Ali ÖZGÜÇ

Sözlükte anmak, hatırlamak, yad etmek anlamına gelen zikir, ıstılahta ise Allah’ı anmak ve hatırlamak, onu unutmamak gaflet halinde olmamak ve Allah kelimesini yüceltmek, tekbir, tehlil, tesbih, tahmid cümlelerini tekrarlamak demektir. Zikir, Allah’ın yüceliğini dile getirmek ve manevî yetkinliğe ulaşmak amacıyla yapılır. Zikrin çoğulu ‘ezkâr’dır ve ‘zükûr’dur. Zikir aynı kökten gelen kelimelerle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de üç yüze yakın yerde geçmektedir. “Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim, bana şükredin, inkâr edip nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152)

“Zikrin en faziletlisi lâ ilâhe illallâhtır.” buyuran Allah Resulü, tevhid kelimesiyle zikirde bulunmanın önemine vurgu yapmıştır.

Zikir; dil, kalp ve bedenle olmak üzere üç çeşittir. Dil ile zikir Allah’ın güzel isimleri ile anmak, ona hamd etmek, tesbihte bulunmak ve dua etmektir. Beden ile zikir, bütün organların Allah’ın emrine uyması ve yasaklarından kaçınması ile olur. Kalp ile zikir ise Allah’ı gönülden çıkarmamaktır.

Allah TealaTeâlâ’yı zikreden bir müminin en büyük hedefi ma’rifetullâha ulaşmak, rızasına erişmek, sevgisine mazhar olmak olmalıdır. Bunu başarmak, o yüce makama kavuşmak, ancak zikrin üç merhalesinden geçmekle olur. Bu üç merhaleden geçemeyenler o kutlu makamlara erişemez ve Allah’ın gerçek zâkir kullarından olamazlar. “Allah’ı çokça zikreden erkekler ve Allah’ı çokça zikreden kadınlar.” (Ahzab, 35).

Allah (c.c), kullarına zikredip onu anmalarını emrederek söyle buyurmuştur. “Ey kullarım, beni anın ki, ben de sizi anayım, bana şükredin, nankörlük etmeyin.” Peygamberimiz (sav), zikir meclislerini ve zikir halkalarını överek şöyle buyurmuşlardır: “Allah TealaTeâlâ’nın yeryüzünde seyahat eden birtakım melekleri vardır, bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçinde Allah’ın zikredildiği bir meclis bulduklarında onlarla birlikte otururlar ve birbirilerini kanatlarıyla kuşatırlar, ta ki onlarla gökyüzü arasındaki mesafeyi doldururlar. Cemaat dağıldığında yükselip gökyüzüne çıktıkları zaman aziz ve celil olan Allah, onları çok iyi bildikleri halde meleklere ‘Sizler nereden geldiniz?’ diye sorar. Melekler ‘Biz yeryüzünde senin birtakım kullarının yanından geldik ki, onlar seni tesbih ediyorlar, seni tekbir ediyorlar. Tehlilde bulunuyorlar. Sana hamd ediyorlar ve senden istiyorlar’ derler. Allah Teala ‘Benden ne istiyorlar?’ Melekler ‘Senden cennetini istiyorlar’ derler. Allah Teala ‘Onlar benim cennetimi görmüşler miydi?’ Melekler ‘Hayır Rabbimiz’ derler, Allah Teala ‘Eğer onlar cennetimi görselerdi nasıl olurlardı?’ Melekler ‘Senden aman dilerlerdi’ derler. Allah Teala ‘Benden niçin aman diliyorlar?’ diye sorar. Melekler ‘Senin cehenneminden.’ Allah Teala ‘Onlar benim cehennemimi görmüşler midir?’ Melekler ‘hayır’ cevabını verirler. Allah Teala ‘eğer cehennemimi görselerdi ne yaparlardı?’ buyururlar. Melekler ‘Senin mağfiretini talep ederler’ derler. Bunun üzerine Allah Teala ‘Siz şahit olunuz ki, ben de onları mağfiret eyledim’. Melekler ‘Ya Rabbi, o zikredenlerle birlikte bir kimse vardı ki, onlardan değildi. O sadece oradan geçiyordu da onlarla birlikte oturuverdi’ Allah Teala ‘Ben onu da mağfiret ettim. O topluluk öyle bir topluluktur ki, onlarla birlikte oturan da şakî olamaz’ buyurur.” (Müslim)

Yukarıdaki hadis, zikrin cemaatle yapılmasının müstehap olduğuna kanıttır. Melekler Allah TealaTeâlâ’ya raporu sunarken mecliste bulunan seni tesbih eder, hamd eder, tehlil ederler diyerek onların cemaat halinde bu zikirlerini yaptıklarını beyan etmiştir. İmam Müslim’in diğer rivayet ettiği hadis de şöyledir: “Bir gün Resullulah, ashabının yanına giderken görüyor ki, ashabı kiram oturmuşlar. Sorar ‘Sizi burada oturtan nedir?’ ‘Ya Resulullah, biz Allah Teala’yı anmak ve bize minnet edip bizi İslâm dinine hidayet ettiği için ona hamd etmek üzere toplanmışız.’ Allah Resulü şöyle buyurdular: ‘Allah için söyleyin gerçekten bunun için mi toplandınız?’ Ashabı kiram ‘Allah’a yemin olsun ki, biz sadece bunun için burada oturmuşuz.’ Bunun üzerine Allah Resulü söyle buyurdular. ‘Sizi yemin ettirmem, sizin hakkınızda şüphe ettiğimden değildir. Cibril-i Emin yanıma gelerek şöyle buyurdu: Allah (c.c) sizinle meleklerinin yanında övünüyor.’ (Sahîhi Müslim)

Zikrin Bıraktığı Manevî İzler

Şüphesiz ki zikir sürekli yapıldığı zaman kalpleri ihya edip uyanık bırakır ve nefsin derinliklerine huzur ve sükûneti yerleştirir. Zikir kendi sahibine de rıza, ünsiyet ve vicdan rahatlığı verir. Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “İman edenler ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzura kavuşanlar uyanık olunuz ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur (mutmain olur) bulur”. (Rad, 28)

Allah’ın zikriyle mutmain olan bir kalp, içinde bulunduğu bedeni harekete geçirerek, Allah’ın emrettiği şekilde itaat edecektir. Öyle ki Allah’ı zikreden bir bedendeki göz Allah’ın nuruyla bakar, gerçeklere kör kalmaz, feraset sahibi olur. Onun içindir ki, Allah Resulü (sav) “Müminin ferasetinden sakının, zira o Allah’ın nuruyla bakar” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Taberî)

Bir mümin; diliyle ve kalbiyle Allah’ı zikrettiği zaman Allah onun kalbine büyük bir genişlik verir, kalp gözünü açar ve en önemlisi ma’rifetullâha ulaştırır. Zâkirullâhtan olan kişi, ma’rifetullâhtan muhabbetullâh derecesine ulaşır. Oradan da rıza makamına ulaşır. Kutsî bir hadise göre; “Allah bir kulunu sevdiği zaman Cibril’e “Ben filan kulumu seviyorum, sen de onu sev” diye emreder. Cibrîli Emîn de onu sever ve sonra gökteki meleklere seslenir. Allah filanca kulunu seviyor, siz de onu seviniz. Gökteki melekler de onu sever ve sonra yeryüzündekilerin yanında kabul görür ve insanlar da onu sevmeye başlar.”

Allah Teala zikir sahiplerini aydınlık bir yol üzerine bırakarak onları hidayete erdirir, onları basiret sahibi kılar. Allah, kimin gönlünü İslâm’a açmışsa o Rabbinden bir nur üzerine değil midir? Allah’ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun. İşte bunlar apaçık sapıklık içindedir “Allah sözün en güzelini birbiriyle uyumlu ve bıktırmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınır ve yumuşar, iste bu kitap Allah’ın dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırmışsa artık ona yol gösteren olmaz” (Zümer, 22-23)

Allah Resulü (sav) Zikredenlerin Seyyididir

Ümmeti için usvei hasene olan Allah Resulü şöyle buyurmuşlar: “Siz cennet bahçelerinin yanından geçtiğinizde otlanın. Sahabiler “Ey Allah’ın Resulü cennet bahçeleri de nedir?” dediklerinde “Zikir bahçeleridir” buyurdular. (Sahîhi Müslim)

Ebu Derda’nın rivayet ettiği bir hadiste Allah Resulü ashabına söyle hitap etmişlerdir: “Size en hayırlı amelinizi, Rabbiniz katında en hayırlısını, derecelerinizi yükselten, altın ve gümüşü infak etmekten daha hayırlı ve düşmanla karşılaştığınızda onların boynunu vurmaktan daha hayırlı bir ameli bildireyim mi?’ Ashabı kiram ‘Evet ya Resulullah’ deyince şöyle buyurdular: “Zikrullahtır” yani Allah’ı anmaktır. (Hakim-Müşterek)

Her konuda, ümmetine örnek teşkil eden Peygamber (sav) zikir konusunda da en güzel örneği teşkil etmişlerdir. Ümmetin her bir ferdi için doğumundan ölümüne dek, hayatın tüm aşamalarında çok önemli zikir hadislerini beyan buyurmuşlardır. Doğan bir çoğunun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet getirilmesi, çocuğun her türlü maddî ve manevî tehlikeden korunması için anne babasına öğrettiği dualar, su içerken, yemek yerken, lavaboya girerken, çıkarken, abdest ve gusül alırken, elbise giyerken, eve girerken, evden çıkarken, mescide girerken, mescitten çıkarken, meclislere girerken ve çıkarken, eve girerken ve çıkarken, arabaya binerken, yolculuğa çıkarken, evlenirken, sevinirken, üzülürken, kalkarken, düşerken, bir şey beğenirken, hoşlanırken, musibete uğrarken ya da bir nimete kavuşurken, cihada ve şehadete koşarken, düşmanla karşı karşıya gelirken tüm bu durumlarda Allah Resulü ümmetini duasız, zikirsiz ve fikirsiz bırakmamıştır. Öyle ki kul her anda Allah’ın kulu olduğunu hissetmeli ve makam, mevkiler onu Allah’ın kulluğundan ve zikrinden uzaklaştırmamalıdır. Şunu bilmelidir ki, her şey Allah’ı zikrediyor ve tesbih ediyor “Onu yedi gök ve yer ve bütün bunlardaki akıl sahipleri tesbih eder ve hatta hiçbir şey yoktur ki onu hamdiyle tesbih etmesin, fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız, o cidden halîmdir ve günahları bağışlayandır”. (İsra, 44)

Allah Resulü, Rabbini zikretmeyen bir kulu ölü kimselere benzetmiştir. Sad b. Ebi Vakkas, “Biz Resulullahın yanındayken bize şunu söylediler: ‘Her biriniz günde bin haseneyi (sevap) kazanmaktan aciz misiniz?’ Orada oturanlardan biri şunu sordu: ‘Nasıl ya Resulullah? Nasıl bin haseneyi kazanabiliriz?’ Resulullah şöyle buyurdu: “Kul yüz kere subhânallâh diyecek ve ona bin sevap yazılacak ya da onun bin günahı affolunacaktır.”

“İnsanların her eylemi için bir sadaka gerekir, her subhânallâh bir sadakadır, elhamdülillâh bir sadakadır ve her lâ ilâhe illallâh bir sadakadır ve her tekbir bir sadakadır.”

Sahabe Hayatında Zikrin Yansımaları

İbni Abbas der ki: Adamın biri Resulullaha şöyle söyledi: “Ya Resulullah, Allah dostları kimlerdir?” O şöyle buyurdu: “Göründükleri zaman Allah’ı hatırlatan kişilerdir.” (Bezzâr)

İbni Abbas (r.a) şöyle diyor: “Hz. Ömer’i (r.a) çokça anınız. Çünkü Ömer anıldıkça adalet anılıyor, adalet anıldıkça zikrullah anılıyor”.

Ebu Derda (r.a) Resulullahın şöyle dediğini rivayet ediyor: “Allah, kıyamet gününde bazı insanları yaratacak, onların yüzünde nur vardır ve onlar inci ve elmas minberleri üzerindedir. İnsanlar onlara özenirler. Halbuki onlar ne nebi ne de şehittirler.” Arabînin biri diz üstüne çökerek şöyle dedi: “Ya Resulullah onları bize haber ver ki onları tanıyalım.” Allah Resulü şöyle buyurdular: “Onlar değişik kabilelerden ve değişik yerlerden gelip Allah’ın zikri üzerine birleşip Allah’ı ananlar ve Allah için birbirlerini sevenlerdir.”

Hanzala vahiy kâtiplerindendir. Diyor ki: “Ebubekir benimle karşılaştı ve dedi ki: “Hanzala ne oldu sana?” dedim ki, “Hanzala münafıklaştı!” Ebubekir (r.a) “Subhânallâh, sen ne diyorsun Hanzala?” Hanzala “Ya Ebubekir biz Resulullahın yanında bulunduğumuzda bize cennetten ve cehennemden bahsettiği zaman sanki onları gözlerimizle görüyoruz. Ancak onun yanından çıktığımız zaman çocuklarımızla, eşlerimizle ve mallarımızla meşgul olup çok şeyi unutuyoruz.” dedi. Ebubekir şöyle buyurdular: “Allah’a yemin olsun ki biz de aynı şeylerle karşılaşıyoruz.” Ben ve Ebubekir Resulullahın yanına vardık ve ben dedim ki, “Ya Resulullah Hanzala münafıklaştı.” Resulullah dedi ki, “Bu da ne ey Hanzala?” Dedim ki, “Ya Resulullah biz sizin yanınızdayken cennet ve cehennemden bahsederken sanki gözlerimizle onları görüyoruz, ancak senin yanından çıktığımız zaman çocuklarımızla, eşlerimizle, mallarımızla oyalanıp duruyoruz ve birçoğunu unutuyoruz.” Allah Resulü şöyle buyurdular: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, eğer sizler benim yanımda bulunduğunuz hal üzerinde ve zikirde devam etseydiniz melekler yataklarınızda ve yollarınızda sizinle musafaha edeceklerdi. Ancak ey Hanzala, bir saat dünya, bir saat de ahiret için olsun.”

Ebu Hureyre (r.a) “Ben Resulullaha şöyle dedim”, dedi: “Kıyamet gününde senin şefaatine kavuşacak olanlar kimlerdir?” Resulullah (sav) şöyle buyurdular: “Kıyamet gününde şefaatime kavuşacak olanlar kalbiyle halis bir şekilde lâ ilâhe illallâh diyen kimselerdir.”

Ebu Said el-Hudrî (r.a) Resulullahın şöyle dediğini rivayet eder: “Baki kalacak salih amelleri çoğaltınız.” “Ya Resulullah onlar da nedir?” diye sorulunca Resulullah şöyle buyurdular: “Tekbir, tehlil, tesbih ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh kelimeleridir. (İmam Ahmed, Nesâî ve Hakim)

Sad b. Ebi Vakkas (r.a) diyor ki, “Bir Arabî Resulullaha gelerek şöyle dedi: “Ya Resulullah! Bana bir kelam söylesen de onu zikretsem.” Resululah şöyle buyurdular: “Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun şeriki yoktur. Allâhu ekber kebîren vel hamdu lillâhi kesîren ve subhânallâhi rabbil âlemîn ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil azîzil hakîm”. Arabî dedi ki “Ya Resulullah, bu zikirlerin tümü Rabbim içindir. Benim için ne vardır?” Resulullah buyurdular ki: “Sen kendin için de şöyle dua et: Allah’ım beni bağışla, bana merhamet eyle, beni hidayete erdir ve bana rızık ver.” Bir rivayette de “Bana afiyet ver” dediği ve ardından ise “Tüm bunlar senin dünyanı ve ahiretini birleştirir” buyurduğu belirtilmiştir.

Şunu diyebiliriz ki, hayatımızın tümü zikir, fikir ve dua ile kaim olursa işte o zaman gerçekten imanın gereğini yerine getirmiş oluruz. Şayet hayatımızı zikir, fikir ve dua ile bütünleştirmezsek Allah’ın hakkını vermiş olmayız. Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmuştur: “Onlar gerçekte Allah’ı hakkıyla takdir edemediler.” (Zümer, 67)

Alimler bu ayeti şöyle tefsir etmişlerdir: Allah’ı hakkıyla takdir etmek, onu sürekli anmak, hiç unutmamak, ona şükretmek, nankörlük etmemek, ona ibadet ve itaat etmek ve ona hiçbir şekilde şirk koşmamaktır…

Önceki İçerikSağlık Açısından D Vitaminin Önemi
Sonraki İçerikAile ve Akraba İçin Sorumluluklarımız