Yeryüzünde insanların birbiriyle savaşmasıyla başladı her şey. Toprak, düşen kan ve gözyaşları ile sulandı. Savaşların sonucunda vatanlarını terk etmek zorunda kalan milyonlarca insan, farklı ülkelerde yaşamlarını sürdürmek için yollara düştüler. Yakın tarihimizde gelişen olaylar sonucunda bazı kavramlar da gündemimize girdi. Mülteci, sığınmacı ve göçmen kavramlarını duyar olduk. Mültecilik nedir? Mülteci kime denir? Biraz araştırınca bunların birbirinden farklı kavramlar olduğunu görüyoruz.

Terim olarak aynı anlamlarda kullanılan göçmen ve mülteci kavramları aslında birbirinden farklı olup bu iki kavramın hukuksal farklılıkları da bulunmaktadır.
1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi’nin 1. maddesinde yer alan tanımlamaya göre mültecilik; Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında verilen statüyü ifade eder.1
Mülteci, kendi ülkesinde ırkından, dininden ve bağlı olduğu siyasi görüşünden dolayı zulüm gören ve öldürülme tehdidi ile karşı karşıya kalan ve bundan dolayı ülkesine geri dönemeyen bazen de dönmek istemeyen kişidir. Mültecilerin korunması devletlerin birincil sorumluluğudur. 1951 sözleşmesini imzalayan bütün ülkeler, kendi sınırları içerisinde mültecileri korumak ve onlara uluslararası standartlara uygun şekilde davranmak zorundadır.

Mültecilik ve göçmen terimlerini aynı anda kullanıyor olsak da bu iki kavram arasında farklar vardır. Mülteciler, uluslararası hukuk tarafından tanımlanır ve korunur. Mülteciler eziyet, çatışma, saldırı veya toplum huzurunu ciddi şekilde bozan diğer durumlarda geldikleri ülkenin dışında bulunan ve bunun sonucu olarak da uluslararası koruma talebinde bulunan kişilerdir. Özellikle mültecilerin ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalmaları, iltica başvurusunda bulundukları ülke tarafından önemli bir madde olarak ele alınarak başvuruları kabul edilir. İnsan hakları evrensel bildirisinin 14. Maddesi, herkesin sığınma talebinde bulunma hakkına değinir.

İkinci dünya savaşı sonrası sonrasında yerinden edilen milyonlarca insanın hakkını korumak adına 14 Aralık 1950 tarihinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tüzüğü yayınlandı. 1967 protokolü ile mülteciler sözleşmesinde bazı değişiklikler yapıldı ve bu sözleşmeye evrensel bir nitelik kazandırıldı. Mülteci sözleşmesinin temel dayanağı 10 Aralık 1948’de kabul edilen insan hakları evrensel beyannamesidir.2

Türkiye 1951sözleşmesi ve 1967 protokolüne taraftır. 2013 Nisan ayında ilk sığınma kanunu olan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından uygun bulunmuş ve 11 Nisan 2014’te yürürlüğe girmiştir. Kanun, Türkiye’nin ulusal sığınma sisteminin temel dayanaklarını ortaya koymuş, politika oluşturma ve Türkiye’de tüm yabancılara ilişkin işlemlerden sorumlu olan başlıca kurum olarak Göç İdaresi Genel Müdürlüğünü kurmuştur. Türkiye aynı zamanda, Türkiye’de geçici koruma sağlanan kişilerin hakları, yükümlülükleri ve bu kişilere ilişkin prosedürleri ortaya koyan geçici koruma yönetmeliğini 22 Ekim 2014 tarihinde kabul etmiştir.3

Sığınmacı, mültecilik başvurusunda bulunan ve henüz sığınma talebi sığındığı ülkenin yetkilileri tarafından kabul edilmeyen kişilerdir. Bu bekleyiş bazen uzun sürebiliyor. Uzun bekleyişin ardından olumsuz sonuçlanan başvurular neticesinde kişi, ülkesine geri gönderiliyor. Sığınmacıya, başvurusu resmi olarak kabul edilmeyen kişi de denilebilir.

Göçmenlerin yollara düşmelerinin sebepleri genellikle çok yönlüdür. İnsanlar, iş bularak daha rahat bir hayat yaşamak, eğitim almak, aile kurmak ve daha başka nedenlerle göçü tercih ederler. Doğal felaketler, kıtlık ve aşırı fakirlik de birer göç sebebidir. Bu gibi nedenlerle insanlar bulundukları ülkelerden başka ülkelere göç ederler. Mülteci olarak tanınmayan göçmenler daha fazla zorluk yaşamaktadırlar.

Hayat imtihanlarla doludur. Her insan mülteci veya göçmen olma potansiyelindedir. Bir sabah uyandığında insanın evinin bombalanması, ailesiz, evsiz ve vatansız kalma durumu ile karşılaşması elbette çok zordur. Savaşlar neticesinde vatanlarından ayrılmak zorunda kalan insanları maddi ve manevi birçok sorun beklemektedir. Küçük bir odada sıkışıp kalan hayatlar ve yaşam mücadelesi veren göçmen ve mülteciler… Gitmek istedikleri ülkeler tarafından kabul edilmeyen göçmenler için hayat daha da zor. Mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalan insanlar, çok zor şartlarda hayatlarını devam ettirmek durumunda kalıyorlar. Mülteci ve göçmenlerin sorunları ile ilgilenen faklı sivil toplum kuruluşları, her insanın yaşama hakkı düşüncesinden yola çıkarak şartların iyileştirilmesi için farklı çalışmalar yürütmektedirler. Bu çalışmaların çok yavaş ilerlediğini söyleyebiliriz. Her ülke farklı bir şekilde mülteciler ile ilgilenir. Türkiye, Suriye savaşından sonra Avrupa ülkeleri arasında en çok göçmen kabul eden ülkedir.

Rabbimden duamız her insanın kendi vatanında hür ve özgürce, zulme uğramadan yaşamasıdır. Rabbim bizleri de doğru yoldan ayırmasın. Allah’ım zulüm yapmaktan ve zulme uğramaktan sana sığınırım…

Kaynakça
1) https://www.goc.gov.tr/sartli-multeci
2) https://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BClteci
3) https://www.unhcr.org/tr/turkiyedeki-multeciler-ve-siginmacilar