“Allah yolunda öldürülmüş olanlara ölüler demeyiniz…” (Bakara, 154) İşte bir şehit daha şehadet kervanına katıldı. Bu kutlu yolculuğa zindanlardan yürüdü. Rabbim şehadetini kabul etsin. Muhammed Mursî şu acımasız asrın bütün Firavunlarına karşı bir hakikati haykırdı. O da şu dîn-i mübîn İslâm için canın, malın ve bütün varlığın feda edilebileceği hakikatiydi. Bu düşüncenin pratiğe nasıl döküleceğini en güzel şekilde gösterdi. Cumhurbaşkanı olduğunda kendisine bütün devlet dairelerine fotoğrafının asılması teklifi getirtildiğinde manidar bir karşılık vermişti. Ona göre bütün devlet dairelerine “Allah” lafzı asılmalıydı. Ne de büyük bir iman!

Kız kardeşi kanser hastalığına yakalanınca doktorlar onun Mısır’da tedavi edilemeyeceğini, Avrupa’ya götürülmesi gerektiğini söylediklerinde o, her Mısırlı gibi onun da Mısır topraklarında tedavi olacağını söylemişti ve çok geçmeden kız kardeşi vefat etmişti.

Muhammed Mursî’nin Suudi’de çalışan oğluna “Baban cumhurbaşkanı oldu.” dediklerinde manidar bir cevap vermişti. “Şayet Allah yolunda olursa Allah onu başarılı kılacaktır.” Onu gören ve daha sonra gelişen dâhili hadiselerden dolayı İstanbul’a yerleşmiş olan Mısırlı bir bakan “Muhammed Mursî’nin kendi ofisinde içmek için poşet çayı ceketinin cebinde getirdiğini, devlet geliriyle alınan çayı içmediğini söylemişti.

Namaz vakitlerinde toplantılarına ara verir ve bizzat kendisi cumhurbaşkanlığı sarayında iş arkadaşlarıyla beraber cemaatle namaz kılar, onlara imamlık ederdi. Muhammed Mursî’yle dava arkadaşı olan ve Mardin Artuklu Üniversitesinde akademisyen olarak çalışan Mısırlı bir komşum Muhammed Mursî’nin günde dört saat uyuduğunu söylemişti.

Ona cumhurbaşkanları için tahsis edilmiş köşke taşınması teklifi gelince komşularıyla yaşamak istediğini söylemiş ve taşınmayı kabul etmemişti. Avrupa Güvelik Konseyi sekreteri Ashton ona “Meclisi ve yargıyı bize bırak, cumhurbaşkanlığına devam et.” şeklinde teklif getirince onu huzurundan kovmuştu. Bunun faturası da 2013 Temmuzunda ona darbe olarak ödetilmişti. O korkmadı ve korku nedir bilmedi. Ümmetin aziz ve şerefli günlerine dönmesi için kendisini feda etti.

O, gayem Allah’tır diyordu ve bu gaye için yola çıkmıştı. Kur’ân, güzel ülkesinin anayasası olacaktı. Bütün bir ümmetin Resûlullah’ın (sav) liderliğinde, onun çizdiği yolda buluşması için çalışıyordu. Cihadı kendisine yol olarak benimsemişti. En büyük arzusunun da Allah yolunda şehit olmak olduğunu söylüyordu.

Rabbim onu bu arzusuna kavuşturdu. O şehadetle giderken geride milyonlarca şehadet adayı bıraktı. İslâm âlemine en büyük mesaj olarak zindanlardan şehadete yürümeyi gösterdi. Bunu yapacaktı ki, ümmetin evlatları dirilsin, bilinçlensin ve küffarın kurduğu hilelerin farkına varsın. Onun şehadeti gerçekten de Müslümanları sarstı ve adeta Müslümanlara “Kendine gel.” dedirtti. Şimdi Müslümanlar onun ismini bebeklerine vermekteler. Bunlar büyüdüklerinde her biri bir Muhammed Mursî gibi İslâm davasını yüklenecek ve Allah sözünün yücelmesi için mücadele edecektir.

Muhammed Mursî, bir sembol oluverdi. 21. Asırda zulme ve haksızlığa karşı direnişin adı oldu. Muhammed Mursî’nin yetiştiği İhvan Mektebi fertlerine bütünüyle Kur’ân ve sünnet çizgisinde bir hayata giden yolu öğretti. Bu şekilde yüce şahsiyetler yetişti ve bu mektebe liderlik yaptılar. Bu mektebin kurucusu Şehit İmam Hasan el-Bennâ, yetiştirdiği liderlerden ve davasına müntesip olmuş tüm fertlerden, ümmetin tümünü şu ilkeleri yaşayan bir kıvama ulaşıncaya dek çalışmalarını istemişti:

-Zaaf nedir bilmeyen güçlü bir irade.

-İçinde ne düşmanlık ne de döneklik bulunan sebatkâr bir vefa.

-Tamahkârlık ve cimriliğin mâni olamayacağı üstün bir fedakârlık.

-Davayı bilmek, ona inanmak ve onu takdir etmek.

Böyle biri, davası hususunda hataya düşmekten korunur, davasından sapmaz, davası adına pazarlığa oturmaz ve bunun dışında başka herhangi bir şeyle aldanmaz.

Ayrıca şunu söylüyordu:

İlk önderimiz Hz. Muhammed (sav) Allah’ın izniyle ashabın benliğine şu üç esası yerleştirmişti:

  1. Kendilerine gönderilen dinin üstünlüğüne inanmaları
  2. Bu dine girmekle ne kadar şerefli hale geldikleri
  3. Allah Teâlanın kendilerine mutlaka zafer ihsan edeceğine inanmaları

İşte Muhammed Mursî, Yüce Allah’ın bu zaferi ihsan edeceğine inanarak direndi ve şehit olmakla asıl zaferi kazandı. O, davasına sadık davrandı. Bu davayı emanet alan daha nice yiğitler bu yolda Allah’ın izniyle şehadetle davalarının yücelmesini temin edeceklerdir.

Rabbim onu rahmetiyle kuşatsın. O İslâm’ın pak bir şehididir. Bir Muhammed Mursî şehit oldu. Geride milyonlarca Muhammed Mursî var. Rabbim onun şehadetini ümmetin evlatlarının dirilişine vesile kılsın. Müslümanlara düşen vazife onun sırtlandığı davayı iyi kavramak ve sahip çıkmaktır. Bu uğurda mücadele etmektir.

 

Kaynakça:

1.Hasan el-Bennâ, Risaleler, s. 86.

Mehmet Akbaş
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.