Rabbimiz (cc) ne güzel buyuruyor: “De ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir.” Okuduğum bir düşünürün şu sözleri bugün ki toplumumuza ışık tutmaktadır; “İnsanlara cehaletlerini tanıtmak imkânsızdır. Zira cehaleti tanıyabilmek için de bilgi lazımdır. Dolayısıyla cehaletini görebilen cahil değildir.” Günümüz insanlarına baktığımız zaman, medeniyetin tatlı suyu ile yıkandığını düşünen, cahil ama cehaletinden bihaber bir şekilde hareket eden bir toplulukla karşı karşıyayız. Evet, Cahillik büyük bir sorun, ama cahilliğinin farkında olmamak ise bir felakettir. Hani “okumuş cahiller” diye bir kavram vardır ya, işte bunlarınki ise daha acı; okumamış âlimler! Bu okumamış âlimlerin elleri altında yeşeriyor geleceğimizi şekillendirecek olan yeni fidanlar… Bu âlimler(!) bazen bir baba, bazen bir anne, bazen bir ağabey, bazen bir fikir adamı, bazen ise bir önder oluyor ve günümüzde yaşanan onca vahşetin senaryosunu çiziyorlar hep beraber… İşte, yelkenlerimizi geriye doğru alabora ettirmemize sebebiyet veren acı bir gerçektir bu… Âlimlerimizin ilim kokan sözlerini cahilleştiren sessiz bir fırtınadır bu… Milliyetçilik ateşiyle yanan gençlerimizin ilk gemlerini vurmuş, pervasızca hareket eden dillerin düşüncesidir bu… Medeniyeti, eli kanlı insanların mırıldandıkları eğitim namelerinde aramanın bir sonucudur bu… Bir yanardağ misali üzerimize çöken, cehalet ateşinin ilk kıvılcımlarını ateşlemiş bir takım karanlık ellerin hedeflerinin tahakkukudur bu…
Ülkemizde, cahilliğinden habersiz bir topluluğun oluşmasına bir nevi sebebiyet veren eğitim metodundaki yanlışlık ve eksiklikler haklı olarak eleştirilmektedir. Bu eleştirilerin yanı sıra burada ben şuna değinmek istiyorum; Maalesef yapılan onca eleştiri mürekkebin yazıya dökülen şeklini bir türlü aşamamıştır. Bunun en büyük sebebi ise bu dertten muzdarip olanların ironik bir şekilde, kabullenmişlik edalarıyla yazdıkları, yazıyı geçmeyen eleştirileridir. “Sakın cahillerden olma, cahillerden yüz çevir.” diyen yüce Rabbimiz Kur’an-ı kerimde cehalet cenderelerini muazzam bir serzenişle dile getirmiş ve bizleri cehalet kuyularına düşmekten sakındırmıştır.“ Hikmet Mü’minin yitiğidir. Nerede bulursa onu alır.” diyen Peygamber efendimiz (sav) başlı başına yaşantısıyla bizlere eğitim metodunu göstermektedir. Tarihten bu yana ilim aşkıyla yanıp tutuşan binlerce örnek ise bembeyaz sayfaları süslemektedir. Günümüz nesline bunları anlatarak bir beklenti içine girmenin bir takım hülyalardan öteye gitmeyeceği gibi, sadece hayallerle yaşayan bir insan modeline bürünen kişiliklerin de geleceğe şekil veremeyeceği çok aşikârdır.
Baktığımız zaman Müslümanlar olarak bizler ilk emri “oku” olan, bütünüyle eğitim ve öğretimi teşvik eden bir dine sahibiz ama okumadığımız gibi kimi zaman başkalarının da okumasına engel oluyoruz. Kâfirlerin bile örnek aldığı, hayatını ilme adamış, eğitim alanında uzman olan büyük şahsiyetlere sahibiz fakat örnek almayı bir tarafa bırakın bu şahsiyetleri hakkıyla tanımıyoruz. Şu an bizler, medeniyetin zirvesine ulaşmış ecdadımızı bir kenara itip, 21. yüzyılda lavaboda nasıl temizleneceğini bilmeyen batılıların ateş dolu kucağında, cehalet damlalarını yudumlayarak yalpalanmaktayız. Irak, Suriye, Filistin, Mısır, Yemen ve daha başka yerlerde vahşet kusan batılı güçlerin ve yardakçılarının, medeniyetin ve eğitimin temel taşları olduğunu düşünen, aynı zamanda bu ahmaklığını yenilikçi bir düşünceye yorumlayan kimlikte Müslümanlarla karşı karşıyayız. Hayvanlara dahi yapılmayacak işkenceleri Müslümanlara çektiren bu insan dışı varlıkların, değil eğitim, insanlık namına hiçbir şey elde edemedikleri çok açık ve nettir. “Onlar hayvanlar gibidirler, belki de daha da alçalmışlardır.” – Sen ey Müslüman! hayvanlardan dahi alçalmış bir vaziyette olan iki ayaklı mahlûkatlardan mı eğitim elde etmek istiyorsun. Kendine gel ve cahilliğinin farkına var…
Burada bizlere düşen, Rabbimizin bu uyarısını kendimiz uyguladıktan sonra cehaletin ab-ı hayat suyundan içmiş Müslüman gençliğimizi, bu hayallerinden uzaklaştıracak bir hareket metodu çizmektir. Peygamberimizin yaşantısını en ince ayrıntısına kadar irdeledikten sonra uyguladığı eğitimin hayat bulabilmesi için en uygun zemini hazırlamaktır. Tarihimizdeki yüce şahsiyetleri hikâyeleştirmek yerine pratik örneklere dönüştürmek için fedakârlıklar sergilemektir.
İşte bizler, bunları gerçekleştirebilmek için öncelikle sağlam bir imana sahip olmalı, maziyi düşünüp geleceğe ümitli gözlerle bakabilmeliyiz… Hayal dünyamızın en kuytu köşesine bile olsa biraz da bu acı hissiyatı yerleştirmeliyiz… Dünyevi arzularla süslediğimiz düşlerimiz bu acıya ortak olsun… Hayallerimiz dünyevi arzularla sınırlı kalmasın uhrevi ölümsüzlüklerin aktığı okyanuslara dalsın…

Önceki İçerikBir Âlim, Mücahid ve Tasavvufi Kişilik Olarak Abdulkadir Geylani
Sonraki İçerikGençlik ve Ergenlik