“Müminlerden öyle erler vardır ki onlar Allah’a verdikleri sözde durdular; Kimisi adağını yerine getirip şehit oldu. Kimisi de şehit olmayı bekliyor. Onlar Allah’a verdikleri sözü asla değiştirmediler” (Ahzâb 23).
Kıymetli Kardeşlerim,
Davet Mektebi dergimiz, “Şehitler: ONLAR DİRİDİRLER” kapak konusu ile elinizdedir. Şubat ayı şehadet ayıdır. Bir ay düşünün ki; dört mevsim gibi tüm duyguları içinde barındırsın. Bir ay düşünün ki; kışı yaşayan mazlumların, bahara kavuşması uğruna canlarını feda eden birçok şehidin, şehadet nişanesine tanıklık etsin. Evet, bu ay Şubat ayı, bu ay Şehadet ayı… 40 bin Hama şehidi, Hocalı şehitleri, el-Halil şehitleri, İskilipli Atıf Hoca, Erbilli M. Esad Efendi, İmam Hasan El-Benna, Malcolm X, Şeyh İzzeddin el-Kassam, Zelimhan Yandarbiyev, Şeyh Şamil, Metin Yüksel ve daha nice şehitler…
Şehid neden şehid/gören diye isimlendirilmiştir? Onlar toprağa şehid olarak düştükleri anda Rablerinin kendileri için hazırlamış olduğu mükâfata şahit olmaktadırlar. Mükâfatı, anında görmektedirler. İşte görenler/şehitler diye isimlendirilme nedenlerinden biri budur. Onlar için mükâfat olarak cennetler vardır. Onlar Rablerine günahları affolunmuş olarak çıkmaktadırlar. Şehadet, insanı pak ve temiz olarak götürmektedir. Rabbin katına tertemiz ve arınmış olarak Adn, Me’va ve Firdevs cennetlerinde konuk edilmektedirler.
Cihad meydanlarının en önde gelen şehadet adaylarından Halid b. Velid (r.a) tüm zamanlara mesaj veren bir cümleyi, İran’ın kral ve komutanlarına yazmıştı. Bu cümle şuydu: “Ey kral, ey Fars komutanları! Ya teslim olursunuz ya da üzerinize öyle bir orduyla gelirim ki sizin yaşamayı sevdiğiniz kadar onlar Allah yolunda ölmeyi sevmekteler.” İşte bu, sahabe ordusuydu. Onlar Asr-ı Saadet’in aslanlarıydılar. Saadet asrının bu aslanları, yani Halid b. Velidler, Mus’ablar, Ammarlar, Hamzalar ve Hüseyinler, Resûlullah (sav)’in terbiyesinde her biri bir şehadet adayı olarak yetiştiler. Şehid olmak arzusuyla yaşadılar.
Değerli kardeşlerim,
Darbe, Post modern bir darbe, “1000 yıl sürecek!” diyerek süre verilen bir darbe olan 28 Şubat’ın yıl dönümündeyiz. 28 Şubat, bu halkın ülkesine, şahsiyetine, inancına, bilimine, ekonomisine, siyasi ahlakına ve hepsinin toplam kalitesine yapılan bir kötülüktü. Bu süreç içerisinde alnı secdeye varan kim varsa, ordunun içindeki subaylardan öğretmenlere kadar, hâkim ve savcıdan öğretim üyelerine kadar, sivil toplum kuruluşlarından vakıf ve derneklere kadar ‘topyekün savaş’ mantığıyla yok edilmek istendi. 1960 darbesini, 12 Eylül’ü, 15 Temmuz darbe girişimini lanetlediğimiz gibi, 28 Şubatın bütün aktörlerini lanetliyor ve onlardan ahirette de olsa hesap soracağımızın bilinmesini istiyoruz.
Davet Mektebi’nin önümüzdeki Mart sayısının dosya konusu, “Kalbi Hastalıklar da Bulaşıcıdır” olacaktır. Şöhret, Riya, Suizan, Nifak, Haset, Kin, Nefret, Kibir… Dergimize katkılarınız için şimdiden teşekkür ederiz.

Davet Mektebi