Bismillah… Hamd ü senâ âlemlerin rabbi olan Allah’a (c.c.) mahsustur. O’na hamd eder, O’nu tesbih ederiz. Allah’ın salât ve selamı şükreden kul ve vazifesini hakkıyla yerine getiren elçi Hz. Muhammed’in (s.a.v.), ailesinin, sahabesinin ve onun izinden gidenlerin üzerine olsun. Âmin…

Ülkemiz 6 Şubat tarihinde asrın felaketi şeklinde nitelendirilebilecek bir deprem yaşadı. Ülkemizin güneyi ve Suriye’nin kuzeyi büyük bir felaket yaşarken tüm ülke olarak sarsıldık. Gerisinde kırk beş binden fazla vefat, yüz binlerce yaralı ve mağdur bıraktı. Vefat eden kardeşlerimize yüce Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa, depremzedelere ve tüm halkımıza sabrı cemil ve metanet diliyorum. Yüce Allah ülkemizi, İslam âlemini ve tüm insanlığı bu ve benzeri musibetlerden korusun ve dersler çıkarmayı bize nasip etsin. Âmin.
Hiç şüphe yok ki insanoğlu dünyaya sistemini kurmak ve burada ebedi kalmak üzere gelmemiştir. O burada imtihan edilmek üzere yaratılmıştır. İmtihanın bir boyutu para, mal, mülk, eş, çocuk, mevki-makam gibi insanın hoşlandığı faktörler iken ötekisi ise acılar, depremler, hastalıklar, felaketler ve benzeri musibetlerdir. İmtihan daha çok zorlukları çağrıştırsa da sadece bununla sınırlı değildir. Nimet de imtihan, nikmet (sıkıntı, felaket) de. Rahmet izleri de imtihan, zahmet yansımaları da. Bu imtihan sürecinin sonunda/finalinde ya ebedi saadet olan Allah rızasını ve onun sonucu olan cenneti elde ederiz ya da O’nun hoşnutsuzluğunu ve sonucu olan cehennemi. Bu denli kritik ve ebedi hayatımızı olabilecek en yüksek düzeyde etkileyen imtihan sürecini idrak etmeliyiz ve onu iyice öğrenerek işe başlamalıyız. İmtihan bilincimizi, farkındalığımızı oluşturarak başarıyı sağlayabiliriz. Bu yazıda imtihan sürecine dair bazı ipuçları paylaşmaya çalışacağım. Başarı Allah’tandır.

Giriş
Musibetten önceki hazırlığımız ve bilincimiz hem musibet döneminde hem de sonrasında doğru tavır takınmamıza katkı sağlar. İnsanoğlu, bu dünyanın bir yaratıcısının olduğunu, O’nun insanları bir vazifeyle görevli olarak yarattığını ve samimiyetlerini test edeceğini en başta bilmelidir. Evet, o bu dünyaya imtihan için, iyi işler yapıp yapmayacağının belirlenmesi için gönderildiğinin farkında olmalıdır. “Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.”1, “İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık. Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak haline getireceğiz.”2 İnsanlığın ilk öncüsü Âdem (a.s.) ve tüm nesli imtihan için yaratılmıştır. Hz. Âdem’in (a.s.) yaratıldıktan sonra cennete konması bizi aldatmasın ve sanmayalım ki o ağaçtan yemeseydi o ve soyu orada ebedi kalacaktı. İlk atamız yaratılış sonrası geçici bir süreliğine cennete yerleştirildi. O ağaçtan yemeseydi de oradan dünyaya gönderilecek ve imtihana tabi tutulacaktı.
Dünyaya imtihan için geldiğini öğrenen insanoğluna düşen ilk vazife sağlam bir imtihan bilincine sahip olmasıdır. İmtihan nedir? Bu konuda öncülerimiz kimler? Ne kadar, niçin ve nasıl imtihan oluruz? İmtihanda kalmamak için neler yapmalıyız? Ne ile imtihan oluruz?
İnsanoğlu ilk başta imtihanı bilmeli ve kabullenmelidir. Bu dünyaya piknik yapmaya gelmediğinin farkına varmalıdır. İman etmeli, imanını amelle desteklemeli ve bunu kanıtlamalıdır. “İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; keza O, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.”3 “Yoksa Allah içinizden cihad edenleri ortaya çıkarmadan ve sabredenleri belirlemeden cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?”4 Kur’an-ı Kerim nelerle imtihan olacağımızı ve bu süreçteki en önemli azığımızı vurgulayarak bu hakikati apaçık bir şekilde beyan ediyor. Buyurunuz, istifade edelim: “Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma (fakirlik) ile imtihan eder, deneriz. (Ey Peygamber!) Sen sabırlı davrananları müjdele. İşte o sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman ‘Biz Allah için varız ve biz sonunda O’na döneceğiz’ derler.”5 “Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda peygamber ve beraberindeki müminlerle “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır denildi.”6

Bazen insanoğlu şeytani mantığı ve materyalist kafayı rehber edinir, gönlü, ruhu ve vicdanı devre dışı bırakır ve artık Allah’ın mülkünde fütursuzca davranabileceğine, tabiatı tahrip edebileceğine, toprağı çoraklaştırabileceğine, sekülerleşerek yüce Allah’ı hayattan uzaklaştırabileceğine ve kâinat üzerinde hegemonyasını kurabileceğine inanır ve buna göre davranır. Hatta öyle şımarır ki dünyaya imtihan için geldiğini kabul etmez, kendisini yeryüzünü onarmakla memur, vazifeli, halife ve kul olarak görmez. Artık sözünü tutmaz, tartı ve ölçüde doğru davranmaz, adaletten uzaklaşıp zulme yönelir. İktidar ve güç sahibi olunca kibirlenerek hududullahı çiğner. İşte böyle zamanlarda musibet ilahi bir şefkat tokadı olarak devreye girer, insanoğlunu sarsarak kendine gelmesi için zemin oluşturur. Fakat musibetler sadece kötülerin başına mı gelir? Toplu musibetlerde hata ve günahlarda sebebiyeti olmayanların etkilenmelerini nasıl anlamalıyız?
Esasen, imtihanda belalara, musibetlere ve zorluklara maruz kalmak kötülere has bir durum değildir. Aksine, kişi ne kadar dindarsa o oranda sınanacağını söyleyebiliriz. Allah (c.c.) başta peygamberler olmak üzere herkesi bir belâ ile denemiştir. Sahih bir hadise göre en şiddetli belâlara uğrayanlar önce peygamberler, sonra da onlara en çok benzeyenlerdir.7 Öncülerimiz olan Peygamberlerden (a.s) hangisi sınanmadı, hangisi bu dünya hayatında rahat yüzü gördü? Âdem (a.s) mi, Nuh (a.s) mu? Oğlunu kurban etmekle emrolunan İbrahim (a.s) mi? Ya İsmail (a.s)? Kur’an, baba-oğul imtihanını, Hz. İbrâhim’in oğlu İsmâil’i kurban etme teşebbüsünü “apaçık bir belâ (deneme)” olarak nitelendirmiyor mu?
Altın silsilenin son halkası olan Allah Resulü (sav) mü imtihandan muaf tutuldu? Hayır, o da kardeşleri gibi sınandı. Hatta onun imtihanı en çetin olandı. O Mekke’de sınandığı gibi Medine’de de sınandı. Mekke’de imtihan sebebi ağırlıklı olarak müşriklerdi. Medine’de onlara Münafıklar, Yahudiler ve Arap yarımadasını çevreleyen Sasani ve Bizanslılar eklendi. O (sav), işkence görerek, aç bırakılarak, çeşitli musibetlere maruz kalarak maddi olarak sınandığı gibi namusuna iftira edilerek (ifk hadisesi gibi), adaleti sorgulanarak, delilik, sihirbazlık vb. kendisinden fersah fersah uzak hakaretlere uğrayarak manevi olarak da sınandı.

İmtihan olmak, sınanmak, belalara duçar olmak her zaman kötü değildir. Aksine kalitenin, özün ve cevherin ortaya çıkarılması için bazen şarttır. Deri için tabaklanma ne ise insan için de iptila odur. Altın ateşte, insan mihnette belli olur, denmiştir. İmtihan olmadan, insanoğlunu en yüce mertebelere çıkaran yakîn, tevekkül, sebat, sabır, umut, güven, iyimserlik gibi haller nasıl ortaya çıkar? İbrahim (a.s.) bile sınandıktan sonra imam kılınmadı mı? “Vaktiyle rabbi İbrâhim’i bazı sözlerle sınayıp da İbrâhim onları eksiksiz yerine getirince, “Ben seni insanlara önder yapacağım” buyurmuştu.”8 Ahmet b. Hanbel’in (r.a) imtihanını, kamçılar altında vücudunun inlemesini gözlemleyen sûfî dostu Bişr el-Hâfî onun peygamber sabrı gösterdiğini belirtmiş ve atıldığı ateşten has altın olarak çıktığını söylemiştir. İmam Ahmed bu imtihana maruz kalıp cevheri ortaya çıkmasaydı onun hakkında İmam Şâfiî, “Bağdat’ta Ahmed b. Hanbel’den daha faziletli, müttaki, âlim ve fakih bir kimse görmediğini” söyler miydi? Veya Ali b. Medînî onun hakkında şöyle der miydi: “Allah bu dini riddet günü Ebû Bekir ile mihnet günü de Ahmed b. Hanbel ile yüceltmiştir.”9
İmtihan olmak küllerden doğup yeniden bilenmek, zahiren şer görünende hayır aramaktır. Aynı zamanda günahtan arınmak ve manen yükselmektir. İfk hadisesini ve konu ile ilgili hadisleri şerh eden İmam Nevevi bu olaydan çıkarılacak elli üç ders ve hikmet saymıştır. Ön sezgisiyle Kur’an hükmünün habercisi olan Ömer’in (r.a.) musibet ve imtihan bilinci ne muhteşemdir! “Sınandığım her musibette yüce Allah’ın üzerimdeki dört nimetini gördüm: Musibetin dinimde olmaması, rızadan mahrum olmamak, daha büyüğünden korunmak ve O’ndan sevap ummam.”

Musibetlerle imtihan olunmaya dair yukarıdaki genel değerlendirme ışığında şu hususları da eklemek istiyorum.
Musibetlerle kendimiz sınandığımızda bunu kusurlarımızla ilişkilendirmek, dışımızdakilerin musibetlerini ise onların derecelerinin Allah katında yükseltilmesine bağlamak önemli bir ahlak erdemidir. Aksi ise sui zannın şımarıklığın belirtisidir. Şöyle ki nimetlendirilmek de musibetlerle imtihan edilmek de Allah katında hem ödüllendirme hem de cezalandırma olabilir. Yüce Allah’ın çok iyi veya günahsız birisine musibet vermesi onun katındaki derecesini yükseltmeye yönelik olabileceği gibi çok kötü birisinin dünyada rahat bir hayat yaşaması ve nimetler içinde yüzmesi de onun için cezalandırma kapsamında olabilir.
Deprem gibi musibet dönemlerinde felaket ve musibetleri günahlarla ilişkilendirmek, bunları cezalandırmak olarak yorumlamak ve akut dönemde bunu dillendirmek doğru olmayabileceği gibi hikmet ilkesine de terstir. Musibet anında ilk yapılması gereken musibete uğrayanın yanında olmak, ona yardımcı olmaktır. Ders ve öğüt işi daha sonraki iştir. Musibet anında davetçileri yanında görmeyen kişiye yapılan davet ve uyarı hatırlatmaları kârdan ziyade zarara sebep olabilir.

Müslüman, dünyada yaşarken sünnetüllaha uygun davranmalıdır. Deprem felaketinde gördük ki yıkılan evlerde zemin etüdü, projeye uygun yapı, projede yapılan değişiklikler… çok sayıda kusur tespit edildi. Tedbirlere ve kurallara harfiyen uyalım. Bu hususta bilerek yapılan ihlaller dünya ve ahirette ciddi bir vebale sebep olur. Tedbir ve kurallara uymadığımız takdirde hem kendimize zulmedeceğimizi hem de diğer insanların hayatını tehlikeye attığımızdan dolayı kul hakkına gireceğimizi bilelim. “Müslüman diğer Müslümanların elinden ve dilinden güvende olduğu kimsedir.”10
Hem birey hem de toplum olarak nefs muhasebesini yapalım. Cahit Zarifoğlu’nun dediği gibi: “Herkes kendi içine baksın.” Şimdi herkesin kendi içine bakmasının tam zamanı. Herkes aynanın karşısına geçmeli ve kendine bakmalı, kusurlarını, yanlışlarını, eksiklerini görmeli… Hepimiz, son zamanlarda dünyevileştiğimizden, ölümü unuttuğumuzdan, maddeye kendimizi fazla kaptırdığımızdan şikâyet ediyorduk. Şimdi muhasebe zamanı.
Selam ve dua dileği ile…

Kaynakça
1) Mülk, 1-2.
2) Kehf, 7-8.
3) Ankebût, 2-3.
4) Âl-i İmrân, 142.
5) Bakara, 155-156.
6) Bakara, 214
7) Buhârî, Merdâ, 3; Tirmizî, Zühd, 56; İbn Mâce, Fiten, 23; Dârimî, Rekâik, 67.
8) Bakara, 124.
9) M. Yaşar Kandemir, TDV İslam Ansiklopedisi, “Ahmed b. Hanbel” maddesi.
10) Buhârî, “Îmân”, 3; Müslim, “Îmân”, 64.

  • Yazara Ait Diğer Yazılar
Yazar
Mardin’de 1974’te doğdu. İlk ve Ortaokul çağında medrese eğitimini aldı. Medreseden mezun olduktan sonra ilkokulu 1990’da, Ortaokulu 1991’de dışarıdan sınavla bitirdi. Şanlıurfa İHL’yı 1995’te bitirdi. 1996-2002’de tıp fakültesini, 2007-2011’de çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığını okudu. Siverek Devlet Hastanesi, Şanlıurfa Çocuk Hastanesi, Bayrampaşa Devlet Hastanesi ve bazı özel hastanelerde çalıştı. Şu anda İstanbul/Bahçelievler Medipol hastanesinde çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak çalışıyor. Davet ve Kardeşlik Vakfı başkanıdır. İyi düzeyde Arapça ve Kürtçe bilmektedir. Arapçadan Türkçeye çevirileri mevcuttur. (Örnek: Müslümanın Yol Azığı/Mustafa Meşhur, Çocuklarını Değerlendir/M. Ebu Farha). Nida Yayıncılık Yayın Kurulu üyesi ve Davet Mektebi dergisi yazarıdır. İstanbul Başakşehir’de oturmaktadır. Evli ve 5 çocuk babasıdır.
Yazara Ait Diğer Yazılar
İletişim
×
Mardin’de 1974’te doğdu. İlk ve Ortaokul çağında medrese eğitimini aldı. Medreseden mezun olduktan sonra ilkokulu 1990’da, Ortaokulu 1991’de dışarıdan sınavla bitirdi. Şanlıurfa İHL’yı 1995’te bitirdi. 1996-2002’de tıp fakültesini, 2007-2011’de çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığını okudu. Siverek Devlet Hastanesi, Şanlıurfa Çocuk Hastanesi, Bayrampaşa Devlet Hastanesi ve bazı özel hastanelerde çalıştı. Şu anda İstanbul/Bahçelievler Medipol hastanesinde çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak çalışıyor. Davet ve Kardeşlik Vakfı başkanıdır. İyi düzeyde Arapça ve Kürtçe bilmektedir. Arapçadan Türkçeye çevirileri mevcuttur. (Örnek: Müslümanın Yol Azığı/Mustafa Meşhur, Çocuklarını Değerlendir/M. Ebu Farha). Nida Yayıncılık Yayın Kurulu üyesi ve Davet Mektebi dergisi yazarıdır. İstanbul Başakşehir’de oturmaktadır. Evli ve 5 çocuk babasıdır.
Son yazılar