Çok değil bundan sadece birkaç yıl önceye gidiyor zihnim. Gündüz çocukların güven içinde sokaklarda birlikte oynadıkları, doyasıya birbirleriyle mutlu vakitler geçirip az ile kanaat ettikleri, bir iki oyuncakla büyüdükleri günleri düşündüm. Akşam olup da tüm aile fertleri bir araya gelince herkesin o gün ne yaşadığını ne yaptığını birbirine heyecanla anlattığı akşamlar…

Bir aileye misafir geldiğinde gidene kadar çay sohbetlerinin yapıldığı ve iki tarafın da mutlu bir şekilde ayrıldığı sadece birkaç yıl öncesi. Annelerin gündüz, evi derleyip toplayıp yemeği de zamanında yaparak akşam eşi ve çocuklarıyla ilgilendiği o vakitler ne de huzur vericiydi. Ergenlik dönemindeki bir gencin elinde ya bulmaca olurdu ya da okul harçlığını çıkaran bir tepsi simit veya tatlı… Dostluklar, komşuluk ilişkileri ve aile muhabbetleri daha sıcak daha keyifli geçerdi.

Televizyon, bilgisayar ve telefon yaygınlaşmaya başladıktan sonra gerilemeye başladı her şey. Aynı ortam içinde oturan insanlar iki üç dakika sonra ya televizyona ya da telefona gömülür oldu. Anne babadan sonra evin büyük çocuğuna, derken en küçüğüne dahi telefon alınır oldu. Hem de ihtiyaç için değil, keyfi olarak. Maalesef bu durum artık çok karşılaştığım bir gerçek haline geldi. Dışarı çıktığımda her yerde gördüğüm manzara aynı. Herkesin elinde akıllı bir telefon. Başları aşağıda parmaklar ekranda. İnsanlar, etraflarında ne olup bitiyor hiç farkında değil.

Whatsapp, instagram, twitter, facebook ve daha bir sürü sosyal hesap. Bir gencin sosyal medyada her konuda bir hesabı var. Fakat kulluk hesabına bakıyoruz, içler acısı. Artık çocukları oyuncaklar değil telefon ve bilgisayarda oynadıkları oyunlar tatmin etmeye başladı. Doyumsuz bir tatmin… Anne daha bir yaşındaki çocuğuna ağladığı gibi susması için eline telefon veriyor. Akşam güya eve yorgun argın gelen baba her zamanki yerine uzandığı gibi sosyal hesabında dolaşıyor saatlerce. Eşinin, çocuğunun ne yaptığından habersiz ilgisiz ve tepkisiz… Anne aynı şekilde… Anne babayı izleyen nesil de farksız değil örnek bildiklerinden.

Adı sosyal medya… Ama faydasız kullanıldığı zaman kişiyi asosyal kılan tehlikeli bir araç. Hâlbuki iyiye kullanılsa gerçekten o kadar çok faydası var ki. Sahabelerden sonra tabiin dönemi başlamış, o zamanlar peygamberimizin bir hadisini öğrenmek için atına atlayıp günlerce bir hadis için yol almış gençler vardı. Bir değil bir dokunuşla binlerce hadis, ayet ve daha birçok bilgi edinebileceğimiz faydalı bir araçtır aslında sosyal medya. Ne yazık ki, boş işlerde kullanıldığında yenilen yemeğin gezilen yerin, paylaşılan sözün ne kadar beğeni aldığını merak için kullanılır oldu. Uzakta iken saatlerce birbiri ile mesajlaşan dostlar, yan yana gelince birbirinin yüzüne bakamayacak kadar muhabbetimiz(!) oldu maalesef. Gerçek hayatta az mutluluk az söz ama sosyal medyada sahte gülücükler, mutlu görüşmeler gittikçe artar oldu.

Sosyal medyayı bir amaç değil araç olarak gördüğümüz zaman daha dengeli ve yerinde kullanmış olacağız. Aslında sosyal medyayı nasıl kullanılması gerektiği konusunda her kurumda her ortamda dile getirip gençleri bilgilendirmek gerekiyor. Çünkü özellikle akıllı telefonların hayatımızı etkilediği kadar hiçbir şey etkilememektedir. Gece uyurken birlikte uyuyor, sabah uyanırken ilk aradığımız o oluyor. Akıllı telefonların hayatımıza bu kadar girdiği kadar hayatımıza kutsal kitabımız ve kurtuluş vesilemiz olan Kur’ân-ı Kerîm’i koysaydık bu zor ve fitneler dolu zamanda sahabe neslinden misaller görmemiz zor olmazdı. Oysa şimdi dışarıdan gözünü harama kapatan Osman misali bir genç bu derken, o gencin sosyal medyada gözünün şahit olmadığı bir şey kalmıyor ne yazık ki.

Sosyal medya, doğru kullanılmadığında insanı sosyalleştirmez aksine yalnızlaştırır. Her akıllı bireyin sosyal medyayı sürekli değil süreli kullanması ve gençlere de gerektiği yerde gerektiği gibi kullanmasını tavsiye etmesi gerekir. Aksi takdirde biz sosyal medyayı kullandığımızı sanırken aslında o bizi kullanır ve gençliğimizi de vaktimizi de farkında olmadan bir canavar gibi yer bitirir…