Ümmet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mahsum Yün hocamızla beraber Ümmet Vakfı ve Kudüs çalışmaları hakkındaki röportajımızı istifadenize sunuyoruz.
İ. Deniz: Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
M.M. Yün: Bismillah…
Hamd ü senâ âlemlerin rabbi olan Allah’a (c.c) mahsustur. O’na hamd eder, O’nu tesbih ederiz. Allah’ın salât ve selamı, şükreden kul ve vazifesini hakkı ile yerine getiren elçi Hz. Muhammed’in (sav), ailesinin, sahabesinin ve takipçilerinin üzerine olsun.
İsmim Mehmet Mahsum YÜN. 1970 Mardin/Nusaybin doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Nusaybin’de tamamladım. Üniversite eğitimi olarak, Gaziantep Üniversitesi İnşaat Mühendisliği ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümlerinden mezun oldum. Uzun yıllar özel sektörde ve kamuda, farklı kademelerde inşaat mühendisi olarak çalıştım. Evliyim ve 5 çocuğum var. Farklı konularda çalışan birçok vakıf ve derneğin kuruluş ve yönetimlerinde bulundum. Şu anda İstanbul’da inşaat, yatırım ve gayrimenkul işi yapan bir şirkette yönetici olarak çalışıyorum. Ayrıca Ümmet Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı olarak, Kudüs ve Mescid-i Aksâ için hizmet etmeye çalışıyorum.
İ.Deniz: Ümmet Vakfı kimdir? Ne tür çalışmalar yürütüyor?
M.M. Yün: “Kudüs ve Mescidi-i Aksa Muhafızı” diye bilinen, Şeyh Raid Salah; 2013 yılında, “Kral Faysal İslam’a Hizmet Ödülü” ile almış olduğu 200.000 dolar para ödülünün yarısının Suriyeli fakirlere dağıtılması ve diğer yarısı ile de Türkiye’de Kudüs ve Mescid-i Aksâ için çalışacak bir vakfın kurulması için bağışladı. Bunun üzerine Ümmet Vakfı, yurt içi ve yurt dışından, Kudüs ve Mescid-i Aksâ’ya gönül vermiş birçok alim, kanaat önderi ve STK başkanlarının katılımıyla, Kasım 2013 yılında kurulmuştur. Yani bu vakfın aslında kurucusu dolaylı olarak, Mescid-i Aksâ Muhafızı Şeyh Raid Salah hocamızdır. Sorun, ümmetin kanayan yarası Kudüs ve Mescid-i Aksâ olunca vakfın ismi de Ümmet Vakfı olmuştur.
Ümmet Vakfı; Kudüs’teki mukaddesatı korumak, Kudüs halkının İslami ve insani haklarını savunmak, işgal güçlerinin siyonist projelerini uygulayarak yaptıkları zulümleri engellemek ve İslam ümmetini Kudüs (büyük harflerle yazmaya gerek yok) özelinde bir araya getirip, çalışmalarını Kudüs’e yönlendirmek için farklı çalışmalar yapıyor.
Ümmet Vakfı kurulduğu günden bugüne kadar, ümmetin haremi olan Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın hürriyeti için, ümmet adına gece gündüz murabıtlık (nöbet tutma) görevi yapan, Kudüs halkının her türlü ihtiyacını karşılamak üzere vakfa akar getirecek yatırımlar yapmıştır. Bu akar, hayırsever Kudüs ve Mescid-i Aksâ gönüllüsü Müslümanlardan gelen bağışlar sayesinde, Kudüs’te başta eğitim olmak üzere sosyal, kültürel, ekonomik ve sağlık alanlarında yüzlerce proje gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye de devam etmektedir.
Yaptığımız projelerin üçte ikisini eğitim projeleri teşkil etmektedir. Zira orada yaşayan ve murabıtlık görevi yapan insanların her konuda İslami bir şuur ile eğitim almaları çok önemlidir. Ana sınıfından üniversiteye, kırtasiye yardımından burs yardımına, öğrenci servisi yardımından okul ücretleri ödeme yardımına, hafızlık kursundan âlim yetiştirme kursuna vb. gibi onlarca eğitim projesi gerçekleştirmekteyiz.
Eğitim ile beraber proje gerçekleştirdiğimiz diğer alanlar; sağlık ile ilgili yardımlar, sosyal yardımlar, çevre ile ilgili yardımlar, sosyal hizmet yardımları, bilim-teknoloji için yardımlar, hukuk-insan hakları ile ilgili yardımlar, mesleki eğitim yardımları, STK kurma yardımları, kalkınma yardımları, tarih ve tarihi yapıların restorasyonu ile ilgili yardımlar ve benzerleridir.
Kudüs’e ayni yardım yapılmasını mevcut işgal yönetimi kabul etmemektedir. Yapılan tüm yardımlar nakdi olup Kudüs’te özellikle İslami bilince sahip partner kurum ve STK’lar ile gerçekleştirilmektedir. Yaptığımız yardımlardan, halkın tüm kesimleri (çocuklar, gençler, yaşlılar, dullar, yetimler, engelliler, yoksullar, esnaflar, âlimler, öğretmenler, vd.) istifade etmektedir.
İ. Deniz: Türkiye’de Kudüs ve Mescid-i Aksâ için faaliyet yürüten kurumlar ne oranda başarılı? Bu alanda ne tür çalışmalar yapılıyor? Yardımların Kudüs’e ulaştırılmasında güçlük çekiliyor mu?
M.M. Yün: Türkiye’de özellikle Kudüs ve Mescid-i Aksâ için çalışma yapan vakıf ve derneklerin sayısı, maalesef 20 veya 30’u geçmez. Bu durum diğer tüm Müslüman ülkelerde de aynıdır. Hatta bu konuda en iyi çalışmaları yürüten ülke, Türkiye’dir, diyebiliriz. Buna karşılık, Siyonist İsrail işgal devletinin ikamesi için dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Yahudiler, binlerce vakıf, dernek gibi kurumlar kurmuş, İsrail’in ayakta durması için gece gündüz faaliyet yürütmekte ve milyarlarca dolar ile destek vermektedirler.
Kudüs’e yapılan yardımların hepsi nakit olup, resmi projeler dahilinde orada faaliyet gösteren vakıf, dernek vb. kurumlar üzerinden gerçekleştirilmektedir. Tabii ki bu yardımlar ve projelerin orada gerçekleştirilmesi çok kolay olmuyor. Zira işgal yönetimi oradaki kurumları çok sıkı bir şekilde takip ve gözetim altında tuttuğu gibi, oraya yardım yapan biz ve bizim gibi kurumları bile maalesef takip edebiliyor. Yeri gelince de teröre destek suçlamasıyla, bizdeki ve/veya oradaki kurumları engelleyebiliyor. Bugüne kadar Kudüs’te özellikle İslami düşünceye sahip yüzlerce kurum (vakıf-dernek) kapatılmıştır. Bu baskıdan mütevellit Kudüs’e çalışan birçok kurum, çalışmaları engellenmesin diye, direkt yardımdan ziyade dolaylı olarak yardımlar yapıp projeler gerçekleştirmektedir.
Başarı durumuna gelince, öncelikle orada tüm dünya Müslümanları adına Kudüs’teki mukaddesatı korumaya çalışan kardeşlerimizin yıllık ihtiyacı, takribi 2 miyar dolar civarındadır. Sadece surun içinde (kadim şehirde) yaşayan Müslümanların ihtiyacı yıllık asgari 50 milyon dolar civarındadır. Türkiye’de, Kudüs’te en çok projeyi biz gerçekleştirmemize rağmen, toplam proje bütçemiz maalesef devede kulak kalmaktadır. Tüm STK’ların toplam proje bütçesi sanırım 10 milyon doları geçmemektedir. Dolayısıyla Kudüs ve oradaki mukaddesatı korumaya yönelik yapılan çalışmalar çok yetersiz. Bunun altında yatan sebep ise maalesef halkımızın Kudüs ve mübarek Mescid-i Aksâ hakkında yeterli bilgiye ve bilince sahip olmamasıdır.
İ. Deniz: Hz. Ömer’in (r.a) Kudüs’ü fethinden bu yana, ecdadımızın üzerine titrediği ve koruduğu, ümmetin başkenti mesabesinde, sosyo-kültürel, siyasi, dini ve jeopolitik öneme sahip kadim bir şehir olan Kudüs ve Mescid-i Aksâ neden bizim için bu kadar önemli ve oranın özgürlüğüne kavuşması için, neden çok çalışmamız gerekir?
Çünkü Kudüs, ilk kıblemiz, ikinci mescidimiz ve üçüncü haremimiz olan Mescid-i Aksâ’yı bağrında barındırmaktadır.
Çünkü Kudüs, İsra ve Miraç mucizelerinin gerçekleştiği mukaddes ve mübarek beldedir. Peygamber Efendimiz (sav) Mescid-i Aksâ’da bütün peygamberlere namaz kıldırmış ve Allah’ın huzuruna buradan yükselmiştir.
Çünkü Kudüs, 400 yıl Osmanlı himayesinde kalmış ve bu döneme ait yüzlerce tarihi eseri içinde barındıran bir İslam şehridir. Bu yapıların birçoğu mescit ve İslami eserlerden oluşmakta ve Kudüs’ün İslami kimliğini yansıtmaktadır. Bu eserlerin yok olması Kudüs’ün İslami kimliğinin yok olması demektir.
Kudüs halkı her geçen gün işgal devleti tarafından bilinçli bir şekilde yoksullaştırılmaktadır. (Kudüslü Müslümanların %85’i yoksullukla mücadele etmektedir.)
Kudüs ve civarında yaşayan Müslümanların evleri sistematik bir şekilde yıkılmakta, iş yerleri kapatılmakta, tarım arazileri işgalciler tarafından yakılmaktadır.
Kudüs’ün İslami kimliği yok edilerek Yahudileştiril- mek istenmektedir.
Çünkü Kudüs’te her gün insan hakları ayaklar altına alınmakta, dünyanın gözü önünde, sokak ortasında, yargısız infazlar yapılmaktadır.
Çünkü Kudüslü Müslümanlar, İslam ümmetinin onuru olan Mescid-i Aksâ’yı tüm İslam Ümmeti adına, canları ve malları pahasına korumakta ve murabıtlık yaparak ümmet adına bir farz-ı kifayeyi gerçekleştirmektedirler. Sırf Mescid-i Aksâ’ya yakın olduğu için oturdukları küçük ve bakımsız evlerine milyon dolarlık teklifler yapan Siyonistlere evlerini satmamakta ısrar etmektedirler.
Çünkü Kudüs, her ne zaman Müslümanlar tarafından yönetilse, dünyaya huzur ve selamet hâkim olmuş ve masum kanı akıtılmamıştır. Kudüs 1917 yılından beri siyonizm işgali altında ve dünyanın her yeri masum insanların kanıyla boyanmış vaziyettedir.
Çünkü Kudüs, haksız bir işgal altındadır. Kudüs kurtulursa dünya kurtulur.
Kudüs’e yardım eli uzatmak için aslında bunlardan daha fazla sebebimiz var.
İ. Deniz: Pandemi süreci Kudüslüleri nasıl etkilemektedir? Kudüs halkı en çok hangi alanlarda zorluk çekmektedir?
M.M. Yün: Mevcut Filistin yönetiminin kendilerine yardım etmesine ve el uzatmasına hiçbir zaman müsaade edilmeyen Kudüs halkı, kendi yalnızlıkları ile baş başa bırakılmıştır.
Dünya üzerinde hiçbir ülkenin vatandaşı olmayan Kudüs halkının verdiği hayatta kalma mücadelesi, virüsle birlikte dayanılmaz bir hal almıştır.
Bu insanların normal şartlarda bile yoksullukla mücadele ettiklerini unutmayalım. Kadim Kudüs’te yaşayan Müslümanların yaklaşık %85’i yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bugün hem sokağa çıkmaları yasak (kısıtlı) hem de kapılarına kadar hizmet getiren bir devletleri yok. Onlara beşer olarak sahip çıkan tek güç, güvenip dayandıkları Müslüman kardeşleridir.
İ. Deniz: Pandemi sürecinde işgalci siyonist rejimin Kudüs halkına yönelik baskı, ambargo ve zulüm politikaları devam ediyor mu?
M.M. Yün: İçinde bulunduğumuz zor şartlarda işgalci İsrail, pandemi tehlikesini açıkça görmezden gelerek Kudüs’ü Yahudileştirmeye yönelik emellerini gerçekleştirmek için bu sağlık krizini istismar etmeye çalışmaktadır. Dünyanın coronavirüs krizi sebebiyle meşgul olmasını fırsat bilerek Filistinlilere uygulamak istediği yeni durumu dayatmak amacıyla Kudüs’te ve Mescid-i Aksâ’da bir dizi tehlikeli adımlar attı. Son zamanlarda işgalci yönetim, Mescid-i Aksâ’ya sık sık baskınlar yaparak Müslümanların Mescid-i Aksâ’ya girişini engellemiş, Mescid-i Aksâ’yı Yahudilerin ziyaretine açarak bu mübarek mescidin hürmetini çiğnemiştir.
İşgalci yönetim, mütevazı imkânlarıyla şehirlerini tek başlarına savunmak durumunda kalan ve hiçbir siyasi, ekonomik destekleri bulunmayan Kudüslüleri cezalar, vergiler, biriken borçlar ve günlük zaruri insani ihtiyaçları sebebiyle meşgul edip baskı altına almaktadır. Şehirde bir araya gelen büyük Yahudi gruplarına herhangi bir müdahale yapmamasına rağmen, virüsle mücadeleyi bahane ederek Müslümanları Mescid-i Aksâ’dan uzaklaştırmaktadır.
İ. Deniz: Bu dönemde temel sağlık malzemeleri olan maske, dezenfektan ve solunum cihazları temin edilebiliyor mu? Hastanelerdeki sağlık hizmeti ne durumdadır?
M.M. Yün: Kudüs’te normalde Müslümanların istifade edebildiği üç hastane mevcuttur. (Bu üç hastane devlet hastanelerine göre daha makul ücretler alsa da yine de ücret karşılığında hizmet vermektedir.) Müslümanlar mevcut olan diğer Yahudi hastanelerine vatandaşlıkları olmadığı için gidememektedir. Müslümanların istifade ettiği üç adet Arap hastanesinin iki tanesi Arap Hristiyanlara aittir. Bu üç hastanenin de normal şartlarda tıbbi gereçleri ve müdahale kabiliyetleri yeterli değildir. Ödeyemedikleri ağır borçlar altında ezilmektedirler ve yetersiz tıbbi malzeme ve ilaçlarla insanlara hizmet vermeye çalışmaktadırlar. Üç hastanenin toplam yoğun bakım yatak kapasitesi 67’dir.
İşgalci yönetim uluslararası hukuka ve anlaşmalara göre Kudüs’teki tüm insanlara sağlık hizmeti vermekle yükümlüdür. Ancak Kudüs’te yaşayan Müslümanlar, yaptıkları en ufak bir itirazda dahi ceza olarak bu hakları ellerinden alınmaktadır. Sadece Müslüman olmalarının bile suç sayıldığı bir ortamda bu imkândan faydalanabilecek Müslüman, Kudüs’te çok azdır. Bu durumda sözde devlet hastanelerine gitmeleri halinde çok yüksek ücretler ödemek zorunda kalmaktadırlar. Yani özetle, eğer Kudüs’te yaşayan bir Müslümansanız ve hastalığa yakalanmışsanız, yapabileceğiniz pek bir şey yoktur. Eğer paranız var ise, sadece kısıtlı imkânlara ve sınırlı yatak kapasitesine sahip Arap hastanelerine gidebilirsiniz.
İşgalci yönetim, Kudüs halkını korumak ve salgını durdurmak amacıyla kutsal şehir Kudüs’te yapılmaya çalışılan gönüllü girişimlerin uygulanmasından rahatsız olmuştur. Bundan dolayı bu tür girişimlerde bulunanları ve sorumluları orantısız güç kullanarak engellemekte, tutuklamakta ve oturdukları yerlerden uzaklaştırmaktadır.
İşgal güçleri, onlarca genci, halkın sıkça kullandığı alanları dezenfekte etme ve corona virüsten korunma hakkında bilinçlendirici broşür dağıtma girişimlerinden dolayı tutuklamıştır. Dezenfekte ekipmanlarına ve dezenfekte maddelerine el konulmuş ve kendilerine para cezası verilmiştir.
Kudüs’te Müslümanlar genel olarak şu üç şekilde hayatlarını kazanmaktadırlar.
Tüccarlar (daha çok küçük esnaflar)
Maaşlı çalışanlar
Gündelik çalışanlar
Kudüs’te özellikle Müslümanların ekonomik durumu corona sebebi ile büyük zarar görmüştür. Mevcut dükkânların çalışmamalarına rağmen kira ve vergilerin ödenmeye devam edilmesi istenmektedir. Bununla birlikte çalışmayan bazı dükkânlardaki malzemelerin de telef olması söz konusu. Bu gibi dükkânların sahipleri mallarını satıp paraya çeviremedikleri gibi yok olup gitmesine de engel olamamaktadırlar. Bununla birlikte maaşla çalışan kişilerin büyük çoğunluğu işten çıkartılmıştır. İşten çıkartılmayan kişileri de ücretsiz ve süresiz izine ayırmışlardır. Bu durumdan en fazla etkilenenler ise gündelik çalışan kişiler olmuştur. Kudüslü Müslümanların çoğunun gündelik çalıştığını düşünürsek bu durumu daha da zor bir hale getirmektedir. Çünkü bu insanların herhangi ikinci bir geliri ya da sağlık sigortası veya herhangi bir tazminat hakkı yoktur.
Sözde İsrail devletinin sözde kanunlarına göre “devlet” çalışmayanlara işsizlik maaşı ödemek zorundadır. Ancak bu maaşı alabilmek için çok yoğun bir bürokrasiyi aşmak gerekmekte ve verilen maaş bir ailenin aylık giderlerinin %30’unu dahi karşılamamaktadır.
Tüm bunların yanında Müslümanlar kendi aralarında yardımlaşmaya önem göstermektedirler. Bazı Müslüman dükkân sahipleri kiracılarından kira almayacaklarını söylemişlerdir. Şu an Kudüs’te iki ekmeği olan Müslüman bir diğerini kardeşine vermek sureti ile hayatlarını devam ettirmektedirler.
İ. Deniz: Son olarak Türkiye’deki Müslümanlar mustazaf Kudüslü kardeşleri ve mukaddes Kudüs şehri için neler yapabilirler?
M.M. Yün: Ümmet Vakfı olarak Kudüs ve mübarek Mescid-i Aksâ’nın özgürlüğüne kavuşması için Müslüman halkımızdan üç talebimiz vardır.
Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın şuur ve bilinciyle kuşanmalı, sevgisini daima kalbimizde taşımalı ve sürekli olarak yaşanabilecek tüm olumsuz durumlara karşı tetikte olmalıyız.Etrafımızdaki insanları Kudüs ve Mescid-i Aksâ’da yaşanan bu zorluklardan haberdar etmeliyiz.
Dua müminin en önemli silahıdır. İlk kıblemiz Mescid-i Aksâ’mızı her zaman olduğundan daha fazla sözlü ve fiili dualarımızla desteklemeliyiz.
Bugüne kadar var olma mücadelesi veren ve ümmet adına mübarek Mescid-i Aksâ için canlarını hiçe sayarak mücadele eden Kudüs halkına, maddi olarak destekte bulunmalıyız. Hayırsever Müslüman halkımızdan, (en az yılda bir sefer de olsa) yapacakları hayır, hasenat, zekât, sadaka ve infaklarında az-çok demeden mutlaka bir Kudüs Payı ayırmalarını rica ediyoruz.
Ümmet Vakfı, imânî bir mesele olarak gördüğü Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın özgürlüğü yolunda bugüne kadar yüzlerce proje gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmeye devam edecektir. Vakfın bu çalışmalarına ve projelerine maddi ve manevi anlamda destek veren halkımıza teşekkür ederiz.
Hep birlikte; ilk kıblemiz, ikinci mescidimiz ve üçüncü haremimiz özgür Mescid-i Aksâ’da namaza durma aşkı ve temennisiyle… ■

Davet Mektebi Editör
Total Posts: 6
Önceki İçerikGelişi Olmayanı Bekleyiş
Sonraki İçerikMIZGEVT