Tarih bir şehide daha şahitlik ederken bir ümmete de daha hayretle ve acınası bakıyor. İnsanın doğasında vardır herhalde. Elindekinin kıymetini onu kaybetmeyene kadar anlamazmış. Bizler de sen ve senin gibi nice yiğidi toprağın bağrına terk ettikten sonra alıp başımızı avuçlarımıza, sizler için ne yaptığımızı sorguluyoruz.

“Çocuklarınız bizim için adam gibi adam diyecekler.” demiştin. Tıpkı yüce Allah’ın: “İnananlardan öyle erler var ki Allah’a verdikleri sözde sadakat gösterirler; onlardan kimisi adağını ödedi, kimisi de beklemekte ve onlar sözlerini, özlerini hiçbir suretle değiştirmediler.” (Ahzab, 23) buyurduğu gibi… Sizler de söz verdiniz Allah’a ve sözlerinizi değiştirmediniz. Allah da sizi sözlerinizde doğruladı.

Sen de hiç değişmedin ey Mısır! Zindanlarında hep Yûsuflar var. Kimleri ağırlamadın ki bağrında. Hepsini bir bir anlatacak mısın yüce mahkemede? Mahkemesinde hâkimi zalim, savcısı zalim, askerleri zalim olan, yiğitlerin dik durduğu mahkemeleri de anlatacaksın değil mi? Zorla zulme ortak edilmek istenen, kendi istedikleri itirafları şuur kaybettirerek anlattıran vicdana merhamete sığmayan komploları da anlatacaksın değil mi?

Ey benim içi dolu yazısı kara kalemim. Yaz… Sahip çıkılmayan yiğitlerin destanını yaz. Ümmetin suskunluğunu, üzerimize çöken gaflet bulutlarını yaz. Televizyon başında ayaklarını uzatırken ümmetin derdinden uzak, mayışmış zihinlerin nasıl cihat edebileceklerini ve cihat eden erlere de nasıl el uzatabileceklerini yaz. Batıya özenen, kılık kıyafeti bir yana, ruhu boşalmış ortada gezen tuhaf cesetlerin İslâm davasına nasıl sahip çıkabileceklerini yaz. Mısır’da, Filistin’de Gazze’de, zalime taş atan çocukları yazarken bizim henüz ergenlikten çıkamayan gençlerimizi yaz.

Boynuna idam ipi geçirildiğinde kelime-i şehadeti telkin için gelen ücretli müftünün yüzüne bakıp “Ben sırf bu kelime için biraz sonra can vereceğim sense bu kelimeyi telkin ederek maaş almak istiyorsun.” diyen zerresine kadar kanında dava bilinci taşıyan şehitleri yaz.

Yazarken Allah yolunda ölmek en büyük arzumuzdur diyen şehadete susamış erleri de yaz. Kızına, bu dünya birbirimize doymak için yeterli değil. Cennet bizi bekliyor kızım diyen evlat acısıyla yanan yürekleri yaz.

Ve son olmayacak, şehadeti de belki de binleri diriltecek Muhammed Mursî’yi yaz. Onu tek hücrelik zindanlarda manen yalnız bıraktığımız gerçeğini de yaz. Gıyabi cenaze namazında “Şehide hakkınızı helal ediyor musunuz?” diyen müftünün aslında “Ey şehit bize hakkını helal ediyor musun?” diye söylemesi ve sakalları ıslanana kadar halimize ağlaması gerektiğini yaz.

Ey şehit Muhammed Mursî ve yiğit erler! Çocuklarımıza “Onlar adam gibi adamdılar. Allah’a söz verdiler ve sözlerinde durdular. Onlar bu ümmet için ve Allah’ın dinini yüceltmek için yine onun yolunda can verdiler diyeceğiz. Rabbim şehadetinizi kabul ederken bizleri de size sahip çıkmadığımız için affetsin. Sizler görevinizi hakkıyla yaptınız. Peki, bizler ne olacağız?