İnsan yaşamını salt bir şahıs olarak değil toplum içinde bir fert olarak sürdürür. Bunu yaparken de çeşitli ilke, prensip, norm, kural, alışkanlık ya da kanuna göre hareket eder. İnsanı toplum içinde belli ve daha geniş bir değerler bütününe göre yaşamaya sevk eden temel kavram ahlâktır. Öyleyse yalnız başına bir yerde yaşıyor olsa bile fert, belli ahlâkî ilkelere göre hareket edecektir.

Etik mi, ahlâk mı?

Etik ile ahlâk kelimesi çoğu zaman aynı anlamdaymış gibi kullanılmaktadır. Oysaki bu kavramlar, bazı anlamları itibariyle birbiriyle örtüşürken bazen de örtüşmemektedir. Öyleyse kelimelerin kullanıldığı bağlam önemlidir (1).

Ahlâkî kavram ve davranışlar

Âgâh Sırrı Levend, bir makalesinde ahlâktan bahsederken mekârimü’l-ahlâk, ahlâk-ı hasene, ahlâk-ı hamîde gibi kavramları kullanmıştır. Bu kavramlar yanında adaletten ayrılmamak, başkalarının hakkını tanımak, haramdan uzak durmak, yumuşak başlı, alçak gönüllü, temiz yürekli, cömert, hoşgörülü ve sabırlı olmak, zavallı olanlara acımak, düşkünlerin elinden tutmak, kötü söz söylememek, tevekkül etmek, kadere iman etmek gibi huylardan (değerlerden) bahsetmiştir (2).

İslâm dünyasında klasik ahlâk eserleri

Klasik eserler incelendiğinde ahlâk kavramının artık bir ilmin adı (ilm-i ahlâk) olarak da kullanıldığı görülecektir. Bu durum kavrama verilen ehemmiyeti göstermektedir. Bu eserlerde ahlâk genellikle nazarî ve amelî olarak farklı boyutlarda incelenmiştir (3). Klasik ahlâkî eserler arasında İbni Mukaffâ’nın Risâle li’l-ahlâk’ı, İbni Sînâ’nın Risâle fî ilmi’l-ahlâk’ı, İbnü Miskeveyh’in Tehzîbü’l-ahlâk ve Tathîrü’l-ahlâk’ı, Mâverdî’nin Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn’i, Gazâlî’nin Kitâbu Eyyuhe’l-veled’i, Kınalı-zâde’nin Ahlâk-ı Alâ’î’si yanında ayrıca Zemahşerî, Zernûhî, Nasîrü’d-dîn Tûsî, Devvânî, Kâşifî gibi büyük âlimlerin de eserleri vardır. Bu eserlerden başka siyâsetnâme, nasîhatnâme, fütüvvetnâme, kâbûsnâme türündeki eserler ile ahlâkî fıkralar ve sözler, Kelile ve Dimne çevirileri, hikâyeler, atasözleri ayrı ayrı birer ahlâk eseri/metni olarak burada zikredilebilir.

Eskiden ahlâk ilmi neden en baştaydı?

Klasik İslâm filozoflarının eserlerinin en başında ahlâk ilminin olması bir tesadüf olmasa gerekir. Öyle ki, nefsi kötülüklerden arındırılmamış birine yetkin olması için felsefe öğretmek, aslında o kişinin kötülüğünün artmasına sebep olacaktır. Ayrıca Ebûbekir er-Râzî ile beraber ahlâk kavramına tıbb-ı rûhânî adının verilmesi, bu kavramın en basit manada sağlıklı bir bireyde olması gereken üstün nitelikler olarak değerlendirilmiştir (4). Yani sahip olduğu güzel bir ahlâk ferdi benzerlerinden üstün bir seviyeye çıkaracaktır. 

Osmanlı’da ahlâk eğitimi

Klasik Osmanlı eğitim anlayışında sıbyan mektepleri ve medreselerde müstakil bir ahlâk dersi yoktur. Bunun yerine diğer ilimler içine yerleştirilmiş dinin temel kaynaklarından (ayet, hadis) yapılan atıflarla ahlâk eğitimi verilmiştir. Çünkü bu mekteplerin temel hedeflerinden biri de İslâm’ı öğretmektir. Dolayısıyla ahlâk eğitimi İslâmî formları kesintisiz bir şekilde kullanan böyle bir müfredatın içinde verilmeye çalışılmıştır. Tanzimat’la beraber ahlâk eğitimi müstakil derslerle verilmiştir. Sultan II. Abdülhamit döneminde ahlâklı bir neslin yetiştirilmesinin din ve ahlâk dersleriyle mümkün olacağı sonucuna varılmıştır. II. Meşrutiyet sonrasında ise ahlâk eğitiminde Batı ahlâkı ve pozitif akıl esas alınmıştır (5).

Herkesçe kabul edilen bir ahlâk anlayışı mümkün mü?

Bugün dünyadaki mevcut haksızlıklar karşısında ahlâkla ilgili görüşlerin gelmiş olduğu nokta, ahlâkın bireysel bir tercih olduğu yönünde olmuştur. Herkes kendi bireysel tercihleri çerçevesinde bir ahlâkî temellendirmeyi esas almış, böylece toplumda bütün bireylerce kabul edilebilecek bir ahlâk anlayışına duyulan ihtiyaç zorunlu bir hale getirmiştir (6). Her ne kadar bu bir zorunluluk gibi dursa da aslında bu bir seçeneksizlik olarak da değerlendirilebilir. Kapitalizmin, küreselleşmenin ezip geçtiği birçok değerin yerini bireysel ahlâkî yaklaşımlara bırakması, yeni bir dünyanın eşiğindeyken kalabalıklar içinde yalnızlaşmış olan bireyin pasif bir tercihi olarak da değerlendirilebilir.

Ahlâkla ilgili farklı bir görüş

İslâm ahlâk düşüncesini 15. asra kadar işleyen Mâcid Fahrî, ahlâkı nassî ahlâk (Kur’ânî ahlâk), kelamî ahlâk, felsefî ahlâk, dînî ahlâk olmak üzere dört bölümde incelemiştir. Fahrî, Kur’ân ve sünnetten teorik bir ahlâk anlayışının çıkarılamayacağını belirtmiştir. Bu durum yazarın Müslümanlardaki ahlâkla ilgili bazı hususları dikkatten kaçırdığını göstermektedir (7).

Bugün değerler eğitimi nasıl yapılacak?

Yaşlılara saygı göstermek, küçükleri korumak, çalışkan olmak, doğru sözlü olmak gibi birçok husus öğretilirken değerler eğitimi, ahlâk eğitimi, karakter eğitimi, etik eğitimi gibi kavramlar kullanılmıştır (8). İnsan değer verdiği şeyin yarına kalmasını ister. Çünkü kendisi yarına kalmayacaktır. İlkeleri, gelenekleri, örfü, inancı yarına aktarıldığı zaman kişi mutlu olacaktır. Bugün değerler aktarılırken anne babanın işi, eskiye göre daha zordur. Çünkü eski toplumlar, ailenin çocuklarıyla beraber yaşatmak istediği birçok değeri desteklerken bugün böyle bir toplum yapısından bahsetmek güçtür. Devreye okul, arkadaş, çevre faktörleri girmiştir (9). Kitle iletişim araçları da özellikle gelişim dönemlerinde çocuğun ahlâk eğitimine kontrolsüz bir şekilde etki etmektedir (10).

İyinin kaynağı nedir?

“Mekone’deki ziyafet esnasında etlerin “iyi” parçalarını kendine ayıran ve kemik kısımlarını da sofradakilere dağıtan Promethe’nin yüzünden insanlar cezalandırılır. İnsanların dostu olarak bilinen Promethe cezaya isyan eder, hepimiz için sözde bir sürü zahmete katlanır. Oysa mahvımıza sebep olan belki de Promethe’nin açgözlülüğü ve ahlâkının zafiyetidir (11).” Bu hikâyeden iyi-kötü, doğru-yanlış eylem gibi kavramların etik açıdan neler üzerine temellendirilmesi gerektiği tartışması yapılmıştır. Öyleyse burada örnekteki iyinin kime, neye göre iyi olduğu ya da olmadığını düşünmek gerekir. Bu hususla ilgili olarak farklı bir yaklaşım sergileyen Kant, Ahlâk(îliğ)in Metafiziği adlı yapıtında iyi’nin kendi’liğinden kaynaklanan yönü üzerinde durmuştur (12). Ona göre etik, Tanrı’nın isteği ile değil ancak insanî istekle temellendirilebilir (13). Yani etiğin temelinde insanın kendi’sinden kaynaklanan iyiyi isteme kabiliyeti yatmaktadır. Ancak İslâm düşüncesindeki “Allah’ın iradesi”ni burada dikkatten kaçırmamak gerekir.

İslâm ve doğal ahlâk

İslâm, temelde bireyin fillerinde özgür olduğunu, iyi fiillerinin ödüllendirileceğini, kötü fiillerinin de cezalandırılacağını bir ilke olarak ortaya koymuştur. Haliyle buradan İslâm’ın doğal olarak insanın özgürlüğünü içtenlikli olarak işlediği anlaşılmaktadır. Aksi olması zaten bir çelişki olacaktır (14). Öte taraftan ahlâk, Kant’ın da dediği gibi iç kaynaklı olan bir kavramdır. Bunun için kişinin dini, ırkı, cinsiyeti etkili değildir. Erdemli insan her toplumda olabilir. Buna “doğal ahlâk” denmektedir. Doğal ahlâk için de herhangi bir dine ya da inanca bağlı olmak gerekmez (15). Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur: İslâm dini, kişinin ahlâklı olması yönünde sistematik bir ısrarcılığa sahiptir. Öte taraftan Müslüman ahlâk anlayışında bireyin, toplumun ve insanlığın mutluluğu söz konusudur. Bu görüş, Bertrand Russell’de de temel ahlâkî bir argüman olarak yerini almıştır (16).

Ahlâk kuralları, hukuk, idare

Toplum hayatını düzenleyen kuralların başında ahlâk kuralları gelmektedir. Ahlâk kurallarının da hukuk kuralları gibi düzenlenmesi gerekir (17). Her ne kadar ülkemizde etik kurallarının işletilmesi ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılıyor olsa da üzerinde önemle durulması gereken iş, kurum idarecilerinin ahlâklı olma yönünde eğitilmesi ve bilinçlendirilmesidir (18).

Sürdürülen tarihî değerler

Her toplumun kendine göre tarihten beri sürdürmeye çalıştığı bir ya da daha fazla değer veya arka değeri vardır. Türk toplumunun eskiden beri sürdürdüğü ve geçerliliğini bugün de koruyan en önemli değeri adalettir (19). Müslüman toplumlarla ilişkilendirildiği zaman aslında bu tür değerlerin İslâm’ın temel öğretileriyle iç içe olan değerler olduğu görülecektir. Müslüman toplum; adalet, hürriyet, hakkaniyet, doğruluk, misafirperverlik gibi değerleri hep korumuştur. Bu İslâm’ın temel paradigmasıyla yakından ilişkilidir.

Kendini sevme ahlâkla ilişkili mi?

Nâsireddîn Tûsî, insanın öncelikli olarak kendini sevmesi ve kendisiyle barışık olması gerektiği üzerinde durmuştur. Böylece insan/fert, ilk olarak kendi bireysel/ferdî varlığına bir anlam verecek, sonra da toplumsal hayatta kendi varlığının gereklerini sevgi temelli bir ahlâk anlayışıyla yerine getirecektir (20).

Sonuç ve bazı ahlâkî dersler

Ahlâk ve etik kavramları çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılmıştır. Ancak durum zannedildiği gibi değildir. İslâm toplumlarında ahlâk, kavramsal inşasını çok eski zamanlardan beri gerçekleştirmiştir. Bununla ilgili birçok âlim, ahlâk kitapları yazmıştır. Öyle ki ahlâk, temel bir değer olarak fıkra, atasözü gibi gündelik dilde kullanılan sözel metinler içinde bile yerini almıştır.

Herkesçe kabul edilen ortak değerler olabilir. Ancak tüm insanlığın bu ortak değerler etrafında bir bütün olarak kenetlenmesi mümkün değildir. Dolayısıyla herkesin kabul edebileceği ahlâkî değerler peşinde koşturmak istenen sonucu vermeyebilir.

Eğitimde ahlâk eğitimi tüm ilimlerde en başta verilmelidir. Aksi takdirde kontrolsüz bir gücün yetiştirilmesi söz konusu olabilir.

İnsan ölçülü yaşamayı tercih etmeli, fazla mal kazanma peşinde koşmamalıdır. “Zevk almak” asıl amaç olmaktan çıkarılıp arka plana atılmalı; temelde açlık, susuzluk ve temel ihtiyaçların giderilmesine yoğunlaşılmalıdır. Aksi taktirde çok yönlü felâketlere birey ve toplumlar duçar olacaktır.

Sağlık, tutumlu olmayı gerektirir. Elde ettiğini düzenli bir şekilde harcamayı bilmek gerekir. Aksi taktirde dayatılan ihtiyaçları gidermek için daha fazla emek harcamak ve daha fazla para, mal, mülk kazanmak gerekecektir. Bu da önüne geçilmez sorunlara sebep olacaktır.

Nefis sağlığı önemsenmeli, şehvet ve öfkenin nefiste coşkun bir hale gelmesine müsaade edilmemelidir. Kişi iradesini kontrol etmeyi başarmalı, bunun için de hassas (kılı kırk yararcasına) bir düşünüş gerçekleştirmelidir.

Nefis ahlâkî olanı gerçekleştirmede tembellik gösterdiğinde nefsi, daha zor olanla bilinçli bir şekilde sınamak gerekir. Daha fazla sadaka, zekât, oruç, sükût gibi ibadetler, nefsin kontrol altında tutulmasını sağlayacaktır. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren oruç tutma, namaz kılma, zekât verme, ezber yapma gibi kontrol edici, sığaya çekici ibadetler teşvik edici şekilde öğretilmelidir.

Erdemli dostlar edinen bir fert, bu dostlarla oldukça sürekli uyanık ve zinde olacaktır. Ayrıca fert kendini sürekli sevmeli, kendisiyle barışık olmalıdır. Kendini seven fert, içinde bulunduğu toplumsal türdeşlerini de sevecek, bu da beraberinde temel bazı değerlerin doğal olarak işlemesine sebep olacaktır. Bütün bunların ötesinde bilinmelidir ki, ahlâk abidesi olan Müslüman bir fert, dünya için ciddi bir şans ve fırsattır. Beşerî problemlerin çözümünde ancak böyle bir fert başarılı olabilir.

Dr. Adnan OKTAY

Kaynakça

1) Tepe, Harun. (1998). Bir Felsefe Dalı Olarak Etik: “Etik” Kavramı Tarihçesi ve Günümüzde Etik. Doğu Batı Düşünce Dergisi, Ağustos-Eylül-Ekim, ISSN:1303-7242. Ankara: Doğu Batı Yayınları, S. 4. s. 11-27. s.12. 2) Levend, Âgâh Sırrı. (Tarih Yok). Ümmet Çağında Ahlâk Kitaplarımız. S. 89-115. s.89. 3) Age. s.89. 4) Demirkol, Murat. (2014). İslâm Ahlâk Felsefesinde Erdem Kavramı. International Journal of Science Culture and Sport, July, Special Issue 1, ISSN :2148-1148. DOI: 10.14486/IJSCS96. s. 266-283. s.268. 5) Yazıbaşı, Muhammed Ali. (2014). Klasik Osmanlı Döneminden Cumhuriyet’e Osmanlı’da Ahlâk Eğitim ve Öğretimi. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, c. 3, S. 4, s. 761-780. s.774-776. 6) Baş, Osman. (2005). Çilingir, Lokman. (2003). Ahlâk Felsefesine Giriş. Ankara: Elis Yayınları (Kitap tanıtımı). İslâm Araştırmaları Dergisi. S. 13, s. 137-140. s.138. 7) Yıldırım, Tamer. (2005). Fahri, Mâcid. (2004). İslâm Ahlâk Teorileri (Ethical Theories in Islâm). İstanbul: Litera Yayınları, (Kitap tanıtımı). İslâm Araştırmaları Dergisi. S. 14, s. 159-163. s.160. 8) Aydın, Mehmet Zeki. (2010). Okulda Değerler Eğitimi, Eğitime Bakış, Ankara, S. 18, s. 16-19. s.16. 9) Age. s. 19. 10) Aydın, Mehmet Zeki. (2003). Ailede Ahlâk Eğitimi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. VII, S. 2, Aralık, s.125-158. s. 157. 11) Takış, Taşkın. (1998). Etik. Doğu Batı Düşünce Dergisi, Ağustos-Eylül-Ekim, ISSN:1303-7242. Ankara: Doğu Batı Yayınları, S. 4. s. 7-8. s.7. 12) Topakkaya, Arslan. (1998). Kant’ın Ahlâk(îliğ)in Metafiziği Adlı Yapıtında Etiğin Temellendirilmesi. Doğu Batı Düşünce Dergisi, Ağustos-Eylül-Ekim, ISSN:1303-7242. Ankara: Doğu Batı Yayınları, S. 4. s. 69-78. s.70. 13) Age. s. 78. 14) Ceylan, Yasin. (1998). Din ve Ahlâk. Doğu Batı Düşünce Dergisi, Ağustos-Eylül-Ekim, ISSN:1303-7242. Ankara: Doğu Batı Yayınları, S. 4. s. 79-86. s.85. 15) Age. s. 86. 16) Yıldırım, Tamer. (2009). Elmalı Osman. (2005). Bertrand Russell’da Ahlâk Felsefesi. İstanbul: Ataç Yayınları, (Kitap tanıtımı). İslâm Araştırmaları Dergisi. S. 21, s. 157-160. s.160. 17) Odyakmaz, Zehra; Güzel, Oğuzhan. (2013). İdarenin Uygulamaları Bakımından İdare, Etik ve Ahlâk. Ankara Barosu Dergisi. S. 3. s. 21-55. s. 21. s.21. 18) Age. s. 51. 19) Ural, Şafak. (1998). Epistemolojik Açıdan Değerler ve Ahlâk. Doğu Batı Düşünce Dergisi, Ağustos-Eylül-Ekim, ISSN:1303-7242. Ankara: Doğu Batı Yayınları, S. 4. s. 45-53. s.53. 20) Akyol, Aygün. (2012). Ahlâk-ı Nâsırî’de Ahlâk ve Siyaset İlişkisi: Sevgi Erdemi Merkezli Bir Okuma. Değerler Eğitimi Dergisi, Aralık, c. 10, S. 24, s. 7-29. s.25.