Seküler kelimesi “lâiklik, çağdaşlaşma veya dünyevileşme” anlamlarını içermektedir. Uzun zamandan beridir Türkiye’de ve bilhassa Ortadoğu ülkelerinde tüm politikalar, halkları İslâm’dan uzaklaştırmaya yönelik olarak yapılmaktadır. Böylece İslâmî terimler, etkisizleştirilerek basit kavramlarmış gibi sunuldu. İşin daha da ilginç yanı bunlar rastgele değil, bilinçli ve planlı bir şekilde uygulandı.
İslâm’dan uzak sistemler kendi çarkları içinde maneviyattan uzak bir ruh inşa etmeye çalıştı. Bunlar hayatı, sadece anlık zevklerden ibaret sayan, yarınını ve ahiretini düşünmeyen, mutluluğu Marksist geleneğin üretim ve tüketim denkleminde gören, materyalist düşüncenin ekseninde dönüp dolaştı. Tabi bu yaklaşım, kendi kavramlarıyla halkı dinî sembol ve düşüncelerden uzaklaştırmaya dayanmaktadır. Oysaki İslâm felsefesi, ne uzak doğu dinleri gibi sadece maneviyata ne de batı ideolojileri gibi sadece maddeye yönelmiştir. İslâm, bu noktada her zaman kendine özgü bir yol ve yaklaşımı geliştirmiştir.
“Enes bin Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber Efendimizin nâfile ibadetlerini öğrenmek üzere sahabeden üç kişilik bir grup, Peygamberin hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Efendimizin ibadetleri bildirilince onlar bunu azımsadılar ve “Allah’ın Resûlü nerede, biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır.” dediler. İçlerinden biri: “Ben ömrümün sonuna kadar bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım.” dedi. Bir diğeri: “Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim.” dedi. Üçüncü sahâbî de “Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim.” diye söz verdi. Bir müddet sonra Peygamberimiz onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi: “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir (Buhârî). İşte bu misalden de anlaşılacağı üzere Peygamber, dünya ve ahireti dengeli bir biçimde idame ettirmiş, ikisini birbirinden ayrı düşünmemiştir.
Seküler hayat tarzı aslında bir fotosohptur. Yani fotoğraflarda istenmeyen durumların silinmesi veya matlaştırılmasıdır. Burada istenmeyen tek durum İslâm’dır ve matlaştırılan tek durum da İslâmî sembollerdir. Mesela seküler çağa geçmeden önce cenaze törenleri düzenlenirken cenaze tercihen pazar ve çarşı gibi kalabalık yerlerden götürülür ve bu şekilde insanların ölümü hatırlaması sağlanırdı. Gerçekten de bu durum toplum üstünde etkili olurdu. Oysa şimdi baktığımızda resmi cenaze arabaları hiç belli olmadan, kimsenin etkilenmesine izin vermeden cenazeyi direk mezarlığa götürmektedir.
Yine başka bir örnek, İslâm’ın en önemli sembollerinden biri olan “dinî nikâh”ın” itibarsızlaştırılmasıdır. İslâm’da nikâhı, dinî donanıma sahip kişiler, liyakati olan şahitlerin huzurunda kıyar ve böylece uygunluk derecesi -İslâm’a göre- verilir. Oysa seküler dönemde belediye tarafından yetkili bir kanalizasyon müdürü bile kıyabilir nikâhı. Amacım burada bu mevkide çalışan yetkilileri küçük görmek değil, sadece işin vahametini göstermektir. Başka bir örnek daha vermek gerekirse o da alınması farz, verilmesi sünnet olan Allah’ın selâmıdır. Bugün artık birçok yerde selâmün aleyküm demek yerine merhaba demek tercih edilmektedir. Tabi bu örnekler daha da artırılabilir.
Seküler hayat tarzı modern çağa geçişin bir getirisidir. Moderinizm bazı sosyologlar tarafından ‘’Büyük kopuş’’ olarak adlandırılmaktadır . Dünyada hemen hemen her toplum bu sancılı kopuş evresini yaşamış veya yaşamak için gerekli süreci bekliyor. Modernizm insana hoş bir kavram hissi verse de aslında kendi içinde büyük tehlikeleri barındırmaktadır. Batıda büyük kopuştan kastettikleri aslında geleneksel olandan vazgeçip yeni bir hayat tarzı meydana getirmek istemesidir. Ne var ki Ortadoğu veya merkez İslâm ülkelerinde büyük kopuş, aslında tamamen dinî olandan vazgeçip yeni semboller, yeni totemler üretip önemli ve değerli kavramların içini boşaltmayı ifade etmektedir. Birçok toplum daha önceki donuk yapısından dolayı modernizme geçiş evresini acıyla geçirmişlerdir. Somut bir örnek vermek gerekirse Avrupa ülkelerinde evlilik kavramı neredeyse yok olmuş, ahlâkî değerlerin çoğu tahrip edilmiş ve bireyselleşmeye olan rağbet artmıştır.
Burada bireyselleşme üzerinde durmak istiyorum. Türkiye toplumu her ne kadar henüz aile ve ahlâkî değerlere olan bağını sıkı sıkıya korusa bile bireyselleşme durumunu daha çabuk benimsemiş ve böyle bir yaşam şekli çok hızlı bir şekilde yaygınlık göstermektedir. Tabi burada doğal çevrenin, politikanın, siyasetin, toplumsal hareketlerin payı da yok değil. Bilindiği üzere bütün dinler bilhassa İslâm dini topluca hareket etmenin, bir arada olmanın daha da net ifade etmek gerekirse “cemaat” kavramına çok önem vermiştir. Çünkü İslâm, toplumsal çözülmenin en önemli sebepleri arasında cemaat yapısının bozulmasını ve hızlı bireyselleşmenin oluşmasını zikretmektedir.
Batıl davalar, hiç durmadan İslâmî sembolleri yok edip İslâm’dan uzaklaştırmak için ne gerekiyorsa yapıyor. Böylesine vahim bir durumda Müslümanın olanlara kayıtsız kalması düşünülemez. Aksine Müslüman bunun karşısına dikilip İslâm dininin güzelliklerini anlamalı ve anlatmalıdır. Bir Müslüman, batıldan gelen ve İslâm’a zarar veren kavramlardan uzak durmalı, tüm hayatını İslâm’a göre yaşamalıdır. Çünkü Allah katında tek din İslâm’dır. Vesselâm…

Mahmut ÇAPANAK