“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsrâ, 1)

İşte sen değil misin ey Aksâ! Rabbimin kutsal kitabında bahsettiği? Sen değil misin çevresi bereketlendirilen, hem de yüce yaratıcı tarafından?

Mukaddes topraklar (1), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yer (2), güzel bir yer (3), içinde bereketler yarattığımız yer (4), mübarek kıldığımız yer (5) ve daha birçok ayette Rabbimiz tarafından bahsedilen sen değil misin ey Aksâ?

Sen değil misin Peygamber Efendimizin kırk küsur hadisinde bahsettiği? Sen değil misin yeryüzünde inşa edilen mescitlerin ikincisi olan? Sen değil misin Müslümanların ilk kıblesi olan ve sen değil misin ibadet için ziyaret edilmesi emredilen üçüncü mescit, kılınan, namazların diğerlerine göre 500 kat daha faziletli olduğu mescit?

Evet, sensin tüm bu özelliklere ve daha sayamadığım özelliklere sahip olan.  Evet, sensin Müslümanların ilk kıblesi olan. Sensin Mescid-i Haram’dan sonra yeryüzünde inşa edilen ikinci mescit olan. Dolayısıyla sen Mescid-i Haram ile çağdaşsın. Ondan kırk yaş küçük, onun küçük kardeşisin.

Sen Peygamberimizin (sav) bir gecede Mescid-i Haram’dan sana getirildiği ve senden yükseltildiği, Rabbimin değer verdiği kutsal bir mekânsın. Eğer Rabbim sana değer vermeseydi Hz. Peygamberi başka bir yerden veya Mescid-i Haram’dan direkt olarak yükseltebilirdi. Ama önce sana getiriyor, sonra yükseltiyor sema katlarına. Gördün mü Mescid-i Haram ile aranızda nasıl bir bağ var?

Peygamber Efendimiz (sav) de seni Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî ile kardeş ilan ediyor: “İbadet için şu üç mescitten başkasına yolculuk edilmez. Bunlar: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ’dır,” diyor.

Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav) senin mahşer (kıyamet günü insanların toplandığı) ve menşer (herkesin defterlerinin neşredildiği) yeri olacağını söylüyor ve yine senin için: “Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız, kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin,” diyor. Yani “irtibatı kesmeyin, yalnız bırakmayın, yardımsız bırakmayın” diyor.

Ey Kudüs’ün kalbi! Hz. Meryem’in hizmetkârı olduğu, kutsal mekân Mescid-i Aksâ! Sen, birçok peygamberin yaşadığı, mücadele ettiği, dövüldüğü, yaralandığı hatta şehid edildiği bir peygamberler şehrisin.

Sen tarih boyunca -kısa süreli değişiklikler hariç- hep tevhit inancının mekânı oldun ve 1917’den itibaren yani 102 yıldır tevhit inancının mensupları seni kaybettiler. Bizler sensiz, sen bizsiz, sahipsiz kaldın.

Tevhit inancı ile Dârüsselâm yani selamın, barışın, adaletin, huzurun şehri oluyordun; fakat tevhit inancının hâkimiyetinden çıktığında kan, gözyaşı, savaşın ve zulmün şehri oluyordun, bugün olduğu gibi.

Sen öyle bir mekânsın ki, sana hâkim olan dünyaya meydan okuyor. Öyle değil mi? Tarihe bak, görürsün. Kim sana hâkim olmuşsa, onun sözü geçer, bölgeye hükmeder, diğer milletlere diz çöktürür. İşte kanıtı: Bugün sana hâkim olan israil yani Yahudiler… Dolayısıyla dünyaya hükmeden de onlar.

Sen, birçok millete kapılarını açan, birçok badire atlatan, hainlere, gizli antlaşmalara, sykes-picot’lara konu olunan ve başta Siyonistler olmak üzere düşmanların hayallerini süsleyen mekânsın…

Ey Aksâ! Thedor Herzller, Balfourlar, Rothschidler, Mac Mahonlar, Lawrensler sana tuzak kurdular ve maalesef bu tuzaklardan bizler sorumluyuz.

Yahudi göçleri ile kurdukları örgütler ile (Haganah, İrgun vb.) senin asıl sahiplerini kaçırttılar, kovdular, öldürdüler ve senin mübarek mekânlarına, topraklarına namahrem tohumlar ektiler. Sen o günden beri sıkıntı çekiyor ve çekmeye devam ediyorsun. Seni ne Birleşmiş Milletler duyuyor ne NATO ne de İnsan hakları savunucuları duyuyor.

En önemlisi senin dört gözle beklediğin Müslümanlar da seni görmüyor ve duymuyor. Sen her geçen gün can çekişirken kan kaybederken senin asıl sahiplerinin sayısı azalırken Yahudiler daha da çoğalırken senin geri kalan topraklarını da gasp ederken senin asıl sahiplerin, Allah’ın, seni onlara mübarek mukaddes, bereketli kıldığı, Peygamberin oraya gidin dediği Müslümanlar sus-pus olmuşlar. Çünkü kralları, liderleri Batının ve siyonizmin uşağı, köleleri olmuş, kendileri de dünyevîleşip “vehn” hastalığına yakalanmış, zillete, köleliğe alışmış, kendi varlık sebeplerini unutmuş, vücutlarının diğer azaları inim inim inlerken kendileri bunu hissetmeyecek kadar duyarsız, felç olmuşlar.

Ama sen üzülme ey Aksâ! Sen ağlama ey Kudüs! Elbet bir gün Ömerlerin devri tekrar gelecektir. “Mescid-i Aksâ kâfirlerin elinde iken ben nasıl gülebilirim?” diyen Selâhaddîn-i Eyyûbîler olacaktır.

Yüklü paraları reddedip “Bir karış toprak bile satamam. Çünkü o bana değil, halkıma aittir…” diyen Abdülhamitler, “canımız, kanımız Aksâ’ya feda olsun diyen yiğitler, “One Minute” diyen, onların gözünün içine bakıp: “Siz katilsiniz, siz işgalcisiniz, siz alçaksınız, siz terör devletisiniz,” diyen yiğitler hep olacak ve olmaya devam edecektir… Ve inşaallah en kısa zamanda sen tekrar özgürlüğüne kavuşacak, tevhit bayrağının tekrar dalgalandığı, barış ve selametin yurdu olacaksın…

Kanımız, canımız, malımız, çoluk-çocuğumuz sana feda olsun ey Aksâ…

Ali GÜVEN

Kaynakça:

1) Mâide, 21. 2) A’râf, 137. 3) Yûnus, 93. 4) Enbiyâ, 81. 5) Enbiyâ, 71.