Ahlâk… Kişinin iç alemini dış alemine taşıyan en büyük aracı. Sahibini cennette sultan eden en güzel vesile. Dürüstlük, güven, merhamet, adalet ve daha birçok güzel meziyet kişinin güzel ahlâkını oluşturur. Bunlara sahip olan insan gittiği her yerde, bulunduğu her mekânda ahlâkının gereğini yapacaktır. Bu meziyetlere ters düşen bir şey yapması halinde güzel ahlâk sıfatını lekelemiş ve toplum içinde de seviyesini düşürmüş demektir. Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar!

İnsanlarla olan ilişkisinde iyi olması yanında aynı zamanda kişinin iş alanında da aynı ahlâkı sergilemesi gerekir. Zaten kişinin ahlâkı ancak toplum ilişkisinde kendini belli eder. Hz. Ömer’in yanında bir adam başka bir kimseyi övmeye başlayınca Hz. Ömer ona bazı sorular sormaya başladı:

“Sen bu bahsettiğin adamla komşuluk yaptın mı?” Adam “Hayır” diye cevap verdi. “Her halde sen onunla yolculuk yaptın değil mi?” Adam yine “Hayır” diye cevap verdi. “O halde onunla ticaret mi yaptın?” Adam tekrar “Hayır” deyince Hz. Ömer “Zannedersem sen onun camide Kur’ân okurken başını salladığını gördün!” dedi. Adam da “Evet ya Ömer! Benim gördüğüm öyle idi.” ifadesi üzerine Ömer (r.a) “O zaman medihte bulunma! Zira ihlas, kulun boynunda değildir.” buyurdu.

Allah Teala iş ahlâkımız konusunda bizlere geçmiş kavimleri de örnek vererek uyarıda bulunmuş, yaptıkları yanlış yüzünden başlarına gelen felakete karşı bizi uyarmıştır: “Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline. Onlar insanlardan bir şey ölçüp aldıkları zaman ölçüyü tam yaparlar. Kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik yaparlar. Onlar büyük bir günde tekrar diriltileceklerini sanmıyorlar mı? O gün insanlar alemlerin Rabbinin huzurunda divan dururlar.” (Mutaffifîn, 1-6) Görüldüğü gibi iş ortamında adil davranmamak ve insanların hakkına girmek kişiyi kârdan ziyade zarara sokar yani helak ve felakete sebebiyet verir.

Bir gün Resûlullah efendimiz (sav) buğday satan bir adama rastladı ve ona ne sattığını sordu. Adam da kendince anlatmaya başladı. O sırada peygamber efendimize elini buğdaya daldırması vahyolundu. Efendimiz elini buğdayın içine daldırınca alttaki buğdayların ıslak olduğunu gördü. Bunun üzerine “İnsanların görmesi için ıslak olanı üst tarafa koysaydın ya! Aldatan bizden değildir.” buyurdu. (Müslim)

İnsanoğlu Peygamber efendimizin de buyurduğu gibi bir vadi dolusu altını olsa ikincisini ister. Doymak bilmeyen nefis hep fazlasını ister bunun için de daha çok kazanmak için harama ya da hileye başvurur. Şuayb (a.s)’ın kavmi Medyen ve Eyke halkı, sırf bu yüzden helak olmadı mı? Kazancına faiz, hile, çalıntı ekleyen kimselerin yaşamı hâlâ düzen içinde devam ediyorsa kendilerinden çıkacak olan ahın eş yahut çocuklarından çıkmalarından endişe etmezler mi? Ticarette sadece kendi kârını düşünmek ve “başkaları ne olursa olsun” vurdumduymazlığına girmek bir Müslüman’a asla yakışmayan bir tavırdır. Burada pazarlığı kast etmiyoruz. Fakat ticarette zalimce davranmak, aldığı fiyatın neredeyse iki katı kadar satıp alıcıyı mağdur etmekten bahsediyoruz.

İmam-ı Azam hazretleri bir gün kendisinden ipek bir elbise satın almak istediği bir kadınla karşılaşır ve elbisenin değerini sorar. Kadın “Yüz dirhem!” deyince İmam, “Hayır, bu daha fazla eder.” diye cevap verir. Kadın şaşkınlıkla “İki yüz dirhem o halde.” der. İmam tekrar “Hayır daha fazla eder.” deyip dört yüz dirheme kadar çıkarır. En sonunda ipek elbise ticaretinden anlayan bir adam yanlarına yaklaşınca elbisenin değerini bir de ona sorar. Adam “Beş yüz dirhem yapar.” der ve İmam elbiseyi bu fiyata alır. Zira İmam biliyordu ki doğruluktan ayrılmak ve fırsatını bulduğu gibi onu kullanıp haksızlık yapmak azaba duçar olmaya sebebiyettir.

Son zamanlarda ekonomik sıkıntılar sebebiyle bunu bir fırsat görüp ellerindeki ürünleri fahiş fiyatla halka sattıran bazı insanların iş hayatındaki ahlâksızlıklarını ayan beyan görmüş oluyoruz. Bunu gerçekten haksızlıkla yapanların kul hakkına girdiklerini, Mutaffifîn suresindeki uyarıcı ayetleri düşünüp ibret almaları gerektiğini muhasebe etmezler mi?

Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra iki papaz, esnafı tetkik için dolaşırken bir bakkala bir şey almaya girerler. Fakat bakkal onlara ilk siftahı yaptığını yan komşularına gitmelerini söyler. Onlar diğer dükkâna girince dükkân sahibi de aynı cevabı verir. Derken diğer bakkal diğer market derken en sonunda ilk girdikleri dükkâna dönerler.

Güzel ahlâk ortama ve kişiye göre değişmez. Günlük hayatında güzel ahlâklı olan bir kimse iş hayatında da ahlâkını korur ve Allah’ın razı olduğu bir şekilde davranır. O sanki peygamber efendimizin şu hadisini kendine şiar edinmiştir. “Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir tacir, nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmizî)