Can vermek yeniden
Her demde her an demlenmek
Baharın gelişi gibi taze ve berrak muştularla
Tabiat şahitliğinde kımıldayan rüzgarın mateminden uzak
Çok uzak diyarlardan
Belki asırların dehlizlerinden
Ötelerin müjdelerinden
Bihaber kalakalmak zamanın kaygan zemininde

Bereket
Zahmetlerin en yücesi
Müjdelerin berrak muştusu
Kızlık hayalleri gibi delikanlılık dinçliği gibi

Bereket
Yüreğin vadisine inecek olan
Kıracak olan tüm çelikleri
Özgür kılacak olan bütün tutsakları
Fikir zindanlarında çürüyen tutsakları
Kar tanelerini kirleten günahları
Meleklerin çehrelere indirdiği yağmur tanelerine yapılan sadakatsizlik
Mizaca ters düşen fütursuzlukları

Bereket
Sen karanın akısın
İçimin mukaddesatı
Yıldızların şahı
Annelerin doğurganlığı
Babaların sert mizacı
Ve yeni doğmuş çocuğun meleksi dokunuşu…
Seni çıkaran bir o kadar çıkaramayan ben
Seni anlayan aynı zamanda anlamayan ben
Zarafet ve ince nağmelerin sahibi sen
Acz, nisyan ve isyanın beldesi ben

Bereket…
İçimin alevleri tamda önünde
Bir dokunsan sönecek
Bir durdursan kabuk bağlayacak kanayan yaram

Bereket…
Seninle buldu her melal çehre
Her kırık yürek
Paramparça benlikler
Yozlaşmış düşünceler
Anneleşen bebeler
Bebeleşen analar
Demirleşen babalar
Seninle buldu
Yeşeren bahçelerin güneş yüzlü meyvelerini

Bereket
Bir gün ellerimden tutar mı
Filizlerinin kurağa baş kaldıran devrimci varoluşu
Vadilerime iner mi suyunun yumuşaklığı göğün katılığı
Terk eder mi katranlaşan gecelerimi

Ve sen bereket
Gecelere gece olan
Gündüze gebe olan
Zahire batın olan
Batına zahir olan bereket
Meryem’in orucu
Züleyha cesareti
Mecnun’un feryatları
İsmail teslimiyeti
Adem’in tevbesi
Musa’nın dönüşü ve Harun’un sadakati
Anlat onlara
Anlat
Anlat ki zeytinin taneleri buna şahit olsun
And olsun incire
Ve deki zaman katran değil katran eden insandır

Bereket
Filistin’in meltemlerine
Hira’nın misafirperverliğine
Yesrib’in ev sahipliğine
Halep’in feryadına
Bosna’nın sahipsizliğine
Kardelen ümidiyle
Şiirin filizleriyle hamak kurulacak
Hama’ya Halep’e Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya
Ve o hamakları sessiz çığlıkların sahibi kutsal inatlı
Dir yürekli kırış alınlı
Şaha kalkmış askerleriyle
Diriliş muştusunun erleri, bereketlenen mücahadeleriyle
Neferleşen acılarıyla
Şahit olarak
Nizama aşık
Şehadete susamış, yârin nidasızlığından tüm benliği kurumuş neferlere
Aşkla
Haykır sen
Sen haykır
Sen susuz toprakların ümidisin
Kararan gecelerin ay yüzlü muştusu
Annesiz çocukları sen sevdirirsin
Çocuksuz anneleri hasrete hasret eden
Deli gömleği giydiren yâre sevdalı yüreğe
Kurşunları bir sevgili demeti gibi gösteren
Çölün ortasında serap misali bir hayal gibisin

Bereket
Kayalaşan gövdelerin merkezine inen
Karalanan benliklerin masum yüzüne
Yapraklarını döken ağaçların damarlarına
Baharını kaybeden
Yavrusunu kaybeden annenin hasretine
Umudu fısıldayan sensin
Mecnun’u çöllerde dolaştıran
Ferhat’a dağları deldiren
Yakub’a beklemeyi öğreten sensin
Sen kurak toprakların sulak şehrisin
Ayazların sıcak çehresi
Temmuz güneşinin serin rüzgarı
Bahar rüzgarlarının ürperten derinliği
Son bahar rüzgarlarının amansız hırpalaması
Düşen yaprakları savurması
Kurutması çağları
Işıksız kalan çağları
Sen sebepsin
Sebepler aleminin sebebi
Mana aleminin hikmeti
Sen benlikleri kanatlandıran
Sarayları yıkan
Şarapları deviren
Ana şefkatiyle
Bazen baba mizacıyla
Bazen sevgili dokunuşuyla
Bazen çocuksu gürültünle
Bizi bize bulduran
Kalbimize ketumiyeti aşılayan
Bedenimize sonsuzluğu müjdeleyen edanla
Hep varsın
Dokuyan ilminle bütün derinlikleri
Bir çınar gibi arkamızda
Sırtımızı yaslayacağımız dağ
Bir o kadar uçurum
Bazen dehlizler gibi
Bazen ayın on dördü
Annesine koşan
Sütten kesilen bir yavru gibi hep vardın
Hep varsın
Hep dirsin
Hep var olacaksın

MEHMET ŞEFİK KARADAŞ