Ey ömür sermayesini tüketmekte olan yolcu! Ana rahmine bir su damlası olarak düşüp, sana üflenen ruhla canlandığından beri bu dünya misafirhanesinde bir gün son bulacak bir yolculuktasın. Hz. Peygamberimizin (s.a.s.) “Benimle dünyanın hâli ancak bir ağacın gölgesinde bir müddet dinlenip de bırakıp giden bir yolcu gibidir.”1 hadisinde belirtmiş olduğu yolculuktasın… Bir gün son bulacak bu yolculuğun sonunda, varacağın menzildeki sonsuz hayat için sana yetecek kadar azığa sahip misin?
Bizler, dünya hayatında çıktığımız kısa yolculuklarda bile, mihnet ve darlık çekmemek için hazırlığımızı tam yapmaya çalışırız. Ebedi yurdun azığı ise, elbette daha titiz ve daha eksiksiz hazırlanmalıdır. Bu azığın temel esası, samimi niyetlerimiz ve kalbimizde hissettiğimiz ihlasımızdır. İbadetlerimiz de bu azığın binasını oluşturan vazgeçilemez, terk edilemez amellerdir. Zaten ahiretteki sınırsız ve sonsuz mükâfat bu ihlaslı amellerin karşılığı olarak sunulacaktır. Kısacası insanın dünya hayatındaki bu kısacık yolculuğunun istikametiyle varılacak menzilin ebedi cennet mi ya da ebedi cehennem mi olacağı belirlenmektedir.
Tüm zamanların en hızlı ve ışıltılı hayatını yaşayan modern insanın(!) 21. yüzyılda geldiği nokta, cahiliyeden daha cahili bir karanlıktır. Modern cahiliyede Hak, batıl ile perdelenmiş; gerçekler, yalanlar ile görünmez olmuş; güzel ahlak, yerilen kusura dönüşmüş, kötü ahlak övülüp teşhir edilir olmuştur. Nazil olduğunda zamanın cahiliyesine: “Fe eyne tezhebûn? / Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir, 81/26) diye haykıran ilahi mesaj, tüm tazeliğini koruyarak 21. Yüzyılın hızlı ve ışıltılı cahiliyesine de aynı şekilde haykırmaktadır: “Fe eyne tezhebûn)? / Nereye gidiyorsunuz?”
İnsanlık olarak buna ne zaman cevap verecek ve istikametimizi düzeltip, kulluğumuzun gereğini yerine getirerek yeryüzünü hakkıyla imar etme görevini üstleneceğiz? Rahmetinin eseri olarak Rabbimizin bizlere kitabında bildirdiği dünya yolculuğumuzun her bir durağında karşılaşacağımız tehlikeleri ne zaman dikkate alacak ve yapmamız gereken vecibeleri ne zaman yerine getireceğiz? Çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan ölüme, hayat yolculuğunun her bir dönemi ayrı bir öneme sahip olan duraklar… Hepsi de ölüm sonrası hayatı, ahiret hayatını ebedi bir mutluluğa ulaştıracak duraklar… Bu yolculukta, çoğu insanın durumu Hz. Mevlana’nın bir temsilde belirttiği duruma benzemektedir. Temsilde kuş avına çıkan âmâ bir insandan söz edilmektedir. Bu şahıs, kuşu gökyüzünde aramamakta, kuşun yeryüzündeki gölgesini takip edip ona ok atmaktadır. Böylece bu âmâ adam, heybesindeki bütün okları bir gölge uğruna, bir hiç uğruna harcar. İşte bu dünyadaki gafil insanın hâli de buna benzer. Hayatını boş yere harcayan bir gölge avcısı gibidir bu kişi.
Bizler, bizim için hayat rehberi olarak indirilen Kur’an’ın mesajına kulak verdiğimizde yolun da yolcunun da ahvali ile ilgili sorularımızın cevabını rahatlıkla bulabiliriz. Kur’an-ı Kerim’de Şeytan: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” (A’raf, 16) diyerek insanoğlunun işini zorlaştıracak şekilde Allah’a (c.c) karşı isyanı başlatmıştır. Yüce Allah’ın (c.c) izni ve müsaadesiyle gerçekleşen bu isyan ile elbette insanoğlunun iradesi devre dışı bırakılmış değildir. Hayat serüveninde insanın karşısına çıkacak hayır ve şer yolları Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde belirtilmiştir: “İki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?” (Beled, 10) Bu yolculukta İblis’in ihlaslı kulları saptıramayacağı da şöyle belirtilmiştir: “İblis: ‘Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım’ dedi.” (Hicr, 39-40) Şer yolunu tercih edenlerin son durağı ise, Yunus suresinde şu şekilde anlatılır: “Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile ayetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.” (Yunus, 7-8) Dosdoğru yol olan Hidayet yolu ise, En’am suresinde şöyle belirtilmiştir: “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (En’am, 151-152) Bu yolun sonunda varılacak yer ise, Tevbe suresinde şöyle belirtilmiştir: “Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe, 72).
Yeryüzünde riya, fuhuş, kibir, cinayetler vb. sayamayacağımız günahlar modern cahiliye ile altın çağını yaşamaktadır. İnsi ve cinni şeytanların süslediği bu günahlar, koşar adımlarla insanları cehenneme doğru sürükleyen büyük günahlardır. İnsanlar, “Ey imân edenler! Yakıtı insanlarla taşlar olan cehennem azabından kendinizi ve evlâd-ı iyâlinizi koruyunuz.” (Tahrim, 6) ikazına kulak tıkarcasına bu günahlara doğru ilerlemektedir. Oysa bizler kendimizi koruduğumuz gibi sorumluluğumuz altında olanları da korumalıyız. Bizler, öncelikle kendi yaşantımızdan, sonra ailemizden, daha sonra toplumumuzdan ve son olarak bu ümmetin gidişatından sorumluyuz. Bu sorumluluğun keyfi bir durum olmadığının farkına vararak üstümüze düşen sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız. İşte bu şuurla, yolculuğumuzun sonunda gözümüz arkada kalmayacak, üzerimize düşenleri yapmanın verdiği huzur ve güvenle ahiret menzilimize, akılların kavramaktan aciz olduğu ebedi saadetin tadına varacağız inşallah.
Allah (c.c), bizleri yolculuğun sonunda kendi rızasına eren kullarından eylesin. (Âmin).

Kaynakça
1) Tirmizi, “Zühd” 44.

Önceki İçerikUmudum Sensin El-Aksâ
Sonraki İçerikİşimiz Vaktimizden Çok mu?