Esselâmualeyküm Aziz Kardeşim,

Dergimizin bir sayısı daha elinize geçmiş bulunmaktadır. Şükürler olsun, mübarek olsun… Bu yazı yazılırken Ramazan ayının bereketli günlerini yaşamakta idik. Şimdi bayramı yaşıyoruz. Bol bereketli günler yerini daha umutla yaşayacağımız günlere bırakıyor. Daha fazla çalışmak, daha fazla mücadele etmek bizleri bekliyor. Tembellik yok, durmak yok, keyfe keder yaşamak yok. Çalışmak var, direniş var, umut var…
Dünya üzerinde acımasız savaşlar maalesef devam ediyor. İslâm coğrafyası kan ağlarken ayrıca bölünmüş, parçalanmış bir görüntü veriyor. Her şeye rağmen bizler bir kurtuluş hikâyesini yeniden yaşamak istiyoruz. Yüklerimiz ağır, şehirlerimiz harabe, dertlerimiz büyük… Bundan yıllar önce usta kalemlerimizden Ziya Paşa, Diyâr-ı küfrü gezdim; beldeler, kâşâneler gördüm / Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün vîrâneler gördüm mısralarına imza atarken aslında tükenmişliğimizin bir asır önceki resmini vermektedir. Buna göre şair, İslâm coğrafyasını ve Batı coğrafyasını gezmiş, gördükleri arasında bir kıyaslama yapmış, buna göre İslâm coğrafyasının iyi idare edilmediğinden, şehirlerinin viraneye, harabeye döndüğünden bahsetmiştir. Ziya Paşa şiirinin devamında memlekette felsefe yapılmadığından, idarecilerin zevk ve eğlenceye daldığından, gelen hükümetlerin beceriksiz ve insanların gaflette olduğundan bahsetmiştir. Aslında sadece Ziya Paşa’nın bu gazeli bile İslâm dünyasının son 200 yıllık makûs talihini gözler önüne sermektedir.
Bugün İslâm coğrafyası baştanbaşa bir hareketliliğe şahitlik etmektedir. Şehirler bir bir yıkılmakta, memleketler Batı eksenli sömürge savaşları neticesinde susuz, ekmeksiz, ilaçsız bir hale düşmekte; açlık, sefalet ve hastalıklarla savaşmak zorunda kalmaktadır. Bugün Tunus, Cezayir, Libya, Sudan, Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin, Irak, Afganistan, Pakistan, Bangladeş hattındaki İslâm izlerini taşıyan birçok şehir, yok olmakla karşı karşıyadır. Günümüzde Kahire öksüz, Kudüs esir, Halep harap, Bağdat virane, Kabil çökmüştür. Uzakdoğu Müslümanlarının kentleri bir taraftan savaşlar öte taraftan zulüm, açlık ve sefaletle kırılmış vaziyettedir. Davet Mektebi bu sayısında içinde bulunduğumuz bu kötü gidişatın izlerini şehirlerimiz üzerinden okumaya çalışmaktadır.
Haziran ayında Anadolu’daki İslâmî hareketlerin esin kaynaklarından olan ve bizler için de değerli olan Cahit Zarifoğlu, Cemil Meriç gibi şahsiyetler vefat etmiş, Şeyh Said gibi kıymetli bir şahsiyet şehit olmuştur. Şeyh Said, Anadolu modern zamanlarının İslâmî uyanışının sembol isimlerindendir. Resmî söylemin onu bir isyancı olarak değerlendirmesi, hakikati değiştirmemektedir. Şeyh Said ne yapmışsa bu bereketli ve mübarek toprakların dirlik, birlik, esenlik ve kurtuluşu için yapmıştır.
Nitekim Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Kazım Karabekir Paşa da Mustafa Kemal’e suikast davasında yargılanmıştır. Bu dava, sistemi-rejimi kendi zihinlerine göre kurgulamak isteyen güçlerin etkileri çerçevesinde gelişmiş bir çabadır. Kazım Karabekir’i yargılayan zihin, Şeyh Said’e de her türlü iftirayı atmaktan çekinmemiştir. Menemen Hadisesi de aslında bu derin gücün kılcallarda sürekli hareket halinde olduğunu göstermektedir.
Kıymetli kardeşim! Davet Mektebi’nin önümüzdeki Haziran sayısının dosya konusu MÜSLÜMANIN YAZ PROGRAMI olarak belirlenmiştir. Gelmiş olduğumuz medeniyet itibariyle dinlenmenin önemsendiği, boş durmanın kabul edilmediği, sürekli cehd halinde olmanın gerekliliğini önemseyen bir kültürden geliyoruz. Bir taraftan ‘yaz’ı güzelce değerlendirmenin planlarını yaparken öte taraftan çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlarımız ve kendimiz için neler yapabileceğimizi düşünmek zorundayız. Dosya konumuzla ilgili sizlerden özgün yazılar, güzel makale ve denemeler, öyküler, şiirler beklerken her yaşadığımız yeni günde bizi Asrı Saadete biraz daha yaklaştırmasını Cenabı Allah’tan niyaz ederiz.