“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara, 183)
Yüce Rabbimizin birçok hikmet ve faydasına binaen tüm ümmetlere farz kıldığı oruç; farz kılındığı ayın değerini yücelten, bereketlendiren, diğer aylara sultan kılan oruç… Namaz (teravih) gibi, sadaka (fıtır) gibi özel ibadetler tahsis edilen oruç… Yalnızca ibadetlere değil yeme-içmemize, uykudan uyanmamıza (iftar-sahur) dahi ecir verilmesine sebep olan oruç…
Bir kudsi hadiste orucun değeri şöyle anlatılmıştır: “Ademoğlunun her amelinin karşılığı kat kat verilir. Bir iyilik on mislinden yedi yüze kadar mükâfatlandırılır. Yalnız oruç müstesna. Onun mükâfatını ben veririm. Zira yemesini ve nefsanî arzularını, sırf benim için terk ediyor. Oruçlu için iki sevinç anı vardır. Biri iftar ettiği, diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir. Ağzının kokusu da Allah katında misk kokusundan daha hoştur.”1
Ayrıca Ashab-ı Kiram’dan Ebû Ümame (r.a); “Ya Resûlullah! Bana bir amel öğret ki, Allah onunla beni mükâfatlandırıp cennete koysun,” dedi. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu: “Oruca devam et, onun misli yoktur.”2
Yüce Rabbimiz tarafından orucun böylesine değerli oluşu ve Kur’ân-ı Kerîm’in kendisi içerisinde indirilmeye başlanması dolayısıyla Ramazan ayı, diğer aylardan daha üstün kılınmıştır. “Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allah Teala, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin (Kadir gecesinin) hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.”3 “Allah yolunda bir gün oruç tutanı, Allah Teâlâ 70 yıllık mesafe kadar cehennemden uzaklaştırır.”4
“Fıtır sadakası, oruç tutanın, kötü ve saçma sözler söylemekten ötürü bulaştığı günah kirlerinden temizler. Aynı zamanda da fakirlerin karnını doyurmasına sebep olur. Kim onu Bayram namazından önce verirse o kabul olunmuş bir zekâttır. Kimde onu Bayram namazından sonra verirse, o sadakalardan bir sadakadır.”5
“… Halbuki bir kimse Allah rızası için bir gün itikafa girse Cenabı Hak o kimse ile cehennem arasında üç hendek yaratır ki, her bir hendeğin arası, doğu ile batı arası kadar uzaktır.”6
“Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”7
“Sahur yemek, tümüyle hayır ve berekettir, sakın onu bırakmayın, velev ki sizin biriniz bir yudum su içsin. Zira şüphesiz Allah Teâlâ ve melekleri sahur yiyenlere salât buyurur (feyiz ve nur yağdırır)lar.”8
Yukarıdaki Hadis-i Şeriflerde de görüldüğü gibi Ramazan ayı başlı başına rahmet ve berekettir. Hem de öyle rahmet ve berekettir ki, yememiz, içmemiz, uykudan uyanmamız (sahurda) dahi affa ve mağfiretimize vesile olmaktadır. Tüm bunlardan dolayı Ramazan ayını fırsat bilip bu günleri her yönüyle değerlendirmemiz biz müminler için önemlidir.
Bu fırsatlar içerisinde, iftar ve sahurun değerlendirilmesi en kolay ve ecri bir o kadar da yüksek olan ibadetler olduğunu söylersek mübalağa etmemiş oluruz. Misafir ağırlamanın, mümin kardeşlerimize yemek yedirmenin müjdesini Efendimiz (s.a.s.) şöyle vermektedir. “Misafir, sofrada bulunduğu müddetçe, melekler, ev sahibine dua eder.”9 “Cennette öyle güzel köşkler vardır ki, bunlar, tatlı konuşan, yemek yediren ve herkes uyurken namaz kılanlar içindir.”10
Ramazan ayı dışında yemek yedirenler için böyle müjdeler verilirken bir de Ramazan gecelerinde verilen iftarları düşünürsek hem Efendimizin emrini yerine getirdiğimizden hem de alacağımız ecirlerden dolayı rahmete nail olmak bizlerin kurtuluşuna sebep olacaktır. Efendimizin insanlarla birlikte iftar ettiğinde şöyle dediği rivayet olunur; “Yanınızda oruçlular iftar etsin, yemeğinizi iyiler yesin ve üzerinize melekler insin.”11 Çünkü oruçluya iftar ettirmek günahlarımızın affına, sevaplarımızın kat be kat artmasına sebeptir.
Yalnız iftarlarımızda dikkat etmemiz gereken önemli bir husus vardır ki Efendimizin iftar anlayışı ile günümüzün iftar anlayışı birbiriyle uyum sağlamamaktadır. Bizler Ramazan’ın bereketini, iftar ettirmeyi maalesef farklı anlamış durumdayız. Onlar (Asr-ı Saadette) Ramazan’ın bereketini hayırlı ameller yapmakta, hayırda yarışmakta görürken; bizler bereketi sofralarımızdaki yemek çeşitlerinde, bol alışveriş yapmakta görmekteyiz.
Efendimiz “Bir kimse, bu ayda bir oruçluya iftar verirse günahları affolur. O oruçlunun sevabı kadar ona sevap verilir” buyurunca, Ashab-ı Kiramdan bazıları, bir oruçluyu iftar ettirecek kadar zengin olmadıklarını söylediler. Onlara cevaben “Bir hurmayla iftar verene de, yalnız suyla oruç açtırana da, biraz süt ikram edene de bu sevap verilir.”12 buyurmuştur. Bu çerçevede yemeklerde çeşit çokluğunun önemli olmadığı anlaşılıyor. Önemli olan misafir ağırlamanın bereketine kavuşmaktır. Ashab-ı Kiram, imkânları olmadığı hâlde iftar ettirme ecrinden, misafirin bereketinden faydalanmanın yollarını aramışlardı.
Onların iftar sofralarında çoğu zaman bizim sofralarımızdaki kadar çeşit çeşit yemekler, tatlılar, meyveler, çaylar, kahveler vs. olduğuna dair rivayetler mevcut değildir. Zira onlar İslâmi emir ve örfe uygun bir şekilde çok misafir ağırlamaya, insanları doyuracak kadar ikramlarda bulunmaya ve özellikle ihtiyaç sahiplerine bu ayda ikramlarda bulunarak, Rabbimizin rızasına talip olmaktaydılar.
Ama bizim iftarlarımıza baktığımız zaman, toplumumuzun büyük çoğunluğuna örf ve adetlerin hâkim olduğunu görüyoruz. İftar sofralarımızı ziyafet sofralarına dönüştürmekteyiz. Ayıp olmasın diyerek yapılan ikramlar, büyük harcamalar ve bunların neticesinde misafiri bereket değil zahmet olarak görmeler… Çok kişiye iftar ettirmek değil az kişiye çeşidi bol iftar sofraları hazırlamak, ihtiyaç sahiplerinden çok, dost ve tanıdıklarla iftar sofrasına oturup asıl ihtiyacı olanları unutmak Ramazan geleneğimiz haline gelmiş durumdadır.
Tabi ki, bizler her gün yalnızca bir yudum su, bir hurma ile iftarımızın tamamını geçirelim demiyoruz. Ancak hem misafirlerimizin hem de kendi iftar sofralarımızın ölçüsünü İslâm’ın kriterleriyle uygun hâle getirmeliyiz. En azından önümüzdeki Ramazan’ı değerlendirerek israftan kaçınma şansını yakalayabiliriz. Mesela bir haftalık mutfak bütçemizi harcayıp bir misafir ağırlamak yerine itidalli davranıp birkaç misafir ağırlayabiliriz. Ya da abartıyla hazırladığımız iftar sofralarında ihtiyaç sahiplerinin de hakkının olduğunu düşünüp onlara da ulaşmaya çalışabiliriz. Daha önemlisi zulüm, işkence ve işgal altındaki kardeşlerimizi unutmayıp STK’lar aracılığıyla o kardeşlerimize ulaşarak bu rahmet ve bereket ayından istifade edebiliriz.
Soframızda bulunsun veya bulunmasın iftar yaptırdığımız o kardeşlerimizin bizler için yapacağı duaların ne kadar değerli olduğunu unutmamalıyız. “Ramazan’ın her gün ve gecesinde her Müslüman’ın kabul olacak bir duası vardır.”13 “Oruçlunun iftar vaktinde geri çevrilmeyen bir duası vardır.”14 Özellikle Efendimizin “Her iftar vaktinde Allah tarafından (cehennemden) azat edilenler vardır ve bu, (Ramazan’ın) her gecesinde böyledir.”15 müjdesine o kardeşlerimizin dualarıyla kavuşmak önceliğimiz olmalıdır.
Sahurlarımızı da tıpkı iftarlarımız gibi ana gayesinden çıkarmış durumdayız. Efendimizin şiddetle tavsiye ettiği, bereket olduğunu, ehl-i kitap ile aramızdaki farkın sahur olduğunu, en önemlisi ise Allah ve meleklerin sahur yapan kişiye feyiz ve nur yağdıracağını belirtmiş olduğu halde bizler bu bereketten yararlanmak yerine o en değerli vakitleri Ramazan eğlenceleri adı altında düzenlenen programlarda, sosyal medyada, TV başlarında; gecenin feyiz ve bereketine uygun olmayan şeylerle geçirerek sahurun faziletine nail olduğumuzu düşünüyoruz. Bazılarımız vaktin tamamını mutfakta geçirdiği, bazılarımızın sahura kadar oturmayı eğlence haline getirip sonrasında sabah namazını dahi kılmadan yattığı o değerli vakitleri heba ediyoruz. Hâlbuki Efendimizin (s.a.s.) tavsiyesi; zikretmek, istiğfar etmek, namaz kılmak ve oruca daha iyi dayanabilmek için sahur yemekti.
“Gündüz orucuna sahur yemeği ile yardımcı olun, kaylule (öğle uykusu) ile de gece namazına yardımcı olun.”16 “Gece namazını kılın; çünkü bu sizden önceki sâlih kulların devam ettiği, Allah’a yaklaşmaya vesile olan, günahları örten ve engelleyen bir ibadettir”17
“Allah’a saygısızlıktan sakınanlar ise Rablerinin kendilerine verdiklerini alarak cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar. Çünkü onlar dünyada güzel davranışlar içindeydiler. Onlar gecenin az bir kısmında uyurlardı. Seher vakitlerinde Rablerinden bağışlanmalarını dilerlerdi.” (Zâriyât, 15-18)
Tüm bunlar bize bir kez daha iftar ve sahurlarımızı tekrar gözden geçirip ana gayemiz olan ilahi rızaya ulaşmak için harekete geçmemizi hatırlatmaktadır.
Bir Ramazan’a daha ulaşmak üzere olduğumuz şu günleri hakkıyla ihya edip rahmete nail olmak duasıyla…

Kaynakça
1) Müslim; Sıyam,161 2) Nesai, Hakîm 3) Nesai 4) Buhârî 5) Ebu Davud; Zekât, 18 6) Beyhaki; Suab, III, 424, 425. Heysemi; VIII, 192 7) Tirmizi; Savm, 82 8) Ahmed İbn Hanbel; el-Müsned, 3/12, 44-4/377 9) Taberani 10) Tirmizi 11) Darimi; Savm, 51 12) Beyheki 13) et-Terğib, II, 103 14) İbni Mace 15) İbni Mace; Sıyam, 2 16) Kenzü’l-Ummâl; 21484, 7/803 17) Tirmizi; Da’avât, 115. Beyhaki; II, 502