Şehitlik; bir mertebe olduğu kadar bir süreç, işleyiş, duruş ve kalıptır. Bu tanımdan sonra birkaç söz: Şehitlik, vücut bulmuş bir ahlaktır. Ya da ahlakın vücuda sığmaması sonucu bir enginlik arayarak uçmaklara uçma arzusudur. Bir yolun sonu olmaktan çok, yol olup vuslatın tam anlamıyla karşılığıdır. Hani şöyle demiştir bir mübarek ağız ‘…şehit müstesna! O, dünyaya dönüp tekrar tekrar öldürülmek ister.’ Demek ki, vuslat emele kavuşmak değil, amele koşmak, amelde olmaktır. Yoksa emeline kavuşan ameline dönmek ister mi?

Hacdan dönen mübareğe sormuşlar: ‘Anlat hele!’ Şöyle demiş: ‘Anlatılmaz bilakis yaşanır.’ Şehitlik bunu, hep biraz farklı bir ahenkle hatırlatır bana. Şehit olunmaz, şehitlik yaşanır. Öyle ya, kişi yaşadığı amel üzere ölürmüş. Her an Rabbini müşahede ile yaşayan, sonunda buna şehit(şahit) olmaz mı? Derken geldi aklıma iki Ömer. Biri secdedeyken durdu dünya, biri zalimin darağacındayken. Ama hep kapısında beklemişlerdi şehadetin. Bir an olsun ayrılmamışlardı. Sonunda ya kırdılar kapıyı ya da açıldı kapı. Halit’in rüyası ise yatağında gerçek olmuştu. Sonra bir Hasan düştü zihnime.

Zalimlerin kalbine korku gibi düştüğü hızla. O da vuslata doğru köy köy, sokak sokak koşuyorken karşıladı onu şehadet, koşarken. Emel üzere amel ile. Bir gâvur ismi, haşa! Malcolm X, yine şehadet derken aklıma gelen ilklerden. Hâlbuki bilinmeyendi, X idi. Bir sohbet kürsüsünde altın kadehle vuslatı içti, kim bilir ne büyük bir özlemle. Harlem sokaklarında kaybetmiş gibi arıyordu şehadeti. Ama o bulamadan şehadet buldu onu. Ne garip, hicri birinci asırda, son asırda, Amerika’da, Mısır’da ve muhtelif yer ve mekânlarda aynı vuslatın tekrarlanması. Bu insanlar sözleşmiş midir, yoksa şehadet mi bu insanlara söz vermiştir? Bu sorunun cevabını pek bilmem ama şunu söyleyebilirim: ‘Sen şehadeti istediğin yer ve zamanda ara; o, seni bir yerde ve zamanda, muhakkak bulur.’

Dervişin birine nereye diye sorulunca, şöyle demiş: ‘Yoldan gelir, yola giderim.’ Derviş neyi kastetmiş bilmem. Ama şehitlik, dervişin dediği gibi bir arzudur zannımca. Fisebilillah uğruna daima yolda olmak, daima diri kalmak ve varacağın yere bu şerefle varmak. Belki de bir başka tanımı böyle olur şehitliğin.

Yolun sahibi, şehitleri ‘Allah yolunda öldürülenler’ olarak ifade eder. Bu ifade, yolda olmanın da bir ahlakının olduğunu hatırlatır bana. Bu ahlakı hakkıyla bezenen yolun sonunda aradığını ziyadesiyle bulur. Öyle ki, tekrar tekrar o yolda vuslatı aramayı arzular.

Ferhat NAS