“Mümin kadınlara söyle; gözlerini harama bakmaktan sakındırsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Kendiliğinden görünenleri dışındaki süslerini teşhir etmesinler. Başörtülerinin uçlarını yaka altlarına kadar sarkıtsınlar. Süslerini ve cazibelerini kocalarından, babalarından, kayınbabalarından, öz oğullarından, üvey oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, Müslüman kadınlardan, elleri altındaki kölelerden, cinsel arzuları sönmüş erkek hizmetçilerden, kadınların avret yerlerinin henüz farkında olmayan erkek çocuklarından başka hiç kimseye göstermesinler. Yabancı bakışlardan gizledikleri süsleri ve cazibeleri belli olsun diye ses çıkaracak adımlarla yürümesinler. Ey müminler, hepiniz tövbe ederek Allah’a yöneliniz ki, kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 31)

Hicretin 4. yılında, Zilkade ayında Nur 31. ayeti kerimeyle tesettür farz kılınmıştır. Tesettür; sözlükte örtünmek, gizlenmek, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek manasındadır. Fıkhi terim olarak ise erkek veya kadının şer’î olarak örtülmesi gereken yerlerini örtmesi demektir.

Tesettürü emreden 2. ayet ise “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzâb, 59)

İslâm’ın ferdi ve toplumsal olarak en önemli emirlerinden olan tesettür maalesef diğer bazı emirlerdeki gibi çok dar kapsamlı olarak anlaşılmış ve o şekilde yaşanmaya çalışılmıştır. Tıpkı cihat ayetinin yalnızca savaş olarak anlaşılıp diğer çaba ve gayretleri cihat kapsamına dâhil etmeyip toplumun pasifleştirildiği gibi.

Gerçek manasıyla tesettür kadın-erkek tüm Müslümanlar için olmakla beraber özellikle hanım kardeşlerimiz açısından çok daha önemlidir. Çünkü tesettür Müslüman hanımın kötü bakış ve düşüncelere karşı kalkanıdır. Zaten yüce Rabbimiz de yukarıdaki ayeti kerimede tam da bu noktaya dikkat çekmiştir.

Bugün maalesef toplumumuz tesettürü yalnızca başörtüsü olarak anladıkları için yüce Rabbimizin tesettür emrinden, bu emrin hikmetinden ve amacından çok uzak bir şekilde yalnızca başörtüsünü tesettür diye adlandırmaktadırlar.

Eğer ayetleri gereği gibi anlasaydık bugün yalnızca başörtüsü takıp altına vücudun hatlarına adeta derileri misali yapışan kazak veya pantolon giyen ve tesettürlü olduğunu zanneden hanım kardeşlerimiz ile karşılaşmazdık. Ayrıca tesettür zannederek başımıza aldığımız incecik, şeffaf ve tüm dikkatleri üzerimize çekecek başörtüsünün de ayet ve hadislerde emredilen başörtüsü olmadığını daha iyi anlardık.

Dihye b. Halife (r.a) diyor ki: Rasûlullah’a (sav) Mısır’dan ince keten kumaşları gelmişti. Bir parça da bana verdi ve “Bunu ikiye böl, birisi ile kendine gömlek yap, diğerini hanımına ver, kendisine başörtüsü yapsın” dedi. Ben dönüp gideceğim zaman: “Hanımına söyle, altına bir kumaş daha giysin, saçlarını göstermesin” dedi.1

Bir düğün topluluğunda, başörtülerini ince ve şeffaf alan kadınlara Hz. Ayşe (r.a) “Siz Nur suresine inanmıyor musunuz? (Mümine) kadın böyle giyinir mi?” diyerek başörtüsünün kalın olması ve saçın rengini göstermemesi gerektiğini söylemiştir.

Eğer mümin hanımın tesettürü bir başörtüsünden ibaret olsaydı Mekke döneminin müşrik kadınlarından ayırt edilmezlerdi. Çünkü o günkü tabloyu kaynaklarımız bize şöyle sunmaktadırlar: “İslâm öncesi cahiliye günlerinde kadınlar, başın arkasında bağlanan bir tür başlık kullanırlardı. Gömleğin yakası da boynun önünü ve göğsün üst kısmını dışarda bırakacak şekilde açılırdı. Göğüsleri örtecek gömlekten başka bir şey yoktu ve saçlar bir veya iki çift örgü halinde arkaya bırakılırdı.2

Tesettür yalnızca başörtüsü değildir. Ahzâb 59. ayette cilbab kelimesi geçmiştir ve “Arapçada celâbîb kelimesi, cilbâb kelimesinin çoğuludur. Cilbâb; bütün bedeni örten bol, şeffaf olmayan elbiseye denir. Kadınların vücutlarını tamamen örttükleri her türlü elbise cilbâb yerine geçer.”3

Mümin hanımların tesettürü yalnızca başörtüsü değildir, yalnızca bedenin örtüsü de değildir. Mümin hanımın tesettürü kıyafetiyle, yürüyüşüyle, konuşmasıyla kendini kötü düşünce ve bakışlardan koruyan tüm davranışlarıdır, çünkü tesettür emrinin amaç ve gayesi budur.

Genel manada tesettürü emreden Nûr 31 ve Ahzâb 32. ayetlerini dikkatli okuduğumuz zaman tesettürün yalnızca dış kıyafetten ibaret olmadığını, bununla beraber dış kıyafetin tesettürün önemli bir bölümünü oluşturduğunu da görmekteyiz. Başta dış kıyafetimizin şekli olmak üzere yüce Rabbimiz mümin hanımlara yakışan vasıfları peygamberinin hanımları ve kızları üzerinden bizlere bildirmiştir.

Hz. Ayşe (r.a) anlatır: Bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Resûlullah’ın (sav) huzuruna girmişti, Hz. Peygamber (sav) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esma! Kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu yüzü ve elleri hariç diğer yerlerinin görülmesi helâl değildir.”4 diğer bir hadiste ise şöyle buyrulmuştur: “Allah Teâlâ erginlik çağına girmiş bir kadının namazını başörtüsüz kabul etmez.”5

Hz. Ayşe dedi ki: Şüphesiz Kureyş kadınlarının birtakım üstünlükleri vardır. Ancak ben, Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın kitabını daha çok tasdik eden ve bu kitaba daha kuvvetle inanan Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nitekim Nur süresindeki “Kadınlar başörtülerini yakalarının üstüne taksınlar…” ayeti inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak eve döndüler. Bu erkekler eşlerine, kız, kız kardeş ve hısımlarına bunları okudular. Bu kadınlardan her biri etek kumaşlarından, Allah’ın kitabını tasdik ve ona iman ederek baş örtüşü hazırladılar. Ertesi sabah, Hz. Peygamberin arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular. Sanki onların başları üstünde kargalar vardı.”6

Âlimler, söz konusu ayet, hadis ve tarihsel uygulama ışığında Müslüman kadının tesettürünün modelinden ziyade, nasıl olması gerektiğine dair şu esasları ortaya koymuşlardır:

  1. a) Kadın, Kur’ân’ın ve sünnetin istisna ettiği yerler hâriç, bütün bedenini örtmelidir.
  2. b) Dışarıda giyilen üst elbise (cilbâb) bizâtihi ziynet olmamalıdır. Dış giysiler, erkekleri etkileyecek ve rahatsız edecek kadar süslü ve alımlı olmamalı, renk ve model itibariyle sade, mütevazı ve ağırbaşlı olmalıdır.
  3. c) Tenin rengini belli edecek ve altını gösterecek şekilde ince ve şeffaf olmamalıdır.
  4. d) Vücut hatlarını, yani göğüs, bel, kalça gibi uzuvları belli etmeyecek şekilde geniş olmalıdır.
  5. e) Erkeklerin elbiselerine benzememelidir. Kadın ile erkek, kendine özel elbise giymeli, birbirlerinin kıyafetine özenti duymamalıdır.
  6. f) Kokusunu yabancı erkekler duymamalıdır.
  7. g) Elbise kibre ve diğer kötü ahlâklara sebep olmamalıdır.
  8. h) Kâfirlerin elbise veya işaretlerine benzememelidir.

 İbni Abbas şöyle der: “Kadın, insanların içine gider ve halhalının sesinin duyulması için ayaklarını yere vurarak yürürdü. Yüce Allah bunu yasakladı. Çünkü bu, şeytanın amelindendir.” Yani mümin hanım, yürüyüşüyle dikkatleri üzerine çekmemelidir. Bu ister o dönemin halhalı isterse de bu dönemdeki halhal, ayakkabı topuklarının sesi veya güzel koku sürünmek olsun, namahrem erkeklerin bakışından kendini koruması gerekiyor.

“Bir kadın, koku sürünüp dışarı çıkar ve kokusunu duyurmak için bir topluluğun yanından geçerse, ona bakana da kendisine de zina günahı (göz zinası) yüklenir.”7

Ayşe validemiz ise kendi devrindeki kadınların mescide giderken süslenme, koku sürünme ve güzel elbiseler giyinme gibi hâllerini görünce rahatsız olmuş ve bunu şöyle dile getirmiştir: “Eğer Allah’ın Resûlü (sav) kendinden sonra şu kadınların ne yaptıklarını görseydi, (namaz için de olsa) onların evlerinden dışarı çıkmasını yasaklardı!”8

“Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki, kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.” (Ahzâb, 32)

İbni Kesîr şöyle der: “Yani, kadın, yabancı erkeklerle, yumuşak olmayan bir sesle konuşur. Yabancılarla, kocası ile konuştuğu gibi konuşmaz.” “Yani, “zaruretler halinde erkekle konuşmasında bir beis yoktur, fakat böyle bir durumda kadının ses tonu ve konuşma tarzı karşısındaki erkeğin boş ümitlere kapılmayacağı bir ciddiyette olmalıdır. Kadının ses tonunda bir yumuşaklık, konuşmasında bir kaypaklık ve dinleyen erkeğin duygularını harekete geçirecek ve onu ilerisi için ümide teşvik edecek şekilde bir tatlılık, olmamalıdır.”9

“Evlerinizde oturun ve daha önce câhiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın, namazı güzelce kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey peygamber ailesi! Allah’ın istediği, sizden kirliliği gidermek ve sizi tertemiz kılmaktan ibarettir.” (Ahzâb, 33) Ayette geçen teberrüc kelimesi, başkalarının önünde açılıp saçılmak anlamına gelir. Teberrüc kelimesi kadın için kullanıldığında şu üç anlama gelir: 1) Kadının yüzünün ve vücudunun cazibesini insanların önünde göstermesi. 2) Takılarını ve elbisesinin süsünü başkalarına göstermesi 3) Yürüyüşü, endamı ve işvesi ile dikkat çekip kendini ortaya koyması.

Mücahid, Katâde ve İbni Ebî Nuceyh: “Teberrüc, cilveli, dikkat çekici, endamlı bir şekilde yürümektir.” demişlerdir. Mukâtil: “Kadının gerdanlıklarını, küpelerini ve göğsünü (gerdanını) göstermesidir.” der. el-Müberred: “Kadının gizlemesi gereken ziynetlerini açığa vurmasıdır.” der. Ebû Ubeyde ise: “Kadının, erkeklerin dikkatini çekmek için vücudunu ve elbiselerini göstererek kendisini ortaya koymasıdır.” der.”10 Efendimiz (sav) de buyurur ki, “Kadınların en şerlisi kibirli olan ve teberrüc yapandır. Onlar münafıkların ta kendileridir.”11 Yine Efendimizin ‘giyinik çıplaklar’ hadisini bilmeyen yoktur. Çünkü çıplaklık, açılıp saçılmak şeytanın amellerinden ve emellerindendir.

“Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki, düşünüp öğüt alırlar. Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.” (Arâf, 26-27)

Tüm bu ayet ve hadisler bizlere göstermektedir ki, İslâm dini kadına çok büyük değer vermiş ve onu her türlü kötülüklerden muhafaza etmek için tesettürü emretmiştir. Tesettür kadına verilen en büyük değerdir. Kötü bakışlardan uzak gerçek özgürlüğüdür. Yüce dininin simgesi, kendinin ise kimliğidir. En güzeli ise yüce Rabbimizin biz hanım kardeşlerimizi özel muhatap almasıdır.

Rabbimizin muhatap almasına layık olmak dileğiyle…

Kaynakça

1) Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-Libâs. 2) el-Keşşâf, cilt, 2, s. 9, İbni Kesîr, c. 3, s. 283-284. 3) Kurtûbî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, 14/232; Nesefî, Tefsîru’n-Nesefî, 3/455; Âlûsî, Rûhü’l-Meânî, 22/127; Elmalılı, Hak Dini, 6/337. 4) Ebû Dâvûd, Libâs31, Heysemî, ez-Zevâid, 5/137. 5) Ebû Dâvûd, Salât, 84; Tirmizî, Salât, 160; İbni Mâce, Tahâret, 132; Ahmed, Müsned, 4/151, 218, 259. 6) Buhârî, Tefsîru Sûre, 24/12; Ebû Dâvûd, Libâs, 29; Ahmed b. Hanbel, VI, 188; İbni Kesîr, II, 600 7) Tirmizî, Edeb, 35/2786 8) Buhârî, Ezân,163; Müslim, Salât,144 9) Tefhîmü’l-Kur’ân, Ahzâb 32. ayet tefsiri 10) Tefhîmü’l-Kur’ân, Ahzâb 33. ayet tefsiri 11) Beyhakî, Sünen, c. 7, s. 82.