Davet Mektebi olarak gençlik üzerine kafa yoran, düşünen, sürekli bir şeyler yapma gayreti içinde olan kıymetli hocamız Ömer Miraç Yaman’la Gençlik Üzerine adlı bir röportaj gerçekleştirdik. Bu röportajı siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

*Türkiye genelinde gençlere yönelik çalışmalar yürüten STK ve eğitim kurumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl bir yol izlenmeli? Şimdiki gençler ile iletişim kurmakta güçlük çekiyoruz, sizce kuşak çatışması nasıl aşılmalı, neden gençler hep sorunlarla anılıyor?

Türkiye’de son 30 yıl içerisinde İslami çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarında, cemaatlerde ve tarikatlarda bulunan gençlikte nicelik ve nitelik olarak bir azalış olduğunu görüyoruz. Haddizatında pek çok vakıf ve dernek de gençlerle nasıl iletişim kuracağı noktasında bir arayış içerisinde olduğunu dile getirmekte. Fakat bununla beraber bu konuda gerçekten gerçekçi bir dertlenme yaşayıp yaşamadığımız da pek soruyu içinde barındırıyor. Zira İstanbul’da ve Anadolu’nun pek çok beldesinde birçok sivil toplum kuruluşunun gerek gençleriyle gerekse yöneticileriyle seminer, konferans veya hasbihal üzerine konuşma fırsatımız oldu, oluyor. Bu zeminlerdeki konuşmalardan edindiğimiz tecrübe şudur ki; gençlerin değişmesini bekleyen bir altyapı var maalesef. Bir başka ifadeyle biz bu gençlerle bir şey yapabiliriz ama bu gençler değişmeli şeklinde bir algı mevcut. Bizim geçtiğimiz yollardan geçip; aldığımız eğitimleri alsınlar da biz de onlarla sonrasında yakınlaşalım gibi bir düşünceye kapılanlar çoğunlukta. Fakat davet kelimesinin manasını iyi anlamalıyız. Davet kelime itibariyle “gidip çağırmak” demektir. Biz ise daveti “biz oturalım ayağımıza gelsinler” şeklinde anlıyoruz. Oturduğumuz yerden şunu bekliyoruz bu genç bizi bulacak, fark edecek, maşallah ne iyi çalışıyorsunuz diyecek ve bize tabi olacak. Allah razı olsun diye her gece bizlere dua edecek (!) Böylece biz de istediğimizi elde etmiş olacağız. Bu maalesef tam bir hamasettir. İlk kırılmayı tam da bu noktada yaşıyoruz. Eğer gençlerle ilgileneceksek gençlerin ayağına gidecek olan biz olmalıyız. Onlarla yakınlaşan, dertleşen ve halleşen biz olmalıyız. Üslubumuzu değiştirmek zorundayız çünkü bu ilk problemimiz.

İkinci bir nokta, dil yenilenmesi konusunda gerçekçi olup olmadığımızı düşünecek olursak maalesef bu konuda da yeterince gerçekçi olmadığımızı görüyoruz. Bunu şöyle anlıyoruz; gençlerin dinle temas kurmasına, Allah’ı (cc) tanımasına Peygamberi a.s. bilmesine, İslami çalışmalar ve fikri anlamda sorulara ve şüphelere cevap üretmesine yardımcı olan makaleler, kitaplar, dergiler ve dersler artıyor mu azalıyor mu? Buna dönüp baktığımızda onda da bir artış göremiyoruz. Bu da garip bir durumdur. Üslup olarak herhangi bir cemaate veya tarikata çağırmayan, sert bir üslubu olmayan, hemen cehennem ile korkutup silkelemeye çalışmayan, eleştirmeyen, düz ve basit çağıran kaç tane kuruluş var. Şöyle düşünelim; dondurma tarifi nasıl yazılır? Bak dondurmaya sadece keçi sütü katarsan dondurma iyi olmaz! Dondurmayı sıcakta bırakırsan dondurma bozulur! Vesaire gibi mi yazılır yoksa ilk önce içindekiler kısmı yazılıp altına düzgünce tarifi mi yazılır? İslami camiada üretilen içerik fena halde agresif hissediliyor gençler tarafından. Meseleye çok sert girildiği kabul ediliyor. Hem konuşmada hem de metinlerde böyleyiz. Sürekli ne olmaması gerektiğini anlatarak adamdan ne olması gerektiğini bulmasını bekliyoruz. Aslında mesele basit. Tıpkı Rabbim Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’deki anlatımı gibi bizim de gençlere niçin İslam, niçin Allah (cc), niçin Peygamber (as), niçin davet ve niçin bu yol noktasında basit ve yalın bir anlatım içerisinde olmamız gerekiyor. Burada maalesef eskinin metinlerini ve eski söylemi kullanmak noktasında şunu gözden kaçırmamalıyız. Bir dönemin dili o dönemi kuşatmış olabilir, bu doğrudur. Geçmiş dönemlerde yazmış olan kıymetli bir hoca, o dönemin diline çok uygun şeyler söylemiş ve o dönemin insanlarının cennete girmesine vesile olmuş olabilir eyvallah. Ama bu dil bu dönemin insanlarına daha az hitap ediyor olabilir ve bu onun bir eksiği değildir. O hoca sadece çağının gereğini yerine getirmiştir. Çağın gereğini yerine getirmeyen ise bizler oluyoruz. Üretmeyen, eksik kalan bizleriz.

Gençlik ne okusun dediğimizde pek çok isim aklımıza gelebilir tarihsel olarak. Ama bu isimlerin şu anda bu gençliğe söylediği cümleler acaba bu çağın gençlerine yetiyor mu? Bir derneğin veya vakfın kurucusu yıllar önce İslam ile bu kitaplar üzerinden tanışmış ve acayip heyecan duymuş olabilir. Çok da güzel olmuştur; fakat şimdiki gence bu kitaplar böyle bir şey ifade etmiyor olabilir. Şimdi de başka bir şey lazım, bugüne dair bir şey lazım. Ona belki “kanka na’ber” demesi lazım, “bro na’ber” demesi lazım, başka bir şey söylemesi lazım, belki pubg’den girmesi lazım. O zamanın Gazinosu’nun bugün karşılığının bambaşka bir şey olduğunu bilmesi lazım, yani bugünün diliyle konuşması lazım. İkinci problemimiz de maalesef bu.

Üçüncü problemimiz ise uygulamalarımız ile alakalı. Bu nokta büyük sıkıntılarımız var. İslami bir usul düşünüldüğünde gençlerle ne yapılır, şimdiye değin neler yapılmış sayalım; dergi çıkartılır, haftalık sohbet yapılır, bir yere gezmeye gidilir, ara ara kamplar yapılır, yazın daha uzun kamplar yapılır, sonra kitap okuma kampları yapılır, birebir çay içilir muhabbet edilir ‘kafalanmaya’ çalışılır yani teşkilata kazandırılmaya çalışılır, sonra da bitti. Abi sizin tezgâhta başka bir şey yok mu? Yani bunları sevmeyenler ne yapacak? Abi bizim otobüs buraya gidiyor diyemeyiz. İslami davet çalışması ring seferidir. Tek durakta durmaz, bütün duraklara ring atar çünkü her durakta bekleyen bir yolcu vardır ve her durakta inecek bir yolcu da vardır. 1500 farklı insan varsa, İslami çalışmanın 1500 farklı durağı vardır. Eğer çalışma yürütenlerin ufku ümmeti kucaklamak ise otobüsünü böyle donanımlı hale getirmesi gerekir.

Bir de uygulamada herkesin her şeyi yapmak zorunda olmadığını kabul etmeliyiz. Bütün yöneticilerin abilerin İslami bir şuurla gürül gürül akmasına gerek yok. Amr bin As (ra) çok geç Müslüman oldu tıpkı Halid bin Velid (ra) gibi. Halid Bin Velid’in eline kılıcı veren Resulullah (sav) ona kalk ya Halid dediğinde ardından ona: Ya Halid! biz seni gönderiyoruz ama sen ezber bile bilmiyorsun, terbiyeyi de iyi almadın. Sen bir otur biraz piş bakalım da biz sonra seni göndeririz demiş midir Peygamber (as)? Hayır. Böyle bir şey demedi. Halid (ra). kalk Allah (cc) için git dedi. Büyük komutan Halid b. Velid (ra). cihat seferlerinden bir süre sonra fırsat bulup, gelip Medine’de namaz kıldırmaya niyetlendiğinde Fatiha’yı karıştırdığı rivayet olunur. Medine’nin gençlerinin onunla adeta bu durum bağlamında espri yaptıkları görülüyor. O (ra) da Medineli gençlere mealen dedi ki Peygamber (sav) bana kılıcı verdi kalk Halid git dedi ve benim de buna vaktim olmadı. Şimdi bakın biz tam da bu noktada işleri karıştırıyoruz. Allah’ın davasına hizmette kafamızda bazı önyargılar var, bunları yaparsa yapar yapmazsa bundan hizmet edecek adam olmaz diye bakıyoruz. Resûlullah (sav) meseleye bakışı çok geniş baktı. Öyle kuşatıcı bir davet bilinci vardı ki en ufak bir katkısı olanın yolda olmak kaydı ile üzerindeki donanımına bakmadan verdi görevini. Tabii ki yeteneğine de baktı ama dünyaya dair görevler verirken, bunu yaparken Kur’an’dan ezberinden, hadis bilgisinden, dininde derinleşmesinden, fakih olmasından ziyade ehliyetine ve Allah (cc) ve Resulüne (sav) olan bağlılığına baktı. Başka bir şey var burada, biz işleri karıştırıyoruz ve gençler bizim yanı başımıza gelirken de gerilip kasılıyorlar. Bizde de bir şekilde gönüllülük faaliyetinde bulunacak insanlar da bu işi yaparken çok gerilip kasılıyorlar. Ben hazır değilim abi diyorlar. Neye hazır değilsin? Allah’ı seviyorsun, namaz kılıyorsun, Peygamber’in ümmetisin neye hazır değilsin. Sahabeler neye hazırdı da sen şimdi neye hazır değilsin. Bizler çıtayı bambaşka bir yere çekiyorsak o zaman iş değişir. Bu sebeple gençler geliyor hocam çok sıkıcı bu abiler diyor. Çünkü aslında abi de rol yapıyor. Abi de sıkıcı değil muhabbeti iyi ama onun da bir rolü var abilik rolü. O da üstlendiği rolden dolayı geriliyor, kasılıyor. Genç de onun yanında dindar takılmaya çalışıyor. Gençlerin bizim doğal olmadığımızı görmeleri bizim uygulamalarımızda bereketsizliğe yol açıyor. Bize gelmiyorlar. Abi rol yapıyorsun sen diyorlar içten içe. Bunların olmaması için de yukarıdaki yönetimin çok esnek ve rahat olması gerekiyor. Bu İslam davasıdır, Ali’nin veya Veli’nin davası değildir. “İman; sabır ve geniş yürekliliktir” diyor Peygamberim Aleyhisselam. Sabırdır, çünkü insanın değişmesi uzun bir zamandır. Geniş yürekliliktir, çünkü herkese açıktır o değişime, kapatamazsın kapısını kafana göre ötekisine berikisine. Bu kapı Allah’ın (cc) kapısı, kapının önünde durup da sen girebilirsin sen giremezsin diyemezsin. Bu Allah’ın (cc) kapısı, o kapı girmek isteyen herkese açıktır.

Dolayısıyla; bu üç temel noktada üç tıkanma noktamız var ve eğer bu konularda çabayı biraz daha yoğunlaştırırsak faydalı olacaktır inşaallah. Peki, ne yapmamız lazım denirse bazı şeyler sıralayalım; abiler, hocalar ve karar vericiler sahaya inecekler için. 55 yaşındaki bir abi, 60 yaşındaki bir hoca, 70 yaşında bir İmam Efendi gençlerle oturup haftalık ders yapacak, muhabbet edecek, top oynayamasa bile top oynamalarını izleyecek, beraber pizza yapıp yiyemese bile onlar yerken çocuklara dua edecek, yanlarında bulunacak. Bir şekilde onlarla birlikte olacak, hemhal olacak sonra içindeki duygu ve düşünceyi zihnindeki fikri ve idealleri bugünün gençlerine tekrar yoğurup daha merhametli ve daha anlayışlı bir noktaya gelmesini sağlayacak. Bu olmayınca maalesef olmuyor.

*Ergenlik döneminde gençlerin ve ailelerin karşılaştıkları problemler ve dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

Önce şunu söylemek gerekir ergenle iletişim kurmak isteyen Allah (cc) ile iletişimini kuvvetlendirecek. Çünkü ancak Rabbim ikram ederse bir ergenin gönlü açılır, kulakları duymaya başlar ve gözleri görür. Bu Rabbimin özel bir ikramıdır. İkincisi; ergenlik dönemi çocukluk döneminin neticesidir, yani bir sonuçtur. Çocukluk döneminde çok örselenmiş, zorlanmış kırılıp dökülmüş bir çocuğun ergenlik dönemi tabii ki de çok zor geçer. Anne baba ergenlik döneminin doğal olarak zor olan kısımlarında ekstra bir zorluk ile karşılaşıyorsa aynı şekilde yine Rabbine dönecek. Bu sefer tövbe etmek için dönecek. Secdeye varacak, Peygamber’in (sav) öğrettiği iki rekât tövbe namazı can yoldaşı olacak ergenlik dönemi boyunca. Secdeye varacak ve gözyaşı dökecek. Ya Rabbi ben yaptım, bu fırtınayı ben hazırladım, rüzgârı çocukluğunda ektim ergenliğinde fırtınayı biçtim diyecek ve ağlayacak, tövbe edecek, yol arayacak. Üçüncü bir nokta ise bizler Peygamberimizden (sav) şu tavsiyeyi aldık; ergenlik döneminde asla çatışmaya girmek yok. Çünkü şeytanın zaferi, bir ergenin anne babası ile çatıştığı yerde başlıyor. Şeytanın günah gülleri, bizi çatıştırdığı yerde açmaya başlıyor. Çatışma asla yok, çatışmadan uzak bir dil kullanmalıyız. Zor mu evet zor. Sen de günahlarını dökemiyorsun. Sizde eşinize, arkadaşlarınıza ve hatta çalıştığınız iş yerinde işçilerinize bile bazen söz geçiremiyorsunuz. Dünya zaten zor ama zaten şeytan sen bir şekilde evladınla aranı boz da ben evladını günaha götüreyim diye bekliyor. O bar senin bu pavyon benim, o madde senin bu cinsellik benim diye günaha sürüklemeye çalışıyor. Anne baba olarak sende agresif olursan, o zaman şeytan da elini ovuşturarak senin kızını oğlunu istediği yere götürür. Burada kritik nokta şu; özellikle ergen bir genç ile iletişim kuracak anne baba kendini şu konuda hazırlamalı. Ben konuşma noktasında bana her şeyi söyleyebileceği bir zemini eğer ona sağlayabilirsem ve bana çok da rahatsız edici şeyler söylediğinde bile öfkelendiğimi hissettirmeden sakince onu dinleyebilirsem, bu zemini hazırlayabilirsem ergenlik dönemi inşallah kolay geçebilecek diyebiliriz. Çocuğunuzun bir günah işlediğini öğrendiğinizde ceza, zorbalık ve baskıya başvurursanız bunlar işe yaramaz. Çocuk hatayı veya günahı zaten göze alıp işlemiş, sen de üzerine benzin döküyorsun. Ergen hacıyatmaz gibidir, bir yere yatıramazsın. Yatarmış gibi yapar ama sen döndüğünde tekrardan dikilir kalkar. Ama dinlersen, anlarsan, merhametli olursan, o günahını inşallah dökeceğini umar, düşünüp sakince karşılaşırsan, Rabbim Teala senin şeytanı çileden çıkartan bu merhametli ve sabırlı tavrına ikramda bulunacak inşaallah. Zira insanlar günah işlerken işledikleri günahın farkında olarak bunları yaparlar. Kimse akılsız değil, içki içen birisine içkinin haram olduğu anlatılmaz, kardeş içki haram denmez. Bu adam bir Müslüman toprakta yaşıyor tabii ki de biliyor içkinin haram olduğunu, zinanın haram olduğunu. Sen ona gözüne sokarcasına haram olduğunu söylersen o da sana kulaklarını kapatır geçer gider. Başka bir şey konuşabilirsen, zemin hazırlayabilirsen o zaman iş açılır zaten.

Evlatlarının günahlarını fark eden anne ve babalar, bunun için ısrarla dua edecek. Bakın şunu unutuyoruz; hidayeti kesinlikle Allah’tan diliyoruz. Sen hiçbir şeyi halledemez, yapamazsın. Peygamber (sav) bile yapamadı. Onu çok sevmesine rağmen Ebu Talib’i kazanamadı. Sadece sevgi yetmiyor, onu ikram eden Allah’tır ve bu kulun özel imtihandır. Her kulun kendi özel imtihanıdır. Kıyamet gününde genç, anne babasının onu dinlemediğini ve işleri daha kötü bir hale soktuğunu söylerse anne baba olarak ne diyebiliriz. Oğlum dur sakin ol evladım dertleşelim, gel bu meseleyi konuşalım deseydi belki de bir ay sonra gencin gönlü yumuşayacaktı.

Ergenlik döneminde yapılan hataların yüzde sekseni tekrar yapılmıyor. O zaman bu şu demek; kendi ergenleri de ileride inşaallah belki yaptıkları hataların yüzde doksanını yapmayacaklar. Anne babalar sabırlı olacaklar, dua edecekler, bekleyecekler ve şeytana kapı aralamayacaklar. Kendi elleriyle evlatlarını şeytanın kucağına itmeyecekler.

*Teknoloji özellikle de sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisi malum, bunu nasıl kontrol edebiliriz ve nasıl başa çıkabiliriz?

Anne babalar eğer evlerinde teknoloji ile iletişimleri düzeltmezlerse ve bunu samimiyetle yapmazlarsa bu dünyada bereketini alamayacaklardır. Yani bir anne baba düşünün diyor ki oğluna kızına hafız ol. Güzel niyet Allah kabul etsin. Ama kendisi açıp haftada bir sayfa Kur’an okumuyor ise olmaz bu iş. Bu samimiyetsiz bir duadır, yanlış bir duadır. Sen de yapıyorsan bunları Youtube, Facebook, Instagram bağımlısıysan, her gördüğün yerde fotoğraf çektirmeye çalışıyorsun tabii ki de o ergenlikte iki kat daha fazla yapacak. Sende izini görmeyecek ki onda yol olmasın. Sende izi varsa, onda da büyük bir yola dönüşüyor. Dünya maalesef böyle. Sende az varsa kontrollü varsa onda da kontrollü oluyor. Sende uçsuz bucaksız ise, onda vadiye tepeye dönüşüyor. Bu anlamda anne-babalar dikkat edecekler. Sadece internette değil, bu yemek yeme adabında böyle, alışverişte böyle, uyuma uyanma kalkma adabında böyle, namaz adabında ve diğer bütün ibadetlerde böyle internette de böyle. Ben nasılsam evladım dünyayı benim gözümden görerek tanımlıyor. Nasıl konuşuyorsam, nasıl muamelede buluyorsam evde nasıl bir tutum içerisinde isem o da aynısını hafızasına kaydediyor, indiriyor, hafızaya yazıyor ve uygulamaya başlıyor.

Bu anlamda anne ve babalar sabırlı ve sakin bir şekilde tövbe edip kendi işlerini düzeltirlerse, Rabbim de onların bu samimi tavırları hatırına düzeltecektir inşaallah. Bunu söyleyince bazı anneler ve babalar ya hocam düzelmez bizimki diyor. Ben şahsen olacağına iman ediyorum çünkü Rabbim Teala böyle buyuruyor. Eğer dönersen döndürürüm hikâyeyi diyor. Ama döneriz inşallah (!) dersek görürüz nereye döneceğimizi. İlk önce Allahu Teala senin samimiyetini ve ihlasını görsün. Dolayısıyla, ben yasaklamanın veya sınırlamanın ya da bu konuda sert tedbirler almanın çözüm olmadığını düşünüyorum. Her anne babanın ilk önce kendi nefsini muhasebeye çekip bu konuda tedbir almasını daha sağlıklı buluyorum.

Peki hocalar ve eğitimciler bu konuda neler yapmalı?

Biz hocalar olarak onların hayatında çok az bir yerdeyiz ve bu az zamanda çatışmadan uzak durmalıyız. Biz de dikkatli olmak zorundayız. Anne-babaların çözemediği büyük sorun ve problemlerin sakın sponsoru ya da taşeronu olmayın ve çocuklarla aranızı bozmayın. Anne-baba çözememiş hatta sorunun bizzat kaynağı olmuş. Biz de bunun taşeronluğunu yapıyoruz vakıf ve dernekler olarak. Sakın bu işlere girmeyin. Siz muhabbetinizi edin, sizi sevsin çocuk ve genç. Çocuk zaten bundan dolayı anne ve babasını sevmiyor bari sizleri sevebilsin ki ona bir şeyler verebilesiniz.

İbrahim Deniz