Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd, onun Resulüne, ehli beytine, ashabına ve kıyamete kadar onun yolunda gidenlere salat ve selam olsun.
İmtihan dıştan bakıldığında kötülük ve sıkıntı olsa da mü’min için birçok hayrı barındırır. Dereceleri yükseltir. Kalbi sağlamlaştırır. İmanı artırır. Zaten imtihan sabır ve Allah’a yalvarma değil midir? Mahrumiyet karşısında yapılan kulluk, ihsan karşısında yapılan kulluktan farklıdır. Evet bizimki imtihan olsa gerek günler haftalar aylar derken 9 ay oldu ve halen yetkililerin önündeki bir dosyayı açıp bakmasını bekliyorum. Allah bir kimsenin hayrını dilerse onu çeşitli sıkıntılara tabi tutar ki, bununla günahlarını bağışlasın ve kul rabbinin huzuruna borçlu çıkmasın.
Bugün suçlu insanlarla suçsuz olan yer değiştirmiş. Vatanını, milletini, dinini sevenler hain, vatanına ve milletine ihanet edenler vatansever olmuşlar. Anladım ki, beşer ürünü sistemler beşerî özellikler taşır. İnsanoğlunun türlü zaafiyeti vardır.
Suriye’de ve Irak’ta yaşananlar yapılan zulmün neticesi değil midir? İnsani vicdani dini duygularını ve niteliklerini kaybedenlerden nasıl adalet beklenir ki?
Suçsuz bir şekilde burada olmam benim için bir şereftir. Ancak bana bu zulmü reva görenler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Ve sonra bir dilekçe daha yazdım ancak bu diğerlerinden farklıydı ve doğru adresteydi. Çünkü bu üstün bir mahkemenin sahibiydi. Tüm hâkim ve savcıların hiçbir hakkın zayi olmadığı hiç kimsenin yaptığının yanına kar kalmadığı, suçların örtbas edilmediği, boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı mahkeme-i kübra’nın sahibi, yerin ve göğün Rabbi ve hâkimi Allah’a;
“Ey kalpleri evirip çeviren, kalbimi dinin üzere sabit kıl!
Şüphesiz sen beni nefsime bırakırsan, beni zaafa, eksikliğe, günaha ve yanlışa bırakmış olursun. Ben sadece senin rahmetine güveniyorum.
Allahım, güç senin, kuvvet senin, dayanağımız sensin, yardımcımız sensin, ey merhametlilerin en merhametlisi! Merhametini diliyorum, yardımını diliyorum. Göz açıp kapayıncaya kadar dahi beni bana bırakma. Ben zayıf düştüm, acziyetimi sana söylüyorum. Rahmetinle bizi bu zindandan ve esaretten kurtar!
Bize bu zulmü reva görenleri sana şikâyet ediyorum. Sen ki, fırsat verir ama ihmal etmezsin. Hakkımızdaki hayrı ve şerri bizden daha iyi bilirsin. Canı yanan bu suçsuz insanların, yetim kalmış ve babalarını bekleyen gözü yaşlı çocukların, kocalarını bekleyen bağrı yanık çilekeş eşlerin ve evlatlarından koparılmış ciğerleri yanan anne babaların haklarını dilediğin şekilde bu zalimlerden al ya Rab! Ey Cebrail’in Rabbi, ey Mikail’in Rabbi, ey İsrafil’in Rabbi, ey yerin ve göğün Rabbi, en güzel isim ve sıfatlarınla sana yalvarıyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi, katından bana öyle bir rahmet ver ki, o rahmetinle senin rızana erişecek ameller işleyeyim” dedim.
Bu sefer mektubum adresini bulmuştu. Cevabı da gecikmedi. Ey kulum, sen Allah’ı unutur ve insanlara güvenir, onlardan yardım beklersen Allah seni insanların eline bırakır. Yok eğer Allah’a inanır, ona güvenir, ona dayanır, ondan yardım dilersen Allah sana yeter. O ne güzel vekildir.
Rabbim üzerimize sekinet indirdi. Rabbimin takdirine rıza gösterip teslim oldum. Ancak ol derse oluverir. Zamanı geldiğinde benim için de ol diyecek. Kulunun hayrını kuldan daha iyi bilen Allah’a hamdolsun.
“Yıllarca zindanda yatan Yusuf aleyhisselâm’ın suçu mu vardı? Mısır zindanlarında yürekleri esir edilmiş, Mursi’lerin, Bedii’lerin, Biltaci’lerin suçu mu vardı? Zindanlarda şehit olan Seyyid Kutub’ların ve İmam Ebu Hanife’lerin suçu mu vardı? Böyle basit bir imtihana yenik mi düşeceksin” dedim kendi kendime…
Mektubuyla beni ihya eden sayın Murat Padak hocamın tavsiyelerine kulak vererek bulunduğum yerin alışılacak bir yer olduğu için değil, yaşamak zorunda kaldığım bir yer olduğu için benimseyip kabullendim.
Rabbimden kolaylaştırmasını diliyorum. Çünkü buralara ancak imanlı ve Allah’ın yardım ettiği kimseler dayanır. Aksi halde aklı yitirmemek elden değil. Dün iki arkadaşın mahkemesi vardı. Tam 27 aydır cezaevinde tutuklu bulunuyorlar. Mahkeme gecesi sabaha kadar gözlerine uyku girmedi. Korku ve ümit arasında bekliyorlardı. Allah’ın, hakimlerin kalplerine merhamet vermesi için dua ediyorlardı. Sonuçta mahkemeye çıktılar. İkisi de tahliye oldu. Birisini aynı gün hemen çıkardılar. Diğerini sonraki gün gidecekti. Ancak gün bitmek üzere ve hala gelen giden yoktu. Tedirgin olmaya başladık. Acaba tekrar mı tutukladılar diye… Hepimiz patlamaya hazır bir volkan gibi dolmuştuk. Arkadaşımızı tekrar mı tutukladılar? Korku ve ümit içerisinde beklerken dakikalar saat saatler ay olmuş geçmiyordu. Zaman daraldıkça kardeşimizin korkusu bir derece daha artıyordu. Onunla aynı duyguyu yaşamamıza rağmen, üzülmesin diye ona belli ettirmiyor, teskin etmeye ve sakinleştirmeye çalışıyorduk. Bir taraftan da demir kapının önünde kulaklarımızı pür dikkat dışarı vermiş dışarıdan gelecek ayak seslerini bekliyorduk. Bir ses, bir umut, bir işaret derken gardiyanların ayak sesleri gelmeye başladı. “Hüseyin, gardiyanlar geliyor” der demez kendisini çıkarmayacaklar korkusuyla adeta başını akarak kayalara çarpan bir çağlayan gibi delirmişti. Bir görseniz nasıl sevinmişti! Sevinçten bu kadar içten ağlayan birini ilk defa görüyordum. Yüreği coşkudan sel olup taşıyordu adeta. Hüngür hüngür ağlıyordu ve artık Hüseyin’in cezaevi çilesi, ıstırabı bitmişti, bu geceyi çocuklarının yanında geçirecekti. Rabbimden Hüseyin’in özgür hayatta yaşarken İslam’la yaşamayı ve ölürken imanla ölmeyi nasip etmesini dilerim. Tabi ki, bizler de bu sevince ortak olduk. Bu sevinci yaşarken birden aklıma çocuklarım geldi. Onları uzun zaman görmeyişim, 9 aydır içerde oluşum ve onların bensiz oluşu aklıma geldi. Yutkundum. Boğazım düğümlendi. Ve birden gözlerim nemlendi. Kokusuna doyamadığım süt kokan Hamza’m. Yufka yürekli Yusuf’um. Zeytin gözlü Enes’im karşımda canlanınca ağladım. Ağladım. Ağladım. hem de hıçkıra hıçkıra ağladım. Yatağıma çekildim. Kalem kağıdı elime alıp yazmaya başladım.
Rabbim kalplerimize sekinet versin. İnşallah sonraki mektubumu dışarda özgürlük diyarında yazmak ümidiyle Allah’a emanet olun. Rabbim bizleri ihsana ve ihlasa muvaffak kılsın. Nefsin ve şeytanın desiselerinden muhafaza eylesin.
Bu kardeşinize dua edin!
Selam ve dua ile

Önceki İçerikBaşarmak mı İstiyoruz? Biz Bunun Neresindeyiz?
Sonraki İçerikİki Güne Altı Grup