Arkadaşınızın cenaze namazını siz kılın. Allah Resûlü, bu sözünü duyan ashabın renkten renge girdiğini görünce de şu açıklamada bulunmuştur: “O arkadaşınız, Allah yolunda hainlik yapmıştı (yani ganimet mallarından bir miktar aşırmıştı.).” Bunun üzerine ashab, ölen adamın eşyasını karıştırıp bakmışlar, Yahudilerden ganimet olarak ele geçen ve ancak iki dirhem ederindeki bir deri pabucu bulmuşlardır.7

Sonuç olarak kamuya ait ayni veya nakdi mallar ve değerler, hem yöneticiler hem de çalışanlar açısından birer emanet olup her birey, doğrudan ya da dolaylı olarak bu emanetlerin korunmasından ve yerli yerince kullanılmasından sorumludur. Aksi yöndeki davranışlar ise ğulûl, yani ihanettir. Ayrıca hadislerden anlaşılacağı üzere, kamuya ait bir malın veya değerin azı ile çoğu arasında da fark yoktur. Hatta hadislerde devlet tarafından bir malın tahsili veya idaresi için görevlendirilen kişinin hem devlete ait o mallardan bir kısmını gizleyerek kendi zimmetine geçirmesi hem de hediye kabul etmesi dahi gulûl olarak değerlendirilmiştir.

Kaynakça:

1)Müslim, Îmân, 182. 2) Buhârî, Cihâd 190, İbni Mâce, Cihâd 34. 3) Ebû Dâvûd 4) Tirmîzî, Ahkâm 9. 5) Tirmîzî, Ahkâm 8. 6) Buhârî, el-Hiyel, 15. 7) Muvatta, Cihâd 23.