“O, ümmîlere, içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler. (Cuma, 2)”

Bu ayet Resûlullâh’ın (sav) en önemli görevinin eğitim ve öğretim olduğunu ortaya koyuyor. Peygamber (sav), ruhları Kur’ân ve hikmetle (âlimlerin bir kısmına göre hikmet, Peygamberin sünnetidir.) terbiye ederek cahiliyyenin ve anarşinin her türlüsünü yaşayan bir toplumdan; düzen, itaat ve vakara sahip bir toplum meydana getirmiştir.

Peygamber (sav) sahabesinin eğitimini, muhataplarının gönlüne etki edecek, anlayışlarına en uygun, meseleleri onlara izah etmeye yardımcı olacak en uygun metodu seçerek gerçekleştiriyordu. Bazen soru sorarak, bazen öğretmek istediği mesele için darb-ı mesel anlatan, bazen sözlerine yeminle başlayan, bazen yazdırarak, bazen çizdirerek, bazen açıklıkla cevap vererek, bazen sükût edip onaylayarak öğreten bir insandı. Bu yöntemler çok fazladır ve sayılanlar, bu yöntemlerin sadece bir kısmıdır.

Hz. Peygamber (sav) güzel yaşantısı ve ahlakıyla da öğretme yolunu kullanıyordu. Onun ahlakı Kur’ân’dı. “And olsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21)

Bu ayet bizlere Hz. Peygamberin (sav) ahlakı, filleri ve halleriyle ümmete örnektir. Kuşkusuz bizzat yaparak uygulayarak öğretmek söylemek ve anlatmaktan daha etkilidir.

Amr b. Şuayb babası vasıtasıyla dedesinden rivayet ediyor:

“Bir adam Hz. Peygamber’e (sav) gelerek, “Yâ Resûlallâh! Abdest nasıl alınır” diye sordu.

Hz. Peygamber (sav) hemen bir kapta su istedi. Ellerini üç kez yıkadı. Sonra yüzünü ve kollarını üçer kez yıkadı. Ardından başını mesh etti ve işaret parmaklarıyla kulaklarının içini mesh etti. Ardından ayaklarını üçer kez yıkadı. Sonra da “Abdest bu şekildedir. Bundan fazla veya noksan yapan kimse kötü yapmış, zulmetmiş olur, kötü yapmış olur, buyurdu.” (1)

Peygamber (sav) sahabesine öğretirken anlayış farklılıkları dahi göz önünde bulundururdu. Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor:

 “Bir adam Hz. Peygamber (sav)e: “Yâ Resûlallâh! Bana tavsiyede bulunun! Çok söylemeyin ki, ezberleyip aklımda tutayım.” dedi. Hz. Peygamber (sav) de ona “Kızma” buyurdu. Adam bu sorusunu birkaç kez tekrarladı. Hz. Peygamber (sav) her defasında “Kızma” buyurdu.

Yine Ebû Hureyre (r.a) diyor ki:

Bir bedevi Hz. Peygamber (sav)e gelerek “Yâ Resûlallâh! Bana bir amel gösterin, onu yaptığımda cennete gireyim” dedi. Hz. Peygamber (sav) “Allah’a ibadet edersin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, farz olan namazı kılarsın, farz olan zekâtı verirsin, ramazan ayında oruç tutarsın” buyurdu. Bedevi de “Nefsim kudret elinde olan Allah’a and olsun ki! Buna asla bir şey ilave etmem, eksik de bırakmam” dedi. Bedevi dönüp giderken Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Cennetlik birini görmek isteyen şuna baksın.”

Soru sorarak öğretmesine Abdullah b. Amr bin el-As’tan (r.a) gelen rivayette şahit oluyoruz.

Resûlullâh (sav) “Müslümanın kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Ashab “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dediler. Hz. Peygamber (sav) “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir” buyurdu.

Mukayese ederek de sahabeyi eğittiğini görüyoruz. İbni Abbâs (r.a) rivayet ediyor: “Cuheyne kabilesinden bir kadın Hz. Peygambere (sav) gelerek, “Annem haccetmeyi adamıştı ancak haccedemeden vefat etti. Onun yerine haccedeyim mi” diye sordu. Hz. Peygamber (sav) “Evet, onun yerine haccet. Söyle bana, annenin borcu olsa bunu ödemeyecek miydin?” buyurdu. Kadın, “Evet” dedi. Hz. Peygamber (sav) de “Allah’a hakkını ödeyin. Çünkü Allah (kendisine verilen söze) vefa gösterilmeye daha layıktır.”

Teşbih ve benzetme yoluyla öğretmesine Ebû Mûsâ el-Eş’ârî’den (r.a) rivayet edilen şu hadîsi örnek gösterebiliriz. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:

 “Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilmin misali, bir araziye yağan bol yağmura benzer. Bu arazinin bir kısmı güzel ve uygundur, suyu kabul eder, çayır ve bol ot yetiştirir. Bir kısmı çoraktır, suyu üstünde tutar, Allah ondan insanları faydalandırır, onlar da (bundan) içerler, (hayvanlarını) sularlar ve ekin ekerler. Yağmurun yağdığı diğer bir kısım da düz ve kaypaktır. Ne suyu üstünde tutar ne de çayır bitirir.

İşte Allah’ın dinini anlayan, Allah’ın benimle gönderdiği kendisine faydalı olan ve bunu öğrenip öğreten kimse ile (dini duyduğunda) kibrinden başını kaldırmayan ve benim kendisiyle gönderilmediğim Allah’ın hidayetini kabul etmeyen kimse böyledir”

Resûlullâh’ın (sav) verdiği terbiye eğitimi bunlarla sınırlı değildir ve daha önce de belirttiğimiz gibi birçok yöntem kullanmıştır sahabenin eğitiminde. En başta geleni de Kur’ân-ı Kerîm’dir. Kur’ân-ı Kerîm ve Resûlullâh’ın (sav) terbiye metotlarıyla yetişen sahabe; inanç, ibadet, ahlak, siyaset, idare, hukuk, ilim ve amelde benzeri görülmeyen bir seviyeye yükseldi.

Kısa bir zaman içinde ne fikir ne medeniyet ne de savaş olanında hiç kimse bu okur yazar olmayan kavmi mağlup edemez duruma geldi. Peygamberin terbiyesinden geçen sahabenin fethettikleri ülkelerin halkları istemeyerek değil isteyerek İslâm’a girip samimi olarak bağlandılar. “Rabbim! Bizi Kur’ân-ı Kerîm ve Resûlullâh’ın (sav) ahlakıyla, sünnetiyle terbiye et ve bizi İslâm ümmetine ve insanlığa önderlik edenlerden eyle.”

Abdurrahman SAĞLAM

Kaynakça

1) Ebû Dâvûd, İbni Mâce, Nesâî rivayet etmiştir. Hadîsin lafzı Ebû Dâvûd’a aittir.