Ey Resulüm! İman etmiş kadınlara da söyle, Allah’ın kendilerine haram kıldığı bakışlardan gözlerini çevirsinler, zina ve ona benzer fahiş amellerden uzak dursunlar. Kasıtsız olarak kendiliğinden görünenler hariç zinetlerini göstermesinler.

Kur’an-ı Kerim’de hicab ile ilgili varit olan ayet-i kerimeleri, mushaftaki tertibine uygun olarak ve nüzul sebebi olanların da nüzul sebeplerini belirterek verelim. Ayet: “Mümin erkeklere söyle: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından haberdardır.1 Ayet: Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar kendiliğinden görünenler dışında zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine sarkıtsınlar. Zinetlerini kocalarından
yahut babalarından yahut kocalarının babalarından yahut oğullarından yahut kocalarının oğullarından, yahut kardeşlerinden, yahut kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut kadınlarından, yahut ellerinin altındakilerden, yahut erkeklikten kesilmiş hizmetçilerinden, yahut henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetlerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”2 Bu ayetlerin nüzul sebebi hakkında zikredilen bazı rivayetler şöyledir:
İbn Merdeveyh Ali b. Ebi Talib’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Resulullah (s.a.s) zamanında bir adam Medine sokaklarının birinde yürürken bir kadına baktı, kadın da kendisine baktı. Bunun üzerine şeytan kendilerine sadece birbirlerini beğendikleri için baktıkları vesvesesi verdi. O sırada adam bir duvarın kenarında yürüyordu. Birdenbire karşılaştığı duvara çarptı ve burnu yarıldı. Bunun üzerine “Vallahi Resulullah (s.a.s)’e gidip kendi durumumu bildirmedikçe bu kanı yıkamayacağım.” dedi. Resulullah (s.a.s)’e gidip başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s): “Bu, günahının cezasıdır” buyurdu. Allah da “Mümin erkeklere söyle gözlerini (haramdan) sakınsınlar…” mealindeki ayeti inzal buyurdu.3 İbn Ebi Hatim, Mukatil’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Esma bint Mersid kendisine ait bir hurmalıktaydı. Kadınlar izar giymemiş bir halde yanına geliyorlardı. Ayaklarında bulunan halhalları, göğüsleri ve perçemleri görünüyordu. Esma: “Bu ne kötü şey” dedi. Bunun üzerine Allah “Mümin kadınlara söyle, gözlerini (haramdan) sakınsınlar…” mealindeki ayeti inzal buyurdu.4 İbn Cerir, Hadremi’den rivayet ettiğine göre bir kadın, ayağına gümüşten iki halhal ve bir dizi boncuk takmıştı. Bu haliyle bir topluluğun yanından geçip ayağını yere vurdu. Böylece halhal boncuklara çarpıp ses çıkardı. Bunun üzerine Yüce Allah “Gizledikleri zinetlerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar” mealindeki ayeti inzal buyurdu.5 Ayet: “Evlenme arzuları kalmayan, oturmuş kadınların zinetlerini açığa vurmaksızın dış giysilerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur; ancak iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah hakkıyla duyandır, hakkıyla bilendir”.6

Ayet: “Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık olan kimse ümide kapılmasın. Ma’ruf (uygun) söz söyleyin. Evlerinizde onurla oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor”.7 Ayet: “Onlardan (Peygamberin eşlerinden) bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin. Bu hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temizdir.”.8 Bu ayetlerin nüzul sebebi hakkında varit olan bazı rivayetler şöyledir: Enes (r)’ın Ömer (r)’tan rivayet ettiğine göre Hz. Ömer, “Ey Allah’ın Resulü senin yanına hem iyi hem de kötü insanlar geliyorlar müminlerin annelerine örtünmelerini emretsen (iyi olur)” dedi, bunun üzerine Allah hicab ayetini inzal buyurdu.9 Aişe (r) anlatıyor: Peygamber (s) ile birlikte aynı kaptan yemek yiyorduk, o sırada Ömer (r) geçti. Peygamber (s) de onu yemeğe çağırdı. Ömer yemek yerken parmağı parmağıma değdi ve şöyle dedi: “Ah, sizin hakkınızda bana uyulsaydı (benim istediğim yapılsaydı)! Hiçbir göz size ilişmezdi.” Bunun üzerine hicab ayeti indi.10 “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle cilbablarını üzerlerine alsınlar. Bu onların tanınmaları ve böylece eziyet edilmemeleri için daha uygundur. Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir”.11 Bu ayetin nüzul sebebi hakkında varit olan bazı rivayetler şöyledir:
Buhari, Aişe (r)’nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Sevde (r) hicab emrinden sonra ihtiyacı için dışarı çıktı. Cüsseli bir kadındı, kendisini tanıyandan gizli kalmazdı. Onu gören Ömer b. Hattab: “Ey Sevde, vallahi bizden gizli değilsin, nasıl çıktığına bir bak” dedi. Hz. Aişe diyor ki: Bunun üzerine Sevde geri döndü. Resulullah (s.a.s) de benim evimde akşam yemeği yiyordu, elinde bir kemik bulunuyordu. Sevde içeri girip şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü ihtiyacımı gidermek için dışarı çıktığımda Ömer bana şöyle şöyle dedi. Bunun üzerine Allah kendisine vahyetti daha elindeki kemiği bırakmadan “İhtiyacınız için çıkmanıza izin verildi” buyurdu.12 İbn Sa’d, Ebu Malik’ten şöyle rivayet eder: Peygamber (s.)’in hanımları geceleyin ihtiyaçları için çıkıyorlardı. Bazı münafıklar kendilerine sataşıyor ve sıkıntı veriyorlardı. Onlar bu durumu Peygamber (s.)’e şikâyet ettiler. Münafıklara neden böyle yaptıkları sorulduğunda “Biz sadece cariyelere bunu yapıyoruz.” diyorlardı. Bunun üzerine “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin hanımlarına söyle, cilbablarını üzerlerine alsınlar…” mealindeki ayet nazil oldu.13
Himar, Ceyb, Hicab ve Cilbab Kelimeleri Tesettür ile ilgili ayetlerde yer alan bu kelimelerin anlamlarının bilinmesi, ayetlerin daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Ayetlerde bu kelimelerin yer aldığı kısımlar şöyledir:َّ نِهِوبُيُى جَلَ عَّنِهِرُمُخِ بَنْبِرْضَيْلَو “…Başörtülerini yakalarının üzerine sarkıtsın-lar.” 14 Bu ayette “humur خمــر” ve “cuyûb جيــوب” kelimeleri yer almaktadır.ٍ ابَجِ حِاءَرَ وْنِ مَّنُوهُلَئْسَا فًاعَتَ مَّنُوهُمُتْلَاَا سَذِاَو “Onlardan bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin.”15 Bu ayette “hicab حجــاب” kelimesi yer almaktadır. َّنِهِيبِبَلاَ جْنِ مَّنِهْيَلَ عَينِنْدُي “Cilbablarını üzerlerine alsınlar.”16 Bu ayette de “celabîb جلابيــب” kelimesi yer almaktadır.

a. Himar Yukarıda mealiyle beraber verdiğimiz ayet-i kerimede zikredilen “humur خمــر” kelimesi bir şeyin örtülmesi anlamında olan “hamr خمــر” mastarından türemiş olup, “himar خمــار” kelimesinin çoğuludur.17 “Himar خمــار” kendisiyle örtünme gerçekleşen şeydir; ancak bu kelime kadının kendisiyle başını örttüğü şeye isim olarak kullanılmıştır. Nitekim ُ َةَاْــرَمْ الِتَــرَمَتْخِ ا “Kadın himar giydi” anlamındadır. ــاءَنِلاْ اُتْــرَّمَخ ise “Kabın üzerini örttüm” demektir. İmam Buhari’nin rivayet ettiği ْــمُكَتَيِنٰوا اُــرِّمَ خhadisi “Kaplarınızı örtün” anlamındadır.

b. Ceyb “Cuyûb جيــوب” kelimesi, “ceyb جيــب” kelimesinin çoğuludur.18 “Ceyb جيــب ” gömleğin en üst kısmında açık bulunan yerdir.19 Oradan kadınların boyunları, göğüsleri ve bunların etrafındaki yerler görünüyordu. Başörtülerini de arkalarından sarkıttıkları için bu kısımlar tamamen açıkta kalıyordu. Yüce Allah bu yerlerin örtünmesi için başörtülerini ön taraflarından sarkıtmalarını emretmiştir.20

c. Hicab “Hicab حجــاب” kelimesinin kökü olan “hacebe” fiili, “onu örttü, istediğine ulaşmasını engelledi” anlamlarında kullanılır. Perde ve örtüye -görmeyi engellediğinden- “hicab حجــاب” denilmiş, kapıcıya ise girişe mani olduğundan “hacib حاجــب ” denilmiştir. “Hicab” kendisiyle örtünme gerçekleşen şeyin adıdır ve bu kelime iki şey arasında engel olan her şey için kullanılır. Çoğulu hucub”dur. ٌةَءَــرْمِ ا ــةَوبُجْحَ مBir örtü ile örtünmüş kadın” demektir.21

d. Cilbab Ayet-i kerimede zikredilen “celabîb جلابيــب” kelimesi, “cilbab جلبــاب” kelimesinin çoğuludur.22 “Cilbab جلبــاب” için birçok tanım yapılmıştır. Meşhur lügat ve tefsir kaynaklarında zikredilen tanımlar genellikle şöyledir: Cilbab, yukarıdan aşağıya bütün bedeni örten bir elbisedir.23 Bu tanım İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir.24 Cilbab, miknea demektir.25 Bu, İbn Cübeyr’in tanımıdır.26 Miknea, kendisiyle başın örtüldüğü şey anlamına gelir.27
Cilbab, milhafa demektir.28 Bu, Cevheri’nin görüşüdür.29 Milhafa diğer elbiselerin üzerine geçirilen elbise anlamına geldiği gibi kadının kendisiyle örtündüğü örtü anlamına da gelir.30 Cilbab, kadının kendisiyle örtündüğü her şeydir.31 Cilbab, kadının diğer elbiselerinin üzerine giydiği her elbisedir.32 Cilbab, kadının kendisiyle başını, göğsünü ve belini örttüğü33 himardan geniş ridadan küçük bir elbisedir.34 Cilbab, izar demektir.35 Bu İbn A’rabi’nin tanımıdır. Ezheri’ye göre İbn A’rabi izar derken, kemerden aşağısını örten elbiseyi değil, bilakis bütün vücudu örten elbiseyi kastetmiştir. Nitekim Arapların “Gece izarı” dedikleri şey de aynı şekilde yatan kişinin, vücudunun bütününü kendisiyle kapattığı örtü demektir.36 İbn Teymiyye de cilbabı tanımlarken İbn Mes’ud ve diğerlerinin rida, avamın ise izar olarak isimlendirdikleri, başı ve bedeninin diğer yerlerini örten büyük bir elbise olduğunu söylemiştir.37 Kurtubi, cilbabın tanımı ile ilgili bazı görüşleri serdettikten sonra “Sahih olan, cilbabın bütün vücudu örten bir giysi oluşudur” diyerek kendi tercihini ifade etmiştir.38 Abdülkerim Zeydan, cilbabın anlamıyla ilgili yapılmış çeşitli tanımları sunduktan sonra şöyle demiştir: “Cilbabın farklı tanımlarında zikredilen vasıflara dayanarak bu terimi, kadının kendi elbiseleri üzerine giydiği, başından ayaklarına kadar bütün bedenini örten geniş bir elbise şeklinde tanımlayabiliriz. Bu anlamıyla cilbab, Irak’ta kadınların yaygın olarak giydikleri ve günümüzde de bazı kadınların hala giymekte olduğu “aba” diye isimlendirilen elbiseye benzer.”39 Hicab Ayetlerinin İcmali Tefsiri Yüce Allah, Resulü Muhammed (s)’e hitaben şöyle emreder: Ey Resulüm! Mümin erkeklere söyle gözlerini kendilerine helal olmayan bakışlardan çevirsinler. Kendilerini zina ve ona benzer son derece çirkin işlerden korusunlar, yabancıların görmemesi için avret yerlerini örtsünler. Bu hem kalplerini temiz tutar hem de onları fahiş işlere bulaşmaktan korur. Şüphesiz ki Allah insanların yaptıkları her şeyden hakkıyla haberdardır. Ona hiçbir şey gizli kalmaz. Ey Resulüm! İman etmiş kadınlara da söyle, Allah’ın kendilerine haram kıldığı bakışlardan gözlerini çevirsinler, zina ve ona benzer fahiş amellerden uzak dursunlar. Kasıtsız olarak kendiliğinden görünenler hariç zinetlerini göstermesinler. Başörtülerini başlarını, boyunlarını ve göğüslerini örtecek şekilde yakalarının üzerine sarkıtsınlar. Zinetlerini kocalarından, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kardeşlerinden, kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kadınlarından, ellerinin altındakilerden, kadına ihtiyacı olmayan hizmetçilerden ve kadınların kadınlığını anlamayan çocuklardan başkalarına göstermesinler. Erkeklerin şehevi duygularını kabartacak, dikkatlerini çekecek ve kendileri hakkında kötü düşünülmesine sebebiyet verecek tarzda, gizledikleri zinetlerinin bilinmesi için ayaklarını yere vura vura yürümesinler. Ey iman edenler işlediğiniz günahların affedilmesi için hep birlikte Allah’a yönelerek tevbe ediniz. Umulur ki günahlarınız bağışlanır, dünya ve ahiret saadetine erersiniz.40
Aybaşı hali görmekten ve hamilelikten kesilip evlenme arzuları kalmamış yaşlı kadınların zinetlerini açığa vurmaksızın dış giysilerini bırakmalarında kendileri için bir sakınca yoktur; ancak iffetli davranıp en uygun elbiseleri giymeleri kendileri için daha hayırlıdır. Allah sözlerinizi hakkıyla işiten ve niyetlerinizi tam olarak bilendir.41 Ey Peygamber hanımları! Siz fazilet, şeref ve konum itibariyle sıradan bir kadın gibi değilsiniz. Allah’ın emrine muhalefet etmekten çekiniyor ve Resulüllah (s)’in rızasına kavuşmak istiyorsanız, erkeklerle konuşunca sözü incelterek çekici bir şekilde söylemeyin ki kalbi kötülüklere meyilli olanlar hakkınızda hıyanet tamahına kapılmasın. Şüphe ve kötülüklere sebebiyet vermeyecek uygun söz söyleyin. Evlerinizde onurla oturun, bir ihtiyaç olmadıkça çıkmayın. İlk cahiliyye dönemindeki açılıp saçılma gibi açılıp saçılmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, her işinizde Allah ve Resulüne itaat edin. Ey ehl-i beyt! Şüphesiz ki Allah sizden bunları istemekle kalplerinizi günah kirinden temizlemek ve iman nuruyla imar etmek istiyor.42
Yüce Allah, mümin erkek ve mümin kadınlara gözlerini kendilerine helal olmayan bakışlardan çevirmelerini emretmiştir. Erkeğin de kadının, kadının da erkeğin avret yerine bakması caiz değildir.
Ey iman edenler! Peygamberin hanımlarından ihtiyaç duyduğunuz herhangi bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin; çünkü bu, hem sizin hem de onların kalbi için daha temizdir. Şüphe; töhmet ve vesveselerden daha uzaktır. Peygamber zevcelerinin, babalarına, oğullarına, kardeşlerine, kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, Müslüman kadınlarına ve ellerinin altındakilere karşı hicabı terk etmelerinde bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları Allah’tan korkun. Allah her şeye şahittir, hiçbir şey ona gizli kalmaz.43 Ey Peygamber! Müminlerin anneleri olan temiz zevcelerine, faziletli kızlarına ve müminlerin hanımlarına İslam’ın getirmiş olduğu örtünme şekli ile örtünmelerini, erkeklerin bakışlarından korunmalarını emret. Güzellik ve zinetlerini örtecek bir dış elbise giysinler. Böylece cariye ve ahlaksız kadınlardan seçilsin, garazkâr kimselere hedef olmasın ve kimse onlar hakkında kötülük düşünmesin. Allah, emirlerini uygulayan kullarına mağfiret eder. Dünya ve ahiret saadetini temin eden şeyleri emretmekle de merhamet eder.44 Gözü Haram Bakıştan Korumak Yüce Allah, mümin erkek ve mümin kadınlara gözlerini kendilerine helal olmayan bakışlardan çevirmelerini emretmiştir. Erkeğin de kadının, kadının da erkeğin avret yerine bakması caiz değildir.45 Bu anlamda Yüce Allah Nur suresinin 30. ayetinde şöyle buyuruyor: “Mümin erkeklere söyle gözlerini (haramdan) sakınsınlar…”46 Aynı suresinin 31. ayetinde de şöyle buyuruyor: “Mümin kadınlara da söyle gözlerini haramdan sakınsınlar…”47 Bu ayetlerden birincisinin ihtiva ettiği anlam “Kur’an’daki bütün umumi hitapların hem erkeklere hem de kadınlara şamil olduğu”48 kuralı göz önünde bulundurulacak olursa ikincisinin ihtiva ettiği anlamı da kapsayıcı özellikte olduğu rahatlıkla anlaşılır. Ancak Yüce Allah hükmü, ehemmiyetine binaen ve kadınlar için de bağlayıcı olduğu hususunda hiç bir tereddüde mahal kalmasın diye tekrar etmiştir. Yabancı erkek ve kadınların birbirlerine bakmalarının haram oluşu Sünnet ile de sabittir. Yabancı bir erkeğin yabancı bir kadına bakmasının haram oluşuna Buhari’nin İbn Abbas’tan rivayet ettiği şu hadis açıkça delalet eder: “Resulüllah (s) kurban bayramı gününde Fadl b. Abbas’ı bineğinin arkasına almıştı. Bu esnada Has’am kabilesinden güzel bir kadın Resulüllah (s)’e fetva sormak için geldi. Fadl bu kadına bakmaya başladı, güzelliği dikkatini çekti. Bunun üzerine Resulüllah (s) Fadl’ın çenesinden tutup yüzünü başka tarafa çevirdi.”49 Aynı şekilde yabancı bir kadının yabancı bir erkeğe bakması da haramdır. Tirmizi’nin Şihab’dan onun da Ümmü Seleme’nin mevlası Nebhan’dan rivayet ettiği şu hadis bu hükme delalet eder: Ümmü Seleme Nebi (s)’in yanında olduğunu ve Meymune’nin de orada olduğunu bana haber verdi ve şöyle devam etti: Biz, Peygamber (s)’in yanındayken İbn Ümmü Mektum bulunduğumuz yere doğru yönelip Peygamber (s)’in yanına geldi. Bu olay, bizler hicab ile emrolunduktan sonra vuku bulmuştur. Bunun üzerine Peygamber (s): “Ondan gizlenin (ona görünmeyin)” dedi. Ben “Ey Allah’ın Resulü, o bizi tanımayan ve görmeyen bir kör değil mi?” dedim. Bunun üzerine Nebi (s): “Siz de kör müsünüz? Onu görmüyor musunuz?” buyurdu.50 Resulullah (s.a.s) haram bakıştan korunmayı yol hakkı saymıştır. İmam Buhari’nin Ebu Said el-Hudri (r)’tan rivayet ettiğine göre Peygamber (s) bu konuda şöyle buyurdu:“Yollarda oturmaktan sakının”. Bunun üzerine sahabeler. “Ey Allah’ın Resulü sohbet edeceğimiz meclislerde oturmamız kaçınılmaz bir şeydir” dediler. Resulüllah (s): “Oturmanız gerekliyse yola hakkını veriniz” buyurdu. Sahabeler: “Ey Allah’ın Resulü yol hakkı nedir?” dediler.
(s): “Gözü haram bakışlardan korumak, eziyet verici şeyleri defetmek, selamı almak, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır.” buyurdu.51 Resulüllah (s) haram bakışı göz zinası olarak nitelemiştir. Bu anlamda Ebu Hüreyre Allah Resulü (s)’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Yüce Allah Âdemoğluna zinadan nasibini yazmıştır. Çaresiz buna ulaşacaktır. Gözün zinası nazardır, dilin zinası ise konuşmadır. Nefis temenni eder ve arzular, ferc (cinsel organ) ise bütün bunları doğrular veya yalanlar.52 Kişinin iradesi dışında gerçekleşen nazar haram bakıştan istisna edilmiştir; çünkü Yüce Allah hiçbir nefsi gücünün yetmediği şeyden sorumlu tutmaz; ancak kişi böyle bir durumla karşılaştığında yüzünü çevirmelidir. Bu konuda Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi, Cerir b. Abdullah’ın şöyle dediğini rivayet ederler: “Resulüllah (s)’e ani bakış hakkında sordum. O yüzümü çevirmemi emretti”.53 Ayrıca Ebu Davud ve Tirmizi İbn Bureyde’den o da babasından Resulüllah (s)’in Hz. Ali’ye şöyle dediğini rivayet ederler: “Ey Ali! İlk bakıştan sonra tekrar bakma! Senin için ilki caizdir diğeri ise değildir.”54 Allah’tan korktuğu için haram bakıştan yüz çeviren mümin, Rabbı tarafından mükafatlandırılır. Tabarani ve Hakim’in Huzeyfe (r)’dan rivayet ettiklerine göre, Resulullah (s) Yüce Allah’ın kudsi bir hadiste şöyle dediğini bildirmiştir: “Nazar (haram bakış) İblis’in zehirli oklarından bir oktur. Kim onu benden korktuğu için terk ederse ona karşılığında halâvetini (tatlılığını, lezzetini) kalbinde hissedeceği bir iman veririm.”55 İmam Ahmed’in rivayet ettiği başka bir hadiste de Resulüllah (s) şöyle buyuruyor: “Bir kadının güzelliklerini görüp ardından gözünü (bakışını) çeviren bir Müslüman’a Yüce Allah, yapmış olduğu bu davranışına karşı mutlaka halâvetini kalbinde hissedeceği bir ibadet verir.”56
Yukarıda meallerini verdiğimiz ayet ve hadisler, mümin erkek ve kadınların gözlerini, haram olan bakışlardan çevirmeleri gerektiğini emretmekte, bunun en çirkin günahlardan olan zinanın bir çeşidi olduğunu belirterek İblis’in zehirli oklarından bir ok olarak nitelemektedir. Diğer taraftan da bu haramı Allah’tan korktuğu için terk edenlere büyük bir mükâfatın verileceğini müjdelemektedir.

Kaynakça:

1. Nur, 24/30 | 2. Nur, 24/31. | 3. Suyuti, Celaluddin, ed-Dürrü’l-Mensur, VI, 176. |  4. Suyuti, Celaluddin, Lubabün-Nukul, 150; ed-Dürrü’l-Mensur, VI, 179; İbn Kesir, Tefsirü’l-Kur’ani’l-Azim, VI, 46. | 5. Taberi, Muhammed b. Cerir, Camiu’l-Beyan an Tefsiri Ayil-Kur’-an, XVIII, 124; Suyuti, Celaluddin, ed-Dürrü’l-Mensur, VI, 186. | 6. Nur, 24/60. |  7. Ahzab, 33/32-33. | 8. Ahzab, 33/53-55. | 9. Buhari, Tefsir, 8; Taberi, a.g.e., XXII, 39. | 10. Suyuti, Celaluddin, ed-Dürrü’l-Mensur, VI, 640-641. 11. Ahzab, 33/59. | 12. Buhari, Tefsir, 8; Suyuti, a.g.e., VI, 659. | 13. Suyuti, a.g.e., VI, 659. | 14. Nur, 24/31. | 15. Ahzab, 33/53. | 16. Ahzab: 33/59. | 17. Rağıb, Isfehani, Mufredatu Elfazi’l-Kur’an, 298; Alusi, Mahmud, Ruhu’l-Meani, XVIII, 208. | 18. Rağıb, a.g.e., 210; İbn Manzur, Ebu’l-Fadl Cemaluddin Muham-med b. Mekrem, Lisanu’l-Arab , 282. | 19. Kanevi, İsmail, Haşiyetu’l-Kanevi, V, 74; Alusi, a.g.e., XVIII, 208 | 20. Zamahşeri, Mahmut b. Ömer, el-Keşsaf, 111, 72. | 21. İbn Manzur, a.g.e., I, 298. 22. İbn Manzur, a.g.e., I, 273; Feyyumi, a.g.e., 41; İbn Esir, en-Ni-haye fi Ğaribi’l-Hadisi ve’l-Eser, I, 282; İbrahim Ahmed, Abdül-fettah, el-Kamusu’l-Kavim li’l-Kur’ani’l-Kerim I, 125. | 23. Ebu Hayyan, Muhammed b. Yusuf, el-Bahru’l-Muhit, VII, 250; Nesefi Ebu’l-Berekat Abdullah, Medariku’t-Tenzil ve Hakaiku’t-Te’vil, III, 313; Kurtubi, Ebu Abdillah Muhammed b. Ahmed, el-Cami li Ahkami’l-Kur’an, XIV, 156; Zebidi, Muhibuddin Ebu Fayd Seyyit Muhammed Mürteza, Tacu’l-Arus min Cevahiri’l-Ka-mus, I, 186. | 24. Alusi, a.g.e., XXII, 127; Zamahşeri, a.g.e., III, 247. | 25. Alusi, a.g.e., XXII, 127; Ebu Hayyan a.g.e., VII, 250; Kurtubi a.g.e., XIV, 156; İbn Arabi, Ebu Cafer Muhammed b. Abdullah Ahkamu’l-Kur’an, III, 625; İbn Esir, a.g.e., I, 282. | 26. Alusi, a.g.e., XXII, 127; Ebu Hayyan, a.g.e., VII, 250. | 27. Rağib, a.g.e., 682. | 28. Alusi, a.g.e., XXII, 127; Ebu Hayyan, a.g.e., VII, 250; Zamahşeri, a.g.e., III, 247; İbn Manzur, a.g.e., I, 272; İbn Esir, a.g.e., I, 282. 29. Zebidi, a.g.e., I, 186. | 30. İbn Manzur, a.g.e., I, 272; Zebidi, a.g.e., I, 136; İbrahim Mutsafa ve Arkadaşları, el-Mu’cemu’l-Vasit, II, 818. | 31. Zamahşeri, a.g.e., III, 247; Alusi, a.g.e., XXII, 127 Ebu Hayyan XII, 250. | 32. Alusi, a.g.e., XXII, 127; Ebu Hayyan, a.g.e., VII, 250. | 33. İbn Esir, a.g.e., 1, 282; İbn Manzur, 1, 273. |34. Alusi, a.g.e., XXII, 127; Zamahşeri, a.g.e., III, 246; İbn Manzur, a.g.e., I, 273; Feyyumi, a.g.e., 41. | 35. İbn Esir, a.g.e., I, 282; İbn Manzur, a.g.e., I, 273. | 36. İbn Manzur, a.g.e., I, 273. | 37. İbn Teymiyye, Şeyhu’l-İslam Ahmed, Mecmuu Fetava, XXII, 111. | 38. Kurtubi, a.g.e., XIV, 156.| 39. Zeydan, Abdulkerim el-Mufassal fi Ahkami’l-Mer’eti ve’l-Beyti’l-Müslim, III, 322. | 40. Mahalli ve Suyuti, Celaluddin, Tefsiru’l-Celaleyn, | 462; Zuhayli, Vehbe, et-Tefsiru’l-Veciz, 354; Sabuni, Muhammed Ali, Tefsiru Ayati’l-Ahkam, II, 147. | 41. Mahalli ve Suyuti, a.g.e., 468; Zuhayli, a.g.e, 359; Sabuni, a.g.e, II, 205. | 42. Zuhayli, a.g.e., 423. | 43. Zuhayli, a.g.e., 426-427; Sabuni, a.g.e., II 342-343. | 44. Zuhayli, a.g.e., 427, Sabuni, a.g.e., II, 376. | 45. Kurtubi, Ebu Abdillah Muhammed b. Ahmed, el-Cami’ li Ahkami’l-Kur’an, XII, 151. | 46. Nur: 24/30. 47. Nur: 24/31. | 48. Cessas, Ebu Bekr Ahmed, Ahkamu’l-Kur’an, III, 459; Kurtubi, a.g.e, XII, 150. Resulüllah | 49. Buhari, İsti’zan, 2. 50. Tirmizi, İsti’zan, 63. | 51. Buhari, İsti’zan, 2. | 52. Buhari, İsti’zan, 12. | 53. Müslim, Adab, 10; Ebu Davud, Nikah, 44; Tirmizi, Ebvabu’l-İs-ti’zan ve’l-Adab, 62. | 54. Ebu Davud, Nikah, 44; Tirmizi, Ebvabu’l-İsti’zan ve’l-Adab, 62. | 55.Münziri, Zekiyuddin Abdulazim, et-Tergib ve’t-Terhib, V, 353.| 56. Münziri, a.g.e., V, 353.

Önceki İçerik28 Şubat Süreci Öncesi ve Sonrasında Türkiye’de Başörtüsü Yasağı
Sonraki İçerikMedeniyetler Savaşı- 2