Yahu sizin de işiniz gücünüz İslam!
Niye ki, sen Müslüman değil misin kardeşim?
Tabi Müslümanım… Hatta ne derlerdi, bak şimdi unuttum!
Elhamdulillah!
Hah! Elhamdulillah Müslümanım! Cumaları da hiç kaçırmam!
Madem Müslümanım diyorsun, o halde tüm iş ve işlemlerini buna göre yapacaksın kardeşim!
Nasıl yani?
Yani İslam’ın bir hayat nizamı olduğunu bileceksin. Allah’ın kitabı olan Kur’an-ı Kerim’in hükümlerini ve Resulullah (sav)’in sünnetini öğrenecek, o emir ve yasakları sadece camide değil; çarşıda, pazarda, okulda, kışlada, evde, seyahatte, iş yerinde hulasa her yerde tatbik edeceksin.
Yani bu kadar da…
Bu kadar da değil, bu kadarı ağır gelir mi diyorsun? Valla kardeş, İslam budur, işine gelirse!
Aslında toplum olarak buna hazır değiliz diye düşünüyorum. Evet dinimiz temiz bir dindir. Fakat bu kadar çirkefliğin içinde, anlattığın şeylerin bu toplumda uygulanması imkansız!
Yani Müslümanlığı; dünyayı kötülüklerden tamamen temizleyip tüm insanlığı hidayete kavuşturduktan sonra olmamız gereken bir şey mi sanıyorsun?
Biraz öyle…
O vakit bize ne ihtiyaç vardır ki… Rabbimizin bizi tuttuğu imtihanın bir anlamı kalır mı? Bir işyerinde her şey dört dörtlük işliyorsa, oraya eleman alınır mı? İşlerin aksadığı bir işyerine ancak eleman alınır.
Aslında demek istediğim şey, Müslümanlığın her fert tarafından bireysel yaşanmasının gerekliliğidir. Yani toplumsal olarak yaşamanın bu çağda mümkün görünmemesidir.
Bahsettiğin çirkefliğin çarkını döndürenler, bizi böyle düşünmeye alıştırdılar. Halbuki insanlığın kurtuluşu, İslam Toplumunu yeniden inşa etmekle ancak mümkündür. Öyle bir toplum ortaya çıkmalı ki; bu toplumun kural ve kaideleri o toplumun fertleri tarafından değil, ilahi bir nizam tarafından oluşturulmalı ve bu kurallar kolluk kuvvetlerinin, yöneticilerin insafına bırakılmamalı, inanç temelinde olmalıdır.
Peki neticede bu kuralların uygulanması için yine bireyler gerekmiyor mu?
Tabi ki… Öncelikle iyi yetişmiş Müslüman fertler gerekiyor. Sonra Müslüman aile, Müslüman Toplum, Müslüman Devlet ve Müslüman Devletler Birliği gibi bir sıralama ile devam ediyor. Yani Müslüman fert ve Müslüman aileyi oluşturmadan, Müslüman bir Toplum inşa edemezsin.
Ama Müslüman bir toplumda kafa kol kesmeler…
Müslüman bir toplumun fertleri kafa kol kesmenin derdinde değillerdir. Aksine onlar insanlığın ıslahı için çalışırlar. Kötülüğe giden tüm yolları kapatmanın derdindedirler. Hırsızlığı, fuhşu, katliamları ve bilumum kötülüğü yok etmenin peşindedirler. Cihadı insanları öldürmek için değil, kurtarmak için yaparlar.
Ama yine de…
Ama yine de bu kötülükleri yapmak isteyenler olursa, diyorsun değil mi?
Evet.
Dişi tamamen çürümüş ve ağrısına dayanamayan bir arkadaşının yanaklarından öperek onu teselli edemezsin. Eğer onu seviyorsan yapman gereken şey, bir dişçiye götürüp dişini çekmendir.
Vaaayy! Güzel örnekti!
Müslüman Toplumunda en çok değer verilen unsur, fertlerin ahlaki düzeyidir. Toplumun yöneticileri, fertlerin yüksek bir ahlakla yetişmesi için çabalarlar. Tüm kaynakları bu yönde kullanırlar. İslam Toplumunda tek bir fert bile ihmal edilemez. Her bir fert birer diş hekimi gibidir. Kendi diş sağlığını korudukları gibi, başkalarının da diş tedavisini yapmaktadırlar. Yani gerçek İslam toplumunun tek bir ferdinin tek bir dişinde bile en ufak bir çürük göremezsin!
Peki fertlerin bu toplum içerisindeki görevleri belli mi?
Lavaboya hangi ayakla girecekleri bile…
Böyle bir toplum oluşabilmiş mi şimdiye kadar?
Daha önce gönderilen peygamberler, hep bunun mücadelesini vermişlerdir. Resulullah (sav) ile birlikte öyle bir Asr-ı Saadet toplumu ortaya çıkmış ki bu toplum, Rabbimizin ‘Kuntum hayra ummetin uhricet linnasi… Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz…’ (Ali İmran-110) müjdesine nail olmuştur.
Ya sonrası?
Sonrası vahyin olmadığı dönemdir. Buna rağmen Dört Halife döneminde bu toplum, Asr-ı Saadet halkasını devam ettirmiştir. Emeviler, Abbasiler, Endülüs, Selçuklular, Eyyubiler, Osmanlılar gibi nice devletler, bazı dönemlerde sendelemişlerse de, İslam Toplumunun bayrağını yere düşürmemişlerdir. Kendi dönemlerindeki en adaletli yönetimler olarak tarih sahnesinde yerlerini almışlardır. Bilimde, sanatta ve kültürde en üstün medeniyetleri kurmuşlardır.
Ama bazı dönemlerde ciddi sıkıntılar çıkmamış mıdır?
Doğrudur, bu topluma karşı mevzilenen dahili ve harici düşmanlar sürekli çıkmıştır ve bundan sonra da çıkacaktır. Hatta Hz. Peygamber (sav) döneminde bile içerde münafıklar, dışarda müşrikler ve yahudiler boş durmamışlardır. İslam toplumunu çökertmek için fitne ve fesat tohumları ekmişlerdir. Fakat bu mübarek nesil, Allahu Teala’nın yardımıyla bunları bertaraf etmeyi başarabilmiştir. Sonraki dönemlerde bu fitne yönetim mekanizmalarına ulaşsa da, bu toplumun dinamikleri buna müsaade etmemiştir. Tarihte Müslümanların üzerinde oynanan oyunlar kadar başka bir toplumun üzerinde oyun oynanmamıştır. Fakat kendi değerlerini muhafaza ederek günümüze kadar ayakta kalan tek toplumda, İslam Toplumu olmuştur.
Peki ya şimdi? Müslüman coğrafyasının hali içler acısı! Hristiyan haçlı devletleri Yahudilerle bir olmuşlar, yanlarına çektikleri Budist ve diğer dinlerin çete mensuplarıyla Müslümanlara kan kusturuyorlar. Yani anlayacağın ağızlarında yemek yiyebilecekleri tek bir diş bile bırakmamışlar!
Bir toplumun inancı, o toplumdakilerin tamamı tarafından terk edilince yok olur. Müslümanların şu an ciddi bir travma yaşadıkları, başsız kaldıkları doğrudur. Hatta bu topluluk belki de tarihte daha önce yaşamadığı bir zilleti şu an yaşamaktadır. Fakat bu toplumun bağrından çıkmış ve sahih İslam anlayışının öncüleri olmuş nice alimler, nice komutanlar, nice gruplar bu bayrağı yere düşürmemişler, düşürmeyeceklerdir. Selahaddin Eyyubi, Nureddin Zengi, İmam Gazali, İbni Teymiyye, İmam Rabbani, Şeyh Şamil, Ömer Muhtar, İzzettin Kassam, Hasan El Benna, Said Nursi, Seyyid Kutub, Abdulkadir Udeh, Said Havva, Cahar Dudayev, Aliya İzzetbegoviç, Şeyh Ahmed Yasin, Abdülaziz Rantisi ve daha ismini sayamadığım binlerce Müslüman, bedel ödeyen bu topluma önderlik yapmışlardır. Yani anlayacağın; Müslümanların ağzına yumruk vurdukları doğrudur, fakat tek bir dişlerini bile sökememişlerdir.
Ama günümüzde mesela Suriye, Irak, Mısır, Yemen gibi ülkelerde daha çok Müslümanlar birbirini öldürmekteler… Buna ne diyorsun?
İslam toplumunu dışardan yok edemeyeceklerini yıllar önce anlayan İslam düşmanları, içten çökertmenin planlarını yaptılar. Bu topluma düşmanlık yapan Şia ve Hariciliğin sapıklıklarını iyi kullandılar. Kimi zaman Fatımiler, Buveyhiler, Safevi gibi devletleri, kimi zamanda farklı rafızi grupları öne sürdüler. Fakat her defasında, bu ümmet tarafından yenilgiye uğradılar. Günümüzde bu hainliği, ismini ‘İslam Devleti’ diye yutturmaya çalışan ama foyaları ortaya çıkan İran ve İşid gibi devletlerin/örgütlerin eliyle devam ettirmektedirler.
Yani bunları bu toplumdan saymıyor musun? Anladığım kadarıyla Sünni’sin sen! Nedir kardeşim bu Şii-Sünni ayırımı? Niye mezhepçilik yapıyorsun?
Mezhepçilik falan yaptığım yok! İslam Akidesinin tek bir yolu vardır. Bu yolda yürüyene Müslüman denir. Fakat Şia, Haricilik gibi yollar bu yolun dışına çıkmış, bu yolla ilgisi olmayan çıkmaz sokaklardır. Buğday başaklarının arasında çıkmış ayrık otlardır. Hz. Peygamber(sav)’in yolunda gidenler, buğday başakları ayrık otlar ile karışmasın diye, ‘Ehl-i Sünnet’ veya ‘Sünni’olarak nitelendirilmişlerdir. Yoksa bizim mezhep ismi veya mezhepçilik gibi bir derdimiz yoktur.
Ortadoğu’nun ABD ve diğer batılı devletlerin eliyle Şiileştirilmesini şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Aslında amaçları, Müslümanları temel İslam düşüncesinden uzaklaştırmak, uzaklaşmayanları da uzaklaşanların eliyle yok etmek! Yani İslam’a karşı İslam(!)… Peki sonuç ne olacak?
Madem dişlerden çok bahsettik. Sana bir dişçi fıkrası anlatayım; Bir dişçi bir mahallede işyeri açmış. İşini çok iyi yaptığı için epeyce müşterisi olmuş. Fakat bir süre sonra bu dişçiye düşmanlık besleyenler, oraya sahte bir dişçi yollamışlar. Aynı mahallede daha güzel bir işyeri açmışlar. Fakat adamın dişçiliği iyi olmadığından müşteri bulamamış. Birini daha yollamışlar. Onun durumu da aynı… İkisine de büyükçe tabelalar yaptırmışlar; İlkine ‘Bu şehrin en iyi dişçisi’, diğerine ise ‘Bu ülkenin en iyi dişçisi’ diye… Bizim dişçi de bir tabela yaptırmış. Tabela da şu yazı varmış; ‘Bu mahallenin en iyi dişçisi’…
Yine on ikiden vurdun… Anladım şimdi… Sahabe düşmanlarını, Hadis inkarcılarını; bu dine, bu topluma zarar vermek için kullanıyorlar. Hz. Peygamber(sav)’in sünnetinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Peki, bu mahallenin çocukları arasında daima bulunmam için ne yapabilirim?
Diş sağlına dikkat et.
Diş sağlığı için bir tavsiyen var mı?
Misvak kullan!

Ferit Yavuz

  • Yazarın Tüm Yazıları
Yazarın Tüm Yazıları
Önceki İçerikTevekkül
Sonraki İçerikYıkılmayan Kale Çanakkale