Üstad Savvaf’ın İslam Davası için Cihadı

1948’de Irak, halen İngiliz işgalinin etkisindeydi. Irak Kral’ı Faysal, batı dünyasını desteklemek amacıyla Türkiye’nin de aktif rol aldığı bir savunma hattı oluşturmak için İngiltere ile Portsmouth Antlaşmasını imzaladı. Bu anlaşmaya Irak halkı çok büyük tepkiler göstermeye başladı. Üstad Savvaf’ta vaktinin birçoğunda halkla beraber İngiliz işgaline karşı yapılan protestolarla sokağa dökülüyordu. Üstat Savvaf her zaman öğrencileri ile birlikte gösterileri tertipler ve hareketlendirirdi. İnsanları bilinçlendirmek için hutbeler verirdi. Ateşli konuşmalar yaparak insanların hissiyatlarını uyandırıyordu. İngiliz yazarlarla tartışmalara girerek üstün gelip, onları rezil ediyordu. Üstat Savvaf aynı zamanda İngilizlerin Siyonistlerle tuttuğu planı görüyor ve bütün kalbiyle Filistin davası içinde çalışıyordu. Bunun için birçok Iraklıyı Filistin’deki kardeşlerini savunması için Müslüman Kardeşler tugaylarına katarak oraya göndermişti. Fakat Üstat Filistin davası için sadece kendi çabasının yeterli gelmeyeceğini biliyordu. Bu yüzden Filistin’i kurtarmak için dernek kuracak ve bütün mütefekkirleri, üstatları ve şeyhleri harekete geçirecekti. Mısır’dan İmam Hasan el-Benna, Şeyh Ali Tantavi, Irak’tan Üstat Şeyh Emced Ez-zehavi, Suriye’den Üstat Mustafa Sıbai ve Filistin’den Şeyh Muhammed Emin el-Huseyni gibi diğer büyük âlimlerle harekete geçmişti. Bu çaba ile bütün İslam topraklarında Filistin davasını anlatıyor, bağış, nakit ve teçhizat toplayarak Iraklıları Filistin cihadını savunması için yönlendiriyordu. Bunun için Filistin’i kurtarma derneği kurmuştu. Müslüman Kardeşler adına Filistin’e binlerce mücahit göndermiş, bazı zamanlarda onlara eşlik etmişti. Bütün çabalara rağmen Arap devletlerinin ihanet içerisinde olan yöneticileri karşısında 1948 yılında Filistin’de Yahudi işgal devleti kuruldu. 1949 yılında da Müslüman Kardeşler genel mürşidi İmam Hasan el-Benna Mısır’da şehid edildi. Fakat üstat Savvaf Filistin davasının peşini bırakmadı. 1953’te Şehit Seyyid Kutub’un da katıldığı bütün âlimlerle, Kudüs için dünyada ilk kez bir konferans çağrısında bulundu. Bu çağrıya âlimlerden çoğu katıldı. Bu konferansta üstat Savvaf Filistin davasının sadece bir bölgenin değil, bütün Müslümanların meselesi olduğunu haykırmıştı. Bu konuyla ilgili sadece Filistin savaşını anlatan ‘İslami Harp’ adıyla bir kitap yayınlayarak şöyle diyordu: ‘Dün bu savaşı Selahaddin Eyyubi yaptı. Bu savaşı öncelikle münafıklara, ehli delalete ve bazı İslami kesime karşı yaptı. Bunlardan sonrada işgalcilere karşı savaştı. Batılın askerleri ve kuvveti asla hakka galip gelemeyecektir. Ancak bundan sonraki savaşta da bizler yoldan sapmadan devam edersek, Allah(cc) katında akidesi, ameli ve cihadı sağlam Müslüman komutanlar olarak kaydediliriz. Üstat ümmetin yaralarını sarabilmek için davet ve cihad çalışmalarına bütün İslam topraklarında devam etti. Daha sonraları Filistin için yaptığı çalışmaların benzerini Rusya işgaline uğrayan Afganistan için yapacaktı. Hatta ömrünün sonuna kadar Afgan cihadına da çok hizmetlerde bulunmuştu. Bütün gücü ile kendinden fedakârlık yaparak çalışmıştı. Bu mesele o dönem onun için birinci mesele olmuştu. Her zaman cihadın liderleri ile görüşmüş, mücahitlere destek olmuş, onlara yakın durmuş, yardımcı olmuş ve irtibat halinde olmuştu. Afgan komutanları ve mücahitleri arasında nifak tohumları çıktığı zaman Üstat İnisiyatif alarak fitne onların hepsine yayılmadan aralarında arabuluculuk yapmıştı. Uzun süre devam eden arabuluculuğa Müslüman Kardeşlerin dönemin genel mürşidi Mustafa Meşhur’u da devreye sokarak, tesirli vaazlar vermiş, konuşmalar yapmıştı.
İmanın ortak nurunu mücahitlerin göğüslerine doldurmuştu. Hasımlar arasında samimiyeti, huzuru geliştirici dostça ilişkiler oluşturdu. Afrika’nın kuzeyinde Fransız işgalinde olan Cezayir’de kıyam başladığı vakit Üstat Savvaf orayla da ilgilenmiş, kıyamın iki lideri Vertilani’yi ve İbrahimi’yi Irak’a davet etti. Ve onlarla da Cezayir halkına yardımcı olmak için Cezayir’i kurtarma derneği kurdu. Sempozyumlar, kitaplar ve programlar tertipledi. Bundan sonrada Üstad savvaf Moro/ Filipinler’deki Müslümanların sorunlarından, Keşmir’deki Müslümanların sorununa kadar, cihadını sürdürmeye devam etti. Müslümanların derdine bir hal çare bulmak için 1954 Şubat’ında genel mürşid üstat Hasan el-Hudeybi’nin de katıldığı Dünya Müslüman Kardeşler liderleri Lübnan’da bir araya geldi. Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Sudan Müslüman Kardeşlerinin temsilcileri ile bu toplantı da buluşup ortak kararlar aldılar. Üstat Savvaf ve Müslüman Kardeşler, her zaman İslam coğrafyasının, Müslümanların bütün dertleri ile dertlendiler.

Üstat Savvaf’ın Tutuklanışı ve Hicreti

1958’de Irak’ta General Abdülkerim Kasım darbesi olur. Komünistler ülkede iktidarın dizginlerini ele alır. Onlar üstat Savvaf’ın davetine engel olmaya, hareketine karşı direnç göstermeye başlar. Onun çözümlerinin önünü kesmek için İslam düşmanları olan Irak’ın laikleri ve milliyetçileri de sömürgecilerle birlik olup ona karşı söylentiler başlatırlar. Aynı yıl bin bir bahane ile üstad savvaf’ın evi basılarak tutuklanır ve Ebu Ğureyb cezaevine götürülür. 1959 yılında hapisten çıktıktan sonra muhalifleri onu takip etmekten ve ona suikastler düzenlemekten hiç vazgeçmezler. Bu olaylardan sonra 1959 Eylül ayında Bağdat’tan Hicaz’a doğru hicret eder ve Irak Müslüman Kardeşler liderliğini Üstat Abdülkerim Zeydan’a bırakır. Üstat Savvaf, Çöl fırtınaları arasında zorlu, tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Casusların takibinden kurtularak Allah’ın yardımı ile Suriye sınırına ulaşır. Suriye’deki kardeşler onu Ebu kemal kasabasından ve Deyrezor şehrinden alıp önce Halep’e oradan da Şam’a götürürler. Üstad Savvaf Şam’da Suriye
Müslüman Kardeşler murakıbı Üstat Sıbai, önde gelen âlimler ve halk tarafından unutulmaz bir coşkuyla karşılandı. Üstat savvaf orada onlara bir konuşma yaparak İslami çalışmaya nerede olursa olsun devam edilmesi gerektiğini vurguladı. Üstat Savvaf’ın Şeyhi Ez-zehavi 1959 yıkında Mekke’ye yerleşmişti. Üstat savvaf’ta 1962 senesinde Mekke’ye geçerek hicretini tamamlayacaktı. Mekke’de İslam araştırmaları üniversitesi şeriat fakültesinde öğretim görevlisi olacak ve İslami dersler verecekti. Üstat Savvaf Suudi Arabistan’da bulunduğu süre içerisinde İslam davası için atılması gereken her türlü adımı atacaktı. Suudi Arabistan Milli eğitim müsteşarlığı yapacak, daha sonra 1964 yılında Suudi Arabistan’ın başına gelen İslami dava şuuruna sahip tek kralı Faysal B. Abdülaziz, Üstat Savvaf’ı başdanışmanı yapacaktı. Üstat Savvaf İslami dava ve dayanışma için bu görevi üstlenir. Burada (Rabıta’tul Alem’il İslami) Dünya İslam birliği konseyi kurucu üyeliğine, Dünya camiler yüksek konseyi başkanlığına ve İslam fıkıh birliği konseyi üyeliğine seçilir. Üstat Savvaf, 1970 ve 1990 yılları arasında Şehit kral Faysal B. Abdülaziz’in desteğiyle Afrika’dan Güneydoğu Asya ülkelerine kadar bir dizi daavi seyahatlerde bulunur. Peşaver’de Pakistan ve Afganistan tarafları arasında uzlaşma heyeti başkanlığına seçilir. Suudi Arabistan’ın hem içte hem de dışta birçok meselesini çözerek milletlerarası alanda sözü dinlenir bir devlet haline gelmesini sağlar. Bu seyahatlerin amacı; İslami ruhu yeniden canlandırmak içindi. Müslüman liderlerle halkın arasına İslam’ın harcını dökmek için yapıyordu. Amerikan ajanlarının oyunlarını bozup, ideolojileri süpürüp atmak için yapıyordu.

Üstat Savvaf’ın Türkiye Ziyaretleri

Daavi seyahatler vesilesi ile Üstat Savvaf çoğu zaman Türkiye’ye de gelip gidiyordu. İlk gelişi 1980-82 yıllarında idi. Vefat edene kadar üstat Savvaf Türkiye’ye gidip gelmeye önem verdi. Çünkü Türkiye’nin altı yüz yıl boyunca İslam bayraktarlığını yaptığını vurgulayarak, bayrak düştüğü yerden kalkar şuuruyla Türkiye’ye ayrı bir önem veriyordu. Hilafet sancağının yeniden Türkiye’den dirileceğine inanıyordu. Türkiye’nin geçmişte İslam’ın merkezi olduğu üzerinde çalışmalar yaparak, İslami eğitimin bitmemesi için İmam Hatiplerin, Kuran Kurslarının önemine dikkat çekiyordu. Üstad Savvaf’ın Türkiye’ye geliş gidişi o kadar sıklaştı ki, artık yılın 4-5 ayını burada geçiriyordu. Türkiye’de Uzun kaldığı dönemlerde Yalova Gökçedere tatil köyünde kendisine ev tutulmuş İslam davası için birçok Müslüman ile temasta bulunmuştur. Milli Görüş Hareketi lideri Merhum Necmettin Erbakan hoca ile de görüşmüş, kendisine destek olmuştur. Dönemin cumhuriyet gazetesi adına çalışan Gülçin İLCİ ve Faruk KIRTAY, 03 Eylül 1990 tarihinde üstat Savvaf ile bir Röportaj yaparak Türkiye’ye Şeriat geliyor yaygarası koparmıştı. Sorulan her soruda üstat Savvaf Türkiye’de eğitimin, ilmin, İslam medeniyetinin önemine vurgu yapmasına rağmen gazeteciler ısrarla konuyu farklı yönlere çekmeye çalışmışlardı. Üstat Savvaf’a sürekli Şeriat’ı mı geri getirmek istiyorsunuz? Rabıtatul âlemi İslami adına mı, buradasınız? Sizi burayı dönüştürmeniz için Suudi Arabistan mı görevlendirdi? Atatürk medeniyetine karşı mısınız? Gibi derin sorularla karşı karşıya bırakarak düşmanca bir tavır oluşturmaya çalışmışlardı. Hatta köydeki muhtar ve köylülerle bile röportajlar yapıp kötümser bir tablo çizmek isterlerken köylülerin ve muhtarın üstat Savvaf’a karşı hüsnü zannı ile karşılaşmışlardı. Üstat Savvaf hayatı boyunca Hilafet yoksunluğundan oluşan problemleri çözmek için uğraşmıştı. Ümmetin her karışına katkı sunmaya özel gayret göstermiş, Müslümanlara dokunmaya, Müslümanların hepsi ile temasta olmaya, sorunlarına çözüm bulmaya, kendilerini geliştirmeleri için gereken ortamı sağlamaya son nefesine kadar önem vermişti. İslam uğrunda her türlü çileyi çekmiş ve her türlü fedakârlığı da göze almıştı.

Üstat Savvaf’ın Vefatı

Üstat Savvaf yine Türkiye ziyaretinde bulunduğu bir tarihte İstanbul’dan Mekke’ye dönüş yolunda iken 23 Ekim Cuma günü 1992’de İstanbul Atatürk havaalanında vefat etti. Üstat Savvaf’ın cenazesi Mekke’ye gönderildi. Cenaze namazı Mescid-i Haram’da kılındıktan sonra Mekke mezarlığına defnedildi. Üstat Savvaf’tan geriye yüce bir dava, bereketli örnek hatıralarla dolu bir ömür, kendi eliyle kaleme alınmış 28 kitap kaldı. Ancak şuana kadar bu kitapların 4’ü Türkçeye çevrildi. Bu kadar bereketli İslami çalışmaları olmasına rağmen bugün üstat Savvaf’ı Müslümanların çok azı tanıyor. Oysaki üstat Savvaf’ı tanımazsak, kıymetini bilmezsek; İslami mücadelenin bu aşamaya nasıl geldiğini, hangi merhalelerden geçtiğini, bugün nasıl mücadele edilmesi gerektiğini, Müslümanlara nasıl katkı sunulması gerektiğini, cihada nasıl destek olunabileceğini ve Müslümanların kurtuluşu için neler yapılması gerektiğini anlamamış oluruz, İslami çalışmada, davada noksan kalırız. Çünkü üstat Savvaf, sadece Arap alemi için değil bütün Müslümanlar için 20.yüzyıla damgasını vurmuş İslam alimlerinden bir alim, davetçilerinden bir davetçi, mücahitlerden bir mücahit idi. Allah ona rahmet eylesin.

Önceki İçerikİKİ ŞEY ÖĞRETİLDİ
Sonraki İçerikŞubatın bir adı da Şehadettir…