Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yememiştir. Allah’ın peygamberi Davut (a.s) da elinin emeğinden yerdi.”1 

Helal kazanç, helal rızık, helal yaşam İslam’ın şiarları, olmazsa olmazlarıdır. Kişinin kendi ve ailesinin nafakasını temin etmek için çeşitli kazanç dallarında çalışması İslami sorumluluğunun gereğidir.

“İslâm’da aile reisi olarak kadının ve çocukların geçimini sağlamak görevi erkeğe verilmiştir. Ayrıca, anne, baba, kardeşler ve diğer hısımlar bakıma muhtaç duruma düşünce, “geçimi sağlama yükümlülüğü” onları da kapsar. Hattâ İslam’da malik veya zilyed olunan hayvanların bile yedirilip içirilmesi görevi aile reisinindir.”2

Sorumluluk erkeğe verilmiş olmakla beraber hayatın bazı alanlarında kadınlar da bu alanlarda aile geçimine katkıda bulunarak eşlerine veya babalarına yardımcı olmuş ve bu manada Rasulullah’tan (sav) onay da almışlardır.

Dericilik yaptığını tahmin ettiğimiz Rayta bint Abdillah, Hz. Peygamber’e: “Ya Rasulallah! Ben zanaatkar bir kadınım, kocamın (Abdullah b. Mes’ûd) ve çocuğumun bir şeyleri yok, zanaatımla elde ettiğim ürünleri satıyorum.” der ve ailesine yaptığı harcamalarının, sevabı olup olmadığını da sorar. Hz. Peygamber, ona: “Onlara yaptığın harcamalarda sana elbette sevap vardır.” diye cevap verir.3

Asr-ı saadet dönemin de sahabe annelerimizi de aktif olarak bu alanlarda görmekteyiz. Mesela beceri gerektiren mesleklerden biri olan terzilik, Hz. Peygamber devri Arap yarımadası kadınlarının, işe ip imalatından başladıkları, sonra bundan kumaş ve elbiseler ürettikleri bildirilmektedir. Medine’de ip imali için kullanılan aletlerden bahsedilmektedir.4 Bu konuda Hz. Aişe: “Kadının elindeki ip eğirme aletinin (kirmen / eğirmeç), Allah yolundaki mücahidin elindeki mızraktan daha güzeldir.” der.5 Çünkü bu o dönem toplumun çok önemli bir ihtiyacını karşılamaktadır.6

Ticaretle aktif olarak uğraştığı anlaşılan Kayle el-Enmâriyye isimli Müslüman bir kadın, alışveriş konusunda Hz. Peygamberle yaptığı bir görüşmeyi şöyle anlatmaktadır: “Rasûlullah’ın (sav) umrelerinden birinde, ihramdan çıkmak için el-Merve’ye geldi. Bastonuma dayanarak onun yanına gelip şöyle dedim:

‘Ya Rasûlallah! ben, alışveriş yapan bir kadınım. Bir malı almak istediğim zaman, almayı düşündüğüm fiyatın altında bir fiyat vererek müşteri olurum, sonra almayı düşündüğüm fiyata kadar yavaş yavaş fiyatı artırırım. Bir malı satmak istediğim zaman ise, o mala, satmayı düşündüğüm fiyatın üzerinde bir fiyat isterim, sonra düşündüğüm fiyata ininceye kadar fiyatı indiririm.” Bunun üzerine, Rasulullah (sav) bana şöyle dedi:

“Ey Kayle, böyle yapma, bir şey alacağın zaman, satıcı versin veya vermesin, düşündüğün fiyatı vererek müşteri ol. Bir malı, satacağın zaman da satılsın veya satılmasın, satmayı düşündüğün fiyatı iste.”7

Hz. Hatice’nin, Ümmü Zafer isimli siyahî bir kadın berberinden bahsedilmektedir.8 Hz. Peygamberin mescidinin temizliğini yapan iki kadın ismi zikredilmektedir. Bunlardan biri Harka, diğeri ise Medine halkından olduğu rivayet edilen Mihcene isimli bir kadındır.9    

Hz. Peygamber’e yetişen ve ondan sonra da uzun süre yaşayan Semra bint Nuheyk el-Esediyye’nin, çarşılarda dolaştığı (zabıta olarak) ve yanında taşıdığı bir kamçıyı zaman zaman kullandığı rivayet edilmektedir.10

İslam tarihinin ilk resmi hastanesi diyebileceğimiz bir çadırın, Hz. Peygamber’in mescidi içinde bulunduğu ve burada hicretten sonra bey’at ederek İslam’a giren Eşlem kabilesinden Kuaybe bint Sa’d’ın hastaları ve yaralıları tedavi ettiği kaydedilmektedir. Esasen Kuaybe’nin aç, kimsesiz ve bakıma muhtaç kimselerle de ilgilendiği ifade edilmektedir. Hendek savaşında yaralanan Sa’d b. Muaz’ın da bu çadırda Kuaybe tarafından tedavi edildiği mevcut rivayetler arasındadır.11

Hz. Aişe’nin kız kardeşi Esma bint Ebibekir’in, tedavi için yanına getirilen hummalı kadın hastaları, soğuk su ile tedavi ettiği anlaşılmaktadır.12 Yine Esma bint Ebibekir’in kocasının atına üç fersah (16632 m.) uzaktan hurma çekirdeği getirdiği rivayet edilmektedir.13

Tüm bu örnekler bize göstermektedir ki toplumun ihtiyacı olan terzilikten berberliğe, doktorluktan aktif ticarete, mescid temizliğinden zabıtalığa ve eşi için yük taşımacılığına kadar birçok alanda kadınları görmek mümkündü ve bundan menedilmemişlerdi.

Ancak bu örnekler dikkatlice incelendiği zaman şunu görmekteyiz ki, günümüzdeki sosyal alandaki kadınların konumu ile asr-ı saadet dönemindeki kadınların sosyal alandaki konumları çok farklı. Öncelikli olarak o döneme baktığımızda Müslümanın hayatının her alanında olması gereken İslami kriterlere uygunluk, sosyal hayatın içerisindeki çalışmalarının temelini oluşturuyordu. Gerek erkek gerekse kadınların birlikte çalışma kültürlerinin her alanda İslami sınırlar içerisinde olduğunu, hiçbir olumsuz durumla karşılaşılmadığını, gelen rivayetlerden açık ve net bir şekilde anlayabiliyoruz.

Peki aktif olarak onlar bu hayatın içerisinde çalışmış, toplumun ihtiyacını gidermiş, katkı sağlamış ama günümüzde yaşanan problemlerin hiçbiri yaşanmamışsa -ki yaşanmamış- o zaman düşünmemiz gerekmiyor mu bu günkü yaşadığımız toplumdaki problemler neden kaynaklanıyor?

Günümüzde yaşanan problemleri düşündüğümüz zaman en önemli problemin temelde oluştuğunu görüyoruz. Sosyal hayat (ticaret, iş, eğitim, sağlık, stk…) demek karşı cinsle bir arada, birlikte hareket etmek demektir. İslam, birlikte iş yapmayı yasaklamazken birlikte iş yapmanın sınırlarını belirlemiş ve kati suretle bu kurallara uymayı emretmiştir. Bu kuralların başında -bulunduğumuz halin ilmini, emir ve yasaklarını bilmekle beraber- tesettür gelmektedir.

Bulunduğumuz durumda Rabbimiz bizden ne istiyor ne yapmamız gerek, helal ve haramları nelerdir, bilir ve bunu uygularsak en temel problemi çözmüşüz demektir. Bununla beraber iki cinsin koruma kalkanı olan tesettürü ise gereği gibi anlamamız ve uygulamamız gerekmektedir. Ama bugün bizim anladığımız soyut manasıyla tesettür olarak değil, kadın-erkek herkes için olan, yalnızca kıyafet olarak değil her hareket ve davranışımızda gerekli olan tesettürü anlamalıyız. Kıyafetimizin, gözümüzün ve sözümüzün tesettürünü.

Kıyafetimizin tesettürü; her iki cinse de emredilen ama fıtrat gereği narin, zarif ve daha çekici olması dolayısıyla kadınların daha fazla dikkat etmesi gereken tesettürümüz Allah ve Rasulü’nün çizgisine uygun olmak zorundadır. Toplumun ifsat edilmemesi için emredilen tesettür kriterlerindeki birçok madde erkek ve kadın için aynı şekilde emredilmiştir. Örtünmesi gereken yerlerin kıyafetinin ince, şeffaf olmaması, dar olmaması gibi. Allah Rasulü (sav) buyurdu ki; “Evet, ben evde, seferde, gece ve gündüz sirval giyerim. Çünkü ben örtünmeyle emrolundum. Bundan daha iyi örten bir şey bulamıyorum.”14 (Sirval, bugünün koşullarında şöyle açıklanıyor: Ne şalvar ne pantolon, altlık olarak giyilen bir kıyafet.)

Kadının tesettürü ise, kadın için tam bir kalkan vazifesini görmelidir. Bundan dolayıdır ki hem yüce Rabbimizin hem de Efendimizin bu konudaki uyarıları konunun önemini gözler önüne sermektedir. Nûr suresi 31. ayet bu konuda en güzel emirken, Rasulullah’ın (sav) “Ateşlik iki sınıf insan ki ben onları henüz görmedim. Yanlarında sığır kuyruğu gibi kamçılar olup insanları onlarla döven topluluk ve biri de birtakım kadınlar topluluğudur ki bunlar giyinik, çıplaktırlar. Görenleri yoldan saptıran ve kendileri de haktan sapanlardır. Başları bir tarafa sarkan deve hörgücü gibi olacaktır. Bunlar cennete giremeyecekler. Kokusu şu kadar, şu kadar yürüme mesafesinden alındığı halde, bunlar cennetin kokusunu da bulup alamayacaklardır.”15 uyarısı ise tesettürün ne derece önemli olduğunun en güzel kanıtıdır.

Gözümüzün tesettürü ise kadın ve erkek için aynı derece de önem arz etmektedir.  “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır.” (Nûr, 30) “Mümin kadınlar da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar…” (Nûr, 31)

“Her göz yabancı bir kadına bakarak göz zinası işlemiştir. Herhangi bir kadın, kokusu dışarıdan hissedilen koku ile kokulanarak erkeklerin yanından geçerse, onlarda o kokudan istifade edip hoşlanırlarsa, o kadın zina etmiş gibi günah kazanır.”16 

Kıyafetimiz ve gözümüzün tesettürü gibi sözlerimiz de çok önemlidir. “Siz diğer kadınlar gibi değilsiniz, (yabancılarla) yumuşak konuşmayın, kalbinde fesat bulunanlar, kötü ümide kapılır. Evlerinizde oturun, eski cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın.” buyuruluyor. (Âhzâb, 32-33)

Tüm bu ve bunun gibi sosyal hayatın içerisinde uymamız gereken emir ve yasaklara baktığımız zaman kadın ve erkek olarak ne kadar bu çizgilere uymaktayız, düşünmek ve gereğini yapmak zorundayız. Bugün karşılaştığımız problemlerin büyük çoğunluğunun temelini bu emirlere uymamamız oluşturmaktadır.

Bugünkü tesettürlerimiz bizler için kalkan olması gerekirken tüm dikkatleri üzerimize çeken kıyafetlere dönüşmüş, gözlerimiz korunması gereken en önemli uzvumuz iken göz göze bakışarak konuşmalar olmazsa olmazlarımız oluvermiş, nezaketli konuşmak şiarımız olması gerekirken cilveli konuşmalar vazgeçilmezimiz oluvermiştir. Ve böylece topluma katkı sağlamamız gerekirken toplumu ifsat eder hale gelmişiz, yapalım derken yıkmış, fayda sağlayalım derken zarar verir hale gelmişiz.

Bizler sosyal hayatın kurallarını -çok azımız hariç- ya hiç anlamamışız ya da yanlış anlayıp öyle uygulamışız. Hem de önümüzde Asr-ı Saadet gibi örneğimiz varken. Evet onlar da sosyal hayatın içerisinde beraberlerdi; ama gereği kadar ve gerekli emir ve yasaklara uyarak.

Gereği gibi anlayıp gereği gibi yaşayabilmek duasıyla…

Kaynakça

1) Buhari 2) el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyi, IV, 40 3) İbn Sa’d, et-Tabakât, VIII, 290; Nuaym, Hilye, II, 69; İbnu’l-Esîr, Usdu’l-Gabe, VII, 121. 4) İbnu’l-Cevzî, Telkih, 158; Kettanî, Teratîb, II, 119 5) İbn Abdirabbih, el-Ikdu’l-Ferîd, II, 258. 6) Ebu Nuaym, a.g.e., II, 46 7) îbn Sa’d, et-Tabakât, VIII, 312; lbnu’l-Esîr, Usdu’l-Gabe, VII, 245 8) İbnu’l-Esîr, Usdu’l-Gabe, VII, 333 9) Buharî, a.g.e., 1,118 (Salat;72); Ebu Hatim, Esma, 106a; Ibnu’l-Cevzî, Telkih, 174; İbnu’l-Esîr, Usdu’l- Gabe, VII, 85, 263 10) İbn Abdilber, el-İstiab, IV, 328, 333 11) el-Vakıdî, el-Meğazî, II, 510, 525; İbn Hişam, es-Sîre, III, 250; İbn Sa’d, et-Tabakât, VIII, 291; İbn Hanbel, Müsned, VI, 56; İbn Habib, el-Muhabbar, 411 12) Malik b. Enes, Muvatta, 586 (Ayn;50, 6/15) İbn Hanbel, Müsned, VI, 346 13) îbn Sa’d, et-Tabakât, VIII, 250-251; îbn Hanbel, Müsned, VI, 347; el-Buharî, a.g.e., VI, 156 (Nikâh;107) 14) Heysemi, Mecmaü’z-Zevaid, c.5, s.;122 15) Müslim – sahih bab: libas ve’l- zineh hadis nr.3971 16) Tirmizî, Edeb;35; Ebû Dâvud, Tereccül;7; Nesâî, Zînet;35